Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Aile Kurumu Kalp Krizi Mi Geçiriyor?
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Aile Kurumu Kalp Krizi Mi Geçiriyor?
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Aile Kurumu Kalp Krizi Mi Geçiriyor?
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Aile Kurumu Kalp Krizi Mi Geçiriyor?
İlk çağlardan itibaren, Aile bir toplumun temel çekirdeği ve ana unsuru olarak kabul edilmektedir. İnsanlık tarihine bakıldığında, aile kurumunu sağlam temeller üzerine oturtabilen ve bunu sürdürebilen toplumlar varlıklarını günümüze kadar devam ettirmişlerdir. Bunun en güzel örneği Türk toplumunun aile anlayışıdır. Osmanlı’dan, hatta Selçuklu'dan günümüz Türkiye'sine gelene kadar aileye önem verilmiştir. Bugün tüm olumsuzluklara rağmen en güçlü aile yapısına sahip ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Fakat ailenin önemini kavrayamamış ve bunu sürdürememiş toplumlar ise yıkılıp yok olmaya mahkum olmuşlar ve tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.
Günümüzde global dünya anlayışı içerisinde, aile kurumu da genel anlamda var olan "dejenere kültüründen" nasibini oldukça fazlasıyla almıştır. Özellikle sosyal medya, her alanı dejenere ettiği gibi, her kurumu olumsuz etkilediği gibi, aile kurumunu da olumsuz etkilemiştir. Dijitalleşmenin etkisiyle "temassız ve duygusuz bir aile modeli" oluştu, çocuk erkil aile yapısının eşler arasındaki ilişkiyi olumsuz etkilemesi ile birlikte, boşanmalarda artış görülmektedir.
Osmanlı’dan gelen sağlam aile yapısı kültürü, maalesef son yıllarda etkisini kaybetmeye başlamış, ataerkil aile anlayışından, çocuk erkil aileye hızlı bir geçiş olmuştur. Bu hızlı geçiş aile kurumumuzun sadece şekil açısından değil, içerik açısından da anlam kaybı yaşamasına sebep olmuştur.
Son yıllarda TÜİK verilerine bakıldığında tehlikenin boyutunun ne aşamada olduğu görülmektedir. Her geçen gün evlilikler azalırken, buna karşın boşanmalar hızlı bir şekilde artıyor. Evlilik yaşı ortalaması 30'lu yaşlara kadar yükseldi. Bu durum çocuk sayılarının azalmasına sebep olmuştur. Ayrıca aileler ekonomik ya da başka nedenlerden dolayı çok çocuk dünyaya getirmeyi düşünmüyorlar. Türkiye’de ailedeki ortalama kişi sayısı 3 olarak tesbit edilmiştir. Bu da aile kurumunun geniş aileden çekirdek aileye, çekirdek aileden de öz çekirdek aileye dönüştüğünü göstermektedir. Genelde evlerde anne, baba ve bir çocuk görülmektedir. Tek çocuklu aile sayısında hızlı bir artış var.
Ailede çocuk sayısının az olması, eşlerin kolay boşanabilmelerinin önünü de açmaktadır. Yapılan araştırmalar, tek çocuğa sahip eşlerin, çok çocuk sahibi eşlere göre daha kolay bir şekilde aile birliğini sonlandırmayı tercih ettiklerini göstermiştir. Bununla beraber toplumsal değerlerin anlam kaybetmesi, eşler arasındaki ilişkilerin zayıflamasına ve birlikteliklerini sonlandırmayı tercih etmelerine sebep olmuştur.
Ailede eşler arasındaki ilişkilerin çürümeye ve yok olmaya başladığını gösteren belli başlı işaretler vardır. Eğer eşler arasında, aşağıdaki durumlar kendini göstermeye başladıysa, aile kurumu için "tehlike çanları" çalmaya başlamış demektir.
Tartışmaların kesilmesi: Eğer evde eşler arasında eskiden olduğu gibi herhangi bir konuda tartışma yaşanmıyorsa, burada önemli bir kırılganlık vardır. Karşı tarafa "Sen tartışmaya bile değmezsin" türünden bir mesaj verilmektedir. Tartışma bile olsa, adeta eşle iletişim kurmaktan kaçılmaktadır. Bir nevi eşler birbirlerini görmezden gelmektedirler.
Gelecek planlarında "biz" yerine "ben" alması: Böyle bir durumda eşlerden biri ya da her ikisi karşı tarafa "sen benim geleceğimde yoksun" demekte âdeta "bundan sonra sen yoluna ben yoluma" diyerek, farklı hayatlar için farklı hayaller kurmayı tercih etmektedirler.
Küçümseme: En tehlikeli olanı da budur. Eğer eşlerden biri diğerini küçümsüyorsa, bu ilişkide saygı kalmamış demektir. Saygının olmadığı bir ilişkide sevgi de olmaz. Eşini küçümseyen bir insan, eşine değer vermediğini göstermektedir. Ailede eşlerden biri ya da her ikisi birbirine değer vermezse, çocuklarda annesine ya da babasına değer vermiyorlar. Değersizleşen eş evde mutlu olamıyor, bu defada mutluluğu dışarda aramaya başlıyor. Eşlerden birinin gözünün dışarıda olması, evliliğin çatırdamasına ve aile kurumunun yıkılmasına sebep olmaktadır.
Bu durumlarla karşı karşıya kalan eşler, problemi çözmek için, doğru yolları seçmek yerine, yanlış yöntemleri tercih ediyorlar. Olumlu adımlar atmak varken, bir birlerine karşı, cezalandırma, küsme, trip atma gibi aile birlikteliğini yok edecek tehlikeli yollara giriyorlar.
Bozulan bir ilişki, cezalandırarak, küserek ve trip atarak düzelmez. İlişki birbirimize karşı "haklılık savaşına" girmekten vaz geçip, birbirimizi anlamaya çalıştığımız ve ailemiz için çaba gösterdiğimizde iyileşmeye başlar. Çaba göstermek de tek taraflı olmaz. İlişkiyi düzeltmek ve aileyi korumak için her iki tarafta birlikte çaba göstermelidir. Tek taraflı gösterilen çaba, çabayı gösteren tarafı daha fazla yıpratıp tüketirken, diğer tarafın da daha fazla duyarsızlaşmasına sebep olmakta.
Değerli eşler, birbirinize karşı konuştuklarınız aslında hayat yolunuzun nasıl şekilleneceğini belirliyor. Hayat yolumuz boyunca taşlar da var, çiçekler de. Aslında ağzımızdan çıkan her söz, kurduğumuz cümleler, arkamızda ya bir taş ya da bir çiçek bırakıyor. Fakat biz ardımıza bile bakmadan çekip gidiyoruz, geride ise kırıcı sözlerimiz kalıyor. Bunun için gelin arkamızda taş yerine çiçek bırakmaya özen gösterelim. Yollarımız kır çiçekleriyle bezenmiş bahçelerden geçerek, güllerle donatılmış, hoşgörü ve muhabbet bahçesine çıksın. Bunun ilk ve en önemli adımı kalpleri kırmamak, karşımızdaki insanı üzmemek için, bir saniye daha susmayı yeğlemek ve iyice düşündükten sonra konuşmaktır. Hani atalarımızın deyimiyle "bin düşünüp, bir söylememiz" gerekiyor.
Allahüteala insanı yaratırken, iki dinleyip bir söylesin, ayrıca söyleyeceklerini bir süzgeçten geçirip öyle söylesin diye, "iki kulak bir ağız ve bir de akıl ve düşünce gücü" vermiştir. Bize düşen de Yaratıcı'nın bize gösterdiği ve çizdiği yol üzerine hareket etmektir.
Mutlu evliliğin sırrı, yaşanılan sorunları uzatmamak ve kin tutup küsmemektir.
İnsanoğlu için "varlık" bir imtihandır, "ülfet" te perdedir. Çünkü insan elinde olanın kıymetini bilmiyor. Oysaki kaybetmeden bilmemiz lazım yanımızdakilerin kıymetini. Bırakın kırmayı ve kaybetmeyi, karı kocanın bir birine sevgiyle bakmalarından başka, bu dünyada eşler için hiçbir şey önemli değildir. Bunun için de seven sevdiğinin gönlünü almadan su bile içmemelidir.
Evlilikleri sürdürme ve Aile kurumunu korumada eşlere önemli görevler düştüğü kadar, yöneticilere de önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bunun için, Aile kurumunu sarsan ve yuvaların yıkılmasına neden olan, 6284 sayılı yasa derhal kaldırılmalıdır. Bununla birlikte, yaptığı çalışmaların Aile kurumuna sağladığı faydadan ziyade zarar verdiği ve aileyi korumada yetersiz kaldığı anlaşılan, Aile Bakanlığının feminist yaklaşımlarla, popülist söylemlerle aileyi koruması ve ayakta tutması zordur. Şu gerçekte unutulmamalıdır ki, evin hanımını yok sayan, evin huzurunu da yok saymış olur.
Bunun için aileyi koruyabilmek adına, Türk örf, adet, gelenek ve görenekleri göz önünde bulundurularak, aile ile ilgili politikalarda öze dönüşün sağlanması ivedilikle gerçekleştirilmelidir. Dijital ebeveynlik bilinci artırılmalı ve evlilik öncesi "iletişim becerileri" eğitimleri zorunlu hale getirilmeli ve aile bağları güçlendirilmeye çalışılmalı.
Aile kurumunun dinamikleri ile çok fazla oynanmamalıdır. Ailenin sağlam karakterli çocuklar yetiştiren en iyi eğitim kurumu olduğu unutulmamalı ve aileyi güçlendirecek radikal kararlar alınmalıdır. Kadının fıtratına en uygun olan "annelik rolü" yok edildiği, kadınları cezