Kölenin efendisini doğuracağı bir çağdan bahsediyordu Peygamber Efendimiz (sav). Şimdi adeta her çocuk bir efendi, ailesi hizmetkârları. Acıkmadan yemeği, suyu, yorulmadan ödülleri hazır edilen şımarık, tembel ve ruh hastası aday adayları. Sabahtan akşama bilgisayar, telefon başında dopamin almaya bağımlı, öldürdüğü her varlıktan aldığı puanlarla tatmin olan, anne, baba, nine, dede, amca, hala tanımayan, sokakta oynamanın keyfini bile tatmamış, zavallı heba olmuş bir nesil...
Birkaç ay önce ne idüğü belirsiz sokak mamalarıyla beslenen köpeklerin katlettiği çocukların haberlerine üzülüyorduk. Sonra boşanmak istediği için karısını, masum çocuklarını ve tüm ailesini öldüren cani adamları izledik. Trafikte korna bastı, sellektör yaktı diye birbirini boğazlayanı, benimle adam akıllı ilgilenmedi diye doktoru bıçaklayan hastayı... Bir toplum nasıl böyle bir noktaya gelir? Bu insanlar ne yiyor, ne içiyor, ne izliyor, ne oynuyor, ne okuyor? Hepsi farklı bir araştırma konusu olabilir. Şu bir gerçek ki hiçbiri tesadüf değil. Dizilerden, şarkılara, eğitim sistemimizden oyunlara bizi ve çocuklarımızı çok sıkı kontrol ediyorlar. Tek bir komutla da bir okul insanı öldürtebilecek kadar örgütlü, sistemli çalışıyorlar.
Alışkın olduğumuz çocuk cinayeti yahut intihar haberlerinde, hemen aile yapısına, yetiştiği çevreye, okula uygun manşetler atılırdı. "Dinci ailenin çocuğu çıldırdı, canına kıydı.", "İslamcı baskıya dayanamadı, cinayet işledi." gibi... Bu defa katil seküler bir ailenin çocuğu olduğu için ailenin yaşam tarzı hiç konu edilmedi. Direkt Milli Eğitim Bakanına yönelik sözlü saldırılar oldu.
Öldürmeyi ödüllendiren oyun çeşitleri internette o kadar fazla ki seküler ya da muhafazakar her evde, aşağı yukarı her çocuk bu oyunları oynayabiliyor. Ekran süresi arttıkça çocukların gerçeklik algısı bozuluyor. Telegram'da örgütlendiği söylenen gruplar da gerçeklik algısı bozulan bağımlı çocukları terör eylemlerinde kullanabiliyorlar. Babası polis, annesi öğretmen olan Kahramanmaraş'taki katil çocuk, birkaç hafta öncesinden anormal davranışlarıyla okulda kendini belli etmiş olsa da somut hiçbir tedbir alınmamış ya da alınamamış. Göz göre göre sekiz çocuk ve bir öğretmen yaşamını yitirmiştir.
Öğretmenler, yeni eğitim sisteminin ellerini kollarını bağladığını, öğrenciye söz geçiremediklerini, tüm sorumluluğun çocuklarına toz kondurmayan velilerde olduğunu söylüyorlar. Veliler de yeni eğitim modelinin öğrenci yerine sürekli kendilerini muhatap alarak sorumsuz, hiç büyümeyen talebe ortaya çıkmasına neden olduğunu öne sürüyor.
Bir veli aynı zamanda bir öğretmen ya da polis olabiliyor. Okulundaki yahut iş yerindeki aksaklıkları çok kolay görürken kendi evindeki suç makinasına kör kalabiliyor. Normal insan sandığı evladı seri katil çıkabiliyor. Peki bizler çocuklarımızın neyle meşgul olduğunu nasıl anlayacağız? Onları zararlı içeriklerden nasıl koruyacağız?
Öncelikle odasına kapanan, telefonuyla, laptopuyla ayağımızın altına dolanmadan, uslu uslu vakit geçirebilen çocuk iyi çocuktur anlayışından uzaklaşıp onu daha iyi takip ederek. Elbette bu gözlem onu bizden soğutup aramıza temelli mesafe koymasına neden olacak yıkıcı bir kontrol mekanizmasına dönüşmemeli. Belki zor olacak ama sporla, müzikle, birlikte oynanan gerçek bir oyunla, beraber izlenen bir filmle, bir kitapla, bazen bir piknikle çocukla çocuk, gençle genç olmayı yeniden deneyerek olabilir. Ve şu 12 yıl zorunlu eğitim modelinden vazgeçilip çocuklara zanaat öğretilmesi şart.
Olmazsa olmaz diğer konu, Kuran ahlakı ve merhamet duygusu... Temeli dine, Allah sevgisine ve korkusuna dayanmayan değerler en küçük bir rüzgarda devrilir. Yüce yaratıcının bizi her yerde, her saniye gördüğünü idrak eden, ahirette yaptıklarımızın illaki bir karşılığı olacağını bilen çocuklar yetiştirmek... Zamanın fitnesinden, belasından evladını korumak için çırpınan her anne babanın Allah yar ve yardımcısı olsun...

