Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ayşeli Polat
Köşe Yazarı
Ayşeli Polat
 

Modern Zamanın Fırtınasında Mümin Bir Erkeğin Eş Arayışı

Aile bürosuna 25 yaşlarında temiz yüzlü bir delikanlı geldi. "Hocam sizi sosyal medyadan takip ediyorum. "Dindar ve bekar bir kızın evleneceği erkekte araması gereken vasıflar" ile alakalı bir yazınız vasıtasıyla tanıdım sizi ve hemen takibe başladım. Ben de bekarım. Evlenmek için bir kaç teşebbüsüm oldu fakat sonunu getiremedik. Dindar kızın evleneceği erkekte araması gereken vasıfları yazmışsınız. Acaba dindar bir erkeğin evleneceği kızda araması gereken vasıfları da yazar mı diye uzun süre bekledim. Yazmayınca dm'den size ulaşmaya çalıştım. Sorularımı ve sorunlarımı ilettim. Fakat dm'deki hiç bir soruma cevap vermediniz. "Selamün aleyküm" diye verdiğim selamımı bile almadınız. Ben de bizzat gelip yüz yüze sormak istedim." dedi. "Dm'den gelen hiçbir mesaja cevap vermiyorum. Selamı bile almıyorum. Çünkü Kur'an'ın ifadesiyle kalbinde hastalık bulunan bazı kimseler alınan selamı bile yanlış yorumlayabiliyor. O yüzden bunu bir prensip haline getirdim. Dm'de yazışmayı doğru bulmuyorum" dedim. "Buyurun sizi dinliyorum" dedikten sonra konuşmaya başladı. "Hocam, malumunuz çok manidar bir çağda yaşıyoruz. Dindar bir erkeğin bu modern(!) çağda evleneceği adayda araması gereken özellikler sizce ne olmalı ? Bu özelliklerin içinde olmazsa olmaz olanlar hangileri olmalı? Bu konuda yardımcı olursanız çok sevinirim " dedi.  "İnsan, bu dünyaya yalnız gönderilmiş olsa da yalnız yaşamak için yaratılmamıştır. Cenâb-ı Hak, insan ruhunu ünsiyetle teskin olacak şekilde halk etmiş; kalbi muhabbetle, merhametle ve aidiyet hissiyle yoğurmuştur. Bu sebepledir ki hayat yolculuğunun en mühim menzillerinden biri de evliliktir. Zira evlilik, yalnızca iki insanın aynı çatı altında yaşaması değil; iki ruhun aynı istikamete yürümeye niyet etmesidir. Hele ki ahir zamanın fitneyle örülü, hakikatin gürültüler arasında kaybolduğu bu müşkül çağında, doğru insanı bulmak yalnız bir tercih değil, adeta bir istikamet meselesine dönüşmüştür. Bugün modern dünyanın parıltılı vitrinleri, insanın gözünü hakikatten uzaklaştırmakta; evlilik müessesesi dahi nefsânî arzuların, tüketim alışkanlıklarının ve gösteriş heveslerinin gölgesinde şekillenmektedir. İnsanlar artık birbirlerinin kalbine değil, hayat tarzına; ahlâkına değil, görünüşüne; sadakatine değil, sosyal statüsüne bakar hâle gelmiştir. Böyle bir zamanda dindar bir erkeğin zihnini en çok meşgul eden suallerden biri de “Nasıl bir hanımla yuva kurmalıyım? Hangi vasıflar bir ömrü huzura çevirir? Ve hangi özellikler olmazsa olmazdır?” Bu sualin cevabı yalnızca dünyevî saadeti değil, ahiret selâmetini de içine alan derin bir muhasebeyi gerektirir. Çünkü mümin için evlilik, yalnızca dünyayı paylaşmak değil; kabre, hesaba ve ebediyete birlikte yürümektir. Bu hususları göz önünde bulundurarak vasıfları şöyle sıralayabilirim: 1- Dindar bir erkeğin eş adayında araması gereken en mühim vasıf hiç şüphesiz sahih bir iman ve samimi bir takvâ hâlidir. Zira güzellik solar, gençlik geçer, servet tükenir; fakat kalpte yerleşmiş Allah korkusu insanı daima diri tutar. Takvâ sahibi bir kadın, yalnız insanların yanında değil; kimsenin görmediği yerde de haddini muhafaza eder. Çünkü onun ahlâkını şekillendiren şey toplum baskısı değil, Rabbinin huzurunda olma şuurudur. Böyle bir hanım için sadakat, yalnızca eşine bağlılık değil; Allah’a verdiği kulluk sözünün de bir parçasıdır. Bugün pek çok insan eş seçiminde zahire aldanıyor. Hâlbuki hakiki güzellik, insanın kalbinden taşan edeptir. Nice yüzler vardır ki zamanla değişir; fakat güzel ahlâkın ruhta bıraktığı tesir daimîdir. İnsan, ömrünü aynı evde geçireceği kişinin yalnız suretine değil; secdesine, merhametine, diline ve kalbinin istikametine bakmalıdır. Çünkü bir evde huzuru doğuran şey yalnız sevgi değildir; aynı kıbleye dönebilmektir. Sabah namazına kalkarken aynı duaya “âmin” diyebilen iki insanın arasında öyle kuvvetli bir bağ oluşur ki dünya yorgunluğu onların ruhuna kolay kolay nüfuz edemez. Bu sebeple takvâ, bir eşte bulunabilecek en kıymetli cevherdir ve bunun alternatifi yoktur. Dindar bir erkek öyle bir kadınla evlenmeli ki, bir günahtan sakınırken "toplum ne der?" diye değil, "eşim ne der?" diye değil, "Allah ne der?" diye sakınmalı. Allah'ın her şeyi gördüğünü, duyduğunu, bildiğini bütün zerreleriyle hissetmeli. İhsan şuuru zirvede olmalı. Böyle bir kadın, hangi çağda olursa olsun, hangi mekânda bulunursa bulunsun Allah korkusu onu muhafaza edecektir.  Edebi, ahlakı, duruşuyla binlerce erkeğin içinde olsa da güvende olacaktır.  2- Modern çağın en büyük felaketlerinden biri, hayânın küçümsenmesi olmuştur. Bugün utanmak zayıflık, ölçülü olmak geri kalmışlık, vakar ise sıkıcılık sayılıyor. Oysa İslâm medeniyetinde haya, insanı insan yapan en asil ziynetlerden biri kabul edilmiştir. Dindar bir erkek için eş adayında aranacak mühim hususlardan biri de hayâ sahibi oluşudur. Çünkü haya, kadının yalnız dış görünüşünü değil; bakışını, konuşmasını, öfkesini, sevgisini ve sınırlarını da muhafaza eder. Hayâsını kaybetmiş bir ruh, zamanla inceliğini de kaybeder. Edep ise insanın iç dünyasının dışa akseden zarafetidir. Edep sahibi bir kadın, konuşurken kırmamayı bilir. Tartışırken haddi aşmaz. Sevgisini gösterirken bile ölçüyü muhafaza eder.  Bir erkek için eve döndüğünde huzur bulacağı bir liman aramak en tabiî hakkıdır. Ve bu huzur çoğu zaman gösterişli cümlelerde değil; edepli bir bakışta, yumuşak bir hitapta, merhamet dolu bir tavırda gizlidir. Edepten yoksun bir eş, evlilik sadakatini koruyamaz. Kalbinde hastalık bulunan kişilere kapı aralar. Hayadan uzak hal ve hareketleriyle şüpheye sebep olur, yuvada tesis edilen huzuru zedeler. Bu yüzden edep ve haya mühimdir. 3- Kalbinin merhametle yoğrulmuş olması lazım.  İşte böyle bir hanım, en zor günlerde bile evini sükûnetle doldurabilir. Çünkü merhamet, insanın yalnız iyi gününü değil; en tahammül edilmez hâlini de taşıyabilme kudretidir. Evlilik dediğimiz şey, yalnız romantik anlardan ibaret değildir. Hastalık vardır, geçim sıkıntısı vardır, ruhsal yorgunluklar vardır, hayal kırıklıkları vardır. İşte bütün bu imtihanlarda insanın yanında kalan şey çoğu zaman güzellik değil; şefkattir. Bugün insanlar birbirini kolayca tüketiyor. En küçük kusurda vazgeçiliyor. Çünkü modern dünya insanlara fedakârlığı değil, konforu öğretti. Hâlbuki gerçek sevgi biraz da sabırdır. Birbirinin eksik tarafını taşıyabilmektir. Merhamet sahibi bir kadın, eşinin en kırılgan taraflarını küçümsemez. Onun sustuğu yerde neye üzüldüğünü hisseder. Yorulduğunda omzunu dinlendirir. Çünkü kadın bazen bir evin annesi olmadan evvel, o evin ruhu olur. 4- Eşini kendinden bir parça olarak görmeli. Eşinin kazancını kendi kazancıymış gibi sahiplenebilmeli. O yuvaya ait olduğunu hissedebilmeli. Nice kadınlar biliyorum. Eşi borç bataklığında. Lakin kadının umurunda değil. Eşinin parasını harcamayı günün kârı olarak görüp mutlu oluyor. Eşi, ayı nasıl geçireceğinin hesabını yapıp uykularını kaçırırken, kadın ne giydiği giysiden ne yediği yiyecekten, ne yaşadığı lüks hayattan feragat etmiyor. Uçan kuşa borçları var, lakin kadın bilmem kaç yıldızlı otellerde tatil yapmaktan geri durmuyor. Bu durum, kadının o yuvayı ve eşini sahiplenemediğinin en bariz göstergesidir. 5- Şüphesiz ki kültürlü olmak, kendini geliştirmek, tahsil sahibi olmak kıymetlidir. Lâkin modern çağın insanı bazen bunları asli unsur hâline getirerek asıl cevheri gözden kaçırıyor. Bir insan birkaç dil biliyor olabilir; fakat öfkesini yönetemiyorsa ilmi eksiktir. Sanattan anlıyor olabilir; fakat merhameti yoksa ruhu kuraktır. Kariyer sahibi olabilir; fakat vefayı bilmiyorsa gönlü fakirdir. Dindar bir erkek için elbette zihnen anlaşabileceği, sohbet edebileceği, hayatı paylaşabileceği bir hanım mühimdir. Fakat evliliği ayakta tutan şey yalnız entelektüel uyum değildir. Nice parlak zihinler vardır ki aynı sofrada huzurla oturamaz. İnsanın aradığı şey çoğu zaman “hayran kalacağı” biri değil; “yanında kendisi olabileceği” biridir. Bu yüzden ruhî olgunluk, birçok dünyevî meziyetten daha kıymetlidir. Çünkü olgun insan; affetmeyi, susmayı, dinlemeyi, özür dilemeyi ve gerektiğinde geri adım atmayı bilir. 6- Bir hanımda bulunması gereken en mühim hasletlerden biri de kanaatkârlık ve iktisat şuurudur. Zira modern zamanların en sessiz felaketlerinden biri, insanın ihtiyacından fazlasını arzulamayı “yaşam standardı” zannetmesidir. Bugün nice yuva sevgisizlikten değil; bitmek bilmeyen beklentilerden, tükenmeyen tüketim hırsından ve dünyaya karşı doymak bilmez bir iştiha hâlinden yıpranmaktadır. Hâlbuki kanaat, yalnız mala razı olmak değil; kalbin huzuru israfın gürültüsüne tercih edebilmesidir. İktisat sahibi bir kadın, eşinin kazancını hoyratça tüketmez; o rızkın içinde bir erkeğin alın terini, yorgunluğunu, gecikmiş uykularını ve omzunda taşıdığı mesuliyetleri görür. Bu sebeple nimetin kıymetini bilir, yokluk gününde sabrı, bolluk gününde ölçüyü muhafaza eder. Çünkü gerçek zarafet, gösterişte değil; elindekini hikmetle kullanabilmektedir. Nice zengin sofralar vardır ki bereketsizdir; nice mütevazı evler vardır ki içinde huzur, muhabbet ve sükûnet neşv ü nema bulur. Kanaatkâr bir kadın, eşine yalnız bir hayat arkadaşı değil; aynı zamanda omzundaki dünya yükünü hafifleten bir sükûn vesilesi olur. Böyle bir hanımın bulunduğu evde insan, servetin çokluğundan ziyade gönlün genişliğiyle zenginleşir. 7- Mahremiyetin kelime manasını ve muhtevasını çok iyi bilmeli, hayatını o minvalde yaşamalıdır. 12 yıldır aile bürosunda vaka dinleyen biri olarak çok rahat söyleyebilirim ki yuvaların yıkılma sebeplerini masaya yatırdığımızda, yüzde seksen gibi yüksek bir rakamla eşlerin mahremiyet ihlalinden kaynaklanıyor. Sosyal medyada fütursuzca paylaşılan fotolar, evin her halini aşikar eden videolar, eşiyle olan bütün münasebetini ifşa eden paylaşımlar yuvayı açık açık hava müzesine dönüştürüyor. İyi niyetli olan veya olmayan herkes bu müzeyi gezip yorum yapabiliyor. Dm'den gelen mesajlara verilen cevaplar, kalbinde hastalık olan insanlara cesaretlendirip, Hadi açmalarına sebep olabiliyor. Bütün bu mahremiyet ihlalleri ileride telafisi mümkün olmayan hatalara sebep olup, eşlerin tartışmalarına hatta yuvanın yıkılmasına sebep oluyor. Bu yüzden mahremiyetin ne olduğunu bilen ve buna kıymet veren biriyle hayatı birleştirmek lazım. 8- Bir diğer vasıf samimiyettir. İnsan sahici olmalıdır. Rol yapan insanlar bir müddet sonra yorulur. Evlilikte insan en savunmasız hâliyle görünür. Bu yüzden karşısındaki kişinin maskelerle değil, hakiki şahsiyetiyle var olması gerekir. 8- Bir diğer mühim mesele de aynı istikamete bakabilmektir. Hayata, dine, aileye, mahremiyete, çocuk terbiyesine dair temel meselelerde müşterek bir dünya görüşü olmayan insanların uzun vadede aynı yolda huzurla yürüyebilmesi kolay değildir. Oturup sohbet edemediğin, aynı esprilere gülemediğin, el ele tutup gezemediğin, sevindiğinde sevincini abartılı bulup istihzaî bakışlarıyla seni ezen, üzüldüğünde "nasıl olsa her şeye ağlıyor" deyip umursamayan bir eşle yaşanan hayat cehennemden bir şubedir. Bu yüzden bu hususu hafife almamak lazım.  Netice itibarıyla dindar bir erkeğin eş arayışı, yalnızca “iyi bir insan bulma” meselesi değildir; aynı zamanda kendi ahiret yolculuğunu kiminle sürdüreceğine karar vermesidir. Çünkü insan, en çok vakit geçirdiği kişinin hâlinden tesir alır. Kalpler birbirine benzer. Ruhlar zamanla birbirinin rengini taşımaya başlar. Bu sebeple eş seçimi yapılırken yalnız göz değil; vicdan, feraset ve dua da devrede olmalıdır. İnsan, nefsinin geçici hevesleriyle değil; kalbinin derin sükûnetiyle karar vermelidir. Ve belki de en mühimi şudur: İnsan, kusursuz birini aramaktan vazgeçmelidir. Çünkü bu dünyada kusursuz insan yoktur. Aranması gereken şey; Allah’tan korkan, hata yaptığında özür dileyebilen, sadakati bilen, merhameti eksilmeyen ve aynı secdede gözyaşı dökebilecek bir yol arkadaşıdır. Zira ömür dediğimiz şey, iki insanın birbirine hayran kalma hikâyesinden ziyade; birbirinin kusurunu örterek birlikte Allah’a yürüyebilme sanatıdır. İnsan günün sonunda şunu idrak eder: Bir yuva, gösterişli eşyalarla değil; huzurla kurulur. Huzur ise ancak kalbi Allah’a bağlı iki insanın arasında neşv ü nema bulur." dedim. Teşekkür edip odadan çıktı. 
Ekleme Tarihi: 05 Haziran 2026 -Cuma

Modern Zamanın Fırtınasında Mümin Bir Erkeğin Eş Arayışı

Aile bürosuna 25 yaşlarında temiz yüzlü bir delikanlı geldi. "Hocam sizi sosyal medyadan takip ediyorum. "Dindar ve bekar bir kızın evleneceği erkekte araması gereken vasıflar" ile alakalı bir yazınız vasıtasıyla tanıdım sizi ve hemen takibe başladım. Ben de bekarım. Evlenmek için bir kaç teşebbüsüm oldu fakat sonunu getiremedik. Dindar kızın evleneceği erkekte araması gereken vasıfları yazmışsınız. Acaba dindar bir erkeğin evleneceği kızda araması gereken vasıfları da yazar mı diye uzun süre bekledim. Yazmayınca dm'den size ulaşmaya çalıştım. Sorularımı ve sorunlarımı ilettim. Fakat dm'deki hiç bir soruma cevap vermediniz. "Selamün aleyküm" diye verdiğim selamımı bile almadınız. Ben de bizzat gelip yüz yüze sormak istedim." dedi. "Dm'den gelen hiçbir mesaja cevap vermiyorum. Selamı bile almıyorum. Çünkü Kur'an'ın ifadesiyle kalbinde hastalık bulunan bazı kimseler alınan selamı bile yanlış yorumlayabiliyor. O yüzden bunu bir prensip haline getirdim. Dm'de yazışmayı doğru bulmuyorum" dedim.

"Buyurun sizi dinliyorum" dedikten sonra konuşmaya başladı. "Hocam, malumunuz çok manidar bir çağda yaşıyoruz. Dindar bir erkeğin bu modern(!) çağda evleneceği adayda araması gereken özellikler sizce ne olmalı ? Bu özelliklerin içinde olmazsa olmaz olanlar hangileri olmalı? Bu konuda yardımcı olursanız çok sevinirim " dedi. 

"İnsan, bu dünyaya yalnız gönderilmiş olsa da yalnız yaşamak için yaratılmamıştır. Cenâb-ı Hak, insan ruhunu ünsiyetle teskin olacak şekilde halk etmiş; kalbi muhabbetle, merhametle ve aidiyet hissiyle yoğurmuştur. Bu sebepledir ki hayat yolculuğunun en mühim menzillerinden biri de evliliktir. Zira evlilik, yalnızca iki insanın aynı çatı altında yaşaması değil; iki ruhun aynı istikamete yürümeye niyet etmesidir. Hele ki ahir zamanın fitneyle örülü, hakikatin gürültüler arasında kaybolduğu bu müşkül çağında, doğru insanı bulmak yalnız bir tercih değil, adeta bir istikamet meselesine dönüşmüştür. Bugün modern dünyanın parıltılı vitrinleri, insanın gözünü hakikatten uzaklaştırmakta; evlilik müessesesi dahi nefsânî arzuların, tüketim alışkanlıklarının ve gösteriş heveslerinin gölgesinde şekillenmektedir. İnsanlar artık birbirlerinin kalbine değil, hayat tarzına; ahlâkına değil, görünüşüne; sadakatine değil, sosyal statüsüne bakar hâle gelmiştir. Böyle bir zamanda dindar bir erkeğin zihnini en çok meşgul eden suallerden biri de “Nasıl bir hanımla yuva kurmalıyım? Hangi vasıflar bir ömrü huzura çevirir? Ve hangi özellikler olmazsa olmazdır?”

Bu sualin cevabı yalnızca dünyevî saadeti değil, ahiret selâmetini de içine alan derin bir muhasebeyi gerektirir. Çünkü mümin için evlilik, yalnızca dünyayı paylaşmak değil; kabre, hesaba ve ebediyete birlikte yürümektir. Bu hususları göz önünde bulundurarak vasıfları şöyle sıralayabilirim:

1- Dindar bir erkeğin eş adayında araması gereken en mühim vasıf hiç şüphesiz sahih bir iman ve samimi bir takvâ hâlidir. Zira güzellik solar, gençlik geçer, servet tükenir; fakat kalpte yerleşmiş Allah korkusu insanı daima diri tutar.
Takvâ sahibi bir kadın, yalnız insanların yanında değil; kimsenin görmediği yerde de haddini muhafaza eder. Çünkü onun ahlâkını şekillendiren şey toplum baskısı değil, Rabbinin huzurunda olma şuurudur. Böyle bir hanım için sadakat, yalnızca eşine bağlılık değil; Allah’a verdiği kulluk sözünün de bir parçasıdır. Bugün pek çok insan eş seçiminde zahire aldanıyor. Hâlbuki hakiki güzellik, insanın kalbinden taşan edeptir. Nice yüzler vardır ki zamanla değişir; fakat güzel ahlâkın ruhta bıraktığı tesir daimîdir. İnsan, ömrünü aynı evde geçireceği kişinin yalnız suretine değil; secdesine, merhametine, diline ve kalbinin istikametine bakmalıdır.
Çünkü bir evde huzuru doğuran şey yalnız sevgi değildir; aynı kıbleye dönebilmektir. Sabah namazına kalkarken aynı duaya “âmin” diyebilen iki insanın arasında öyle kuvvetli bir bağ oluşur ki dünya yorgunluğu onların ruhuna kolay kolay nüfuz edemez. Bu sebeple takvâ, bir eşte bulunabilecek en kıymetli cevherdir ve bunun alternatifi yoktur. Dindar bir erkek öyle bir kadınla evlenmeli ki, bir günahtan sakınırken "toplum ne der?" diye değil, "eşim ne der?" diye değil, "Allah ne der?" diye sakınmalı. Allah'ın her şeyi gördüğünü, duyduğunu, bildiğini bütün zerreleriyle hissetmeli. İhsan şuuru zirvede olmalı. Böyle bir kadın, hangi çağda olursa olsun, hangi mekânda bulunursa bulunsun Allah korkusu onu muhafaza edecektir.  Edebi, ahlakı, duruşuyla binlerce erkeğin içinde olsa da güvende olacaktır. 

2- Modern çağın en büyük felaketlerinden biri, hayânın küçümsenmesi olmuştur. Bugün utanmak zayıflık, ölçülü olmak geri kalmışlık, vakar ise sıkıcılık sayılıyor. Oysa İslâm medeniyetinde haya, insanı insan yapan en asil ziynetlerden biri kabul edilmiştir. Dindar bir erkek için eş adayında aranacak mühim hususlardan biri de hayâ sahibi oluşudur. Çünkü haya, kadının yalnız dış görünüşünü değil; bakışını, konuşmasını, öfkesini, sevgisini ve sınırlarını da muhafaza eder. Hayâsını kaybetmiş bir ruh, zamanla inceliğini de kaybeder. Edep ise insanın iç dünyasının dışa akseden zarafetidir. Edep sahibi bir kadın, konuşurken kırmamayı bilir. Tartışırken haddi aşmaz. Sevgisini gösterirken bile ölçüyü muhafaza eder.  Bir erkek için eve döndüğünde huzur bulacağı bir liman aramak en tabiî hakkıdır. Ve bu huzur çoğu zaman gösterişli cümlelerde değil; edepli bir bakışta, yumuşak bir hitapta, merhamet dolu bir tavırda gizlidir. Edepten yoksun bir eş, evlilik sadakatini koruyamaz. Kalbinde hastalık bulunan kişilere kapı aralar. Hayadan uzak hal ve hareketleriyle şüpheye sebep olur, yuvada tesis edilen huzuru zedeler. Bu yüzden edep ve haya mühimdir.

3- Kalbinin merhametle yoğrulmuş olması lazım.  İşte böyle bir hanım, en zor günlerde bile evini sükûnetle doldurabilir. Çünkü merhamet, insanın yalnız iyi gününü değil; en tahammül edilmez hâlini de taşıyabilme kudretidir.
Evlilik dediğimiz şey, yalnız romantik anlardan ibaret değildir. Hastalık vardır, geçim sıkıntısı vardır, ruhsal yorgunluklar vardır, hayal kırıklıkları vardır. İşte bütün bu imtihanlarda insanın yanında kalan şey çoğu zaman güzellik değil; şefkattir. Bugün insanlar birbirini kolayca tüketiyor. En küçük kusurda vazgeçiliyor. Çünkü modern dünya insanlara fedakârlığı değil, konforu öğretti. Hâlbuki gerçek sevgi biraz da sabırdır. Birbirinin eksik tarafını taşıyabilmektir.
Merhamet sahibi bir kadın, eşinin en kırılgan taraflarını küçümsemez. Onun sustuğu yerde neye üzüldüğünü hisseder. Yorulduğunda omzunu dinlendirir. Çünkü kadın bazen bir evin annesi olmadan evvel, o evin ruhu olur.

4- Eşini kendinden bir parça olarak görmeli. Eşinin kazancını kendi kazancıymış gibi sahiplenebilmeli. O yuvaya ait olduğunu hissedebilmeli. Nice kadınlar biliyorum. Eşi borç bataklığında. Lakin kadının umurunda değil. Eşinin parasını harcamayı günün kârı olarak görüp mutlu oluyor. Eşi, ayı nasıl geçireceğinin hesabını yapıp uykularını kaçırırken, kadın ne giydiği giysiden ne yediği yiyecekten, ne yaşadığı lüks hayattan feragat etmiyor. Uçan kuşa borçları var, lakin kadın bilmem kaç yıldızlı otellerde tatil yapmaktan geri durmuyor. Bu durum, kadının o yuvayı ve eşini sahiplenemediğinin en bariz göstergesidir.

5- Şüphesiz ki kültürlü olmak, kendini geliştirmek, tahsil sahibi olmak kıymetlidir. Lâkin modern çağın insanı bazen bunları asli unsur hâline getirerek asıl cevheri gözden kaçırıyor. Bir insan birkaç dil biliyor olabilir; fakat öfkesini yönetemiyorsa ilmi eksiktir. Sanattan anlıyor olabilir; fakat merhameti yoksa ruhu kuraktır. Kariyer sahibi olabilir; fakat vefayı bilmiyorsa gönlü fakirdir. Dindar bir erkek için elbette zihnen anlaşabileceği, sohbet edebileceği, hayatı paylaşabileceği bir hanım mühimdir. Fakat evliliği ayakta tutan şey yalnız entelektüel uyum değildir. Nice parlak zihinler vardır ki aynı sofrada huzurla oturamaz. İnsanın aradığı şey çoğu zaman “hayran kalacağı” biri değil; “yanında kendisi olabileceği” biridir.
Bu yüzden ruhî olgunluk, birçok dünyevî meziyetten daha kıymetlidir. Çünkü olgun insan; affetmeyi, susmayı, dinlemeyi, özür dilemeyi ve gerektiğinde geri adım atmayı bilir.

6- Bir hanımda bulunması gereken en mühim hasletlerden biri de kanaatkârlık ve iktisat şuurudur. Zira modern zamanların en sessiz felaketlerinden biri, insanın ihtiyacından fazlasını arzulamayı “yaşam standardı” zannetmesidir. Bugün nice yuva sevgisizlikten değil; bitmek bilmeyen beklentilerden, tükenmeyen tüketim hırsından ve dünyaya karşı doymak bilmez bir iştiha hâlinden yıpranmaktadır. Hâlbuki kanaat, yalnız mala razı olmak değil; kalbin huzuru israfın gürültüsüne tercih edebilmesidir. İktisat sahibi bir kadın, eşinin kazancını hoyratça tüketmez; o rızkın içinde bir erkeğin alın terini, yorgunluğunu, gecikmiş uykularını ve omzunda taşıdığı mesuliyetleri görür. Bu sebeple nimetin kıymetini bilir, yokluk gününde sabrı, bolluk gününde ölçüyü muhafaza eder. Çünkü gerçek zarafet, gösterişte değil; elindekini hikmetle kullanabilmektedir. Nice zengin sofralar vardır ki bereketsizdir; nice mütevazı evler vardır ki içinde huzur, muhabbet ve sükûnet neşv ü nema bulur. Kanaatkâr bir kadın, eşine yalnız bir hayat arkadaşı değil; aynı zamanda omzundaki dünya yükünü hafifleten bir sükûn vesilesi olur. Böyle bir hanımın bulunduğu evde insan, servetin çokluğundan ziyade gönlün genişliğiyle zenginleşir.

7- Mahremiyetin kelime manasını ve muhtevasını çok iyi bilmeli, hayatını o minvalde yaşamalıdır. 12 yıldır aile bürosunda vaka dinleyen biri olarak çok rahat söyleyebilirim ki yuvaların yıkılma sebeplerini masaya yatırdığımızda, yüzde seksen gibi yüksek bir rakamla eşlerin mahremiyet ihlalinden kaynaklanıyor. Sosyal medyada fütursuzca paylaşılan fotolar, evin her halini aşikar eden videolar, eşiyle olan bütün münasebetini ifşa eden paylaşımlar yuvayı açık açık hava müzesine dönüştürüyor. İyi niyetli olan veya olmayan herkes bu müzeyi gezip yorum yapabiliyor. Dm'den gelen mesajlara verilen cevaplar, kalbinde hastalık olan insanlara cesaretlendirip, Hadi açmalarına sebep olabiliyor. Bütün bu mahremiyet ihlalleri ileride telafisi mümkün olmayan hatalara sebep olup, eşlerin tartışmalarına hatta yuvanın yıkılmasına sebep oluyor. Bu yüzden mahremiyetin ne olduğunu bilen ve buna kıymet veren biriyle hayatı birleştirmek lazım.

8- Bir diğer vasıf samimiyettir. İnsan sahici olmalıdır. Rol yapan insanlar bir müddet sonra yorulur. Evlilikte insan en savunmasız hâliyle görünür. Bu yüzden karşısındaki kişinin maskelerle değil, hakiki şahsiyetiyle var olması gerekir.

8- Bir diğer mühim mesele de aynı istikamete bakabilmektir. Hayata, dine, aileye, mahremiyete, çocuk terbiyesine dair temel meselelerde müşterek bir dünya görüşü olmayan insanların uzun vadede aynı yolda huzurla yürüyebilmesi kolay değildir. Oturup sohbet edemediğin, aynı esprilere gülemediğin, el ele tutup gezemediğin, sevindiğinde sevincini abartılı bulup istihzaî bakışlarıyla seni ezen, üzüldüğünde "nasıl olsa her şeye ağlıyor" deyip umursamayan bir eşle yaşanan hayat cehennemden bir şubedir. Bu yüzden bu hususu hafife almamak lazım. 

Netice itibarıyla dindar bir erkeğin eş arayışı, yalnızca “iyi bir insan bulma” meselesi değildir; aynı zamanda kendi ahiret yolculuğunu kiminle sürdüreceğine karar vermesidir. Çünkü insan, en çok vakit geçirdiği kişinin hâlinden tesir alır. Kalpler birbirine benzer. Ruhlar zamanla birbirinin rengini taşımaya başlar. Bu sebeple eş seçimi yapılırken yalnız göz değil; vicdan, feraset ve dua da devrede olmalıdır. İnsan, nefsinin geçici hevesleriyle değil; kalbinin derin sükûnetiyle karar vermelidir.

Ve belki de en mühimi şudur: İnsan, kusursuz birini aramaktan vazgeçmelidir. Çünkü bu dünyada kusursuz insan yoktur. Aranması gereken şey; Allah’tan korkan, hata yaptığında özür dileyebilen, sadakati bilen, merhameti eksilmeyen ve aynı secdede gözyaşı dökebilecek bir yol arkadaşıdır. Zira ömür dediğimiz şey, iki insanın birbirine hayran kalma hikâyesinden ziyade; birbirinin kusurunu örterek birlikte Allah’a yürüyebilme sanatıdır. İnsan günün sonunda şunu idrak eder: Bir yuva, gösterişli eşyalarla değil; huzurla kurulur. Huzur ise ancak kalbi Allah’a bağlı iki insanın arasında neşv ü nema bulur." dedim. Teşekkür edip odadan çıktı. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.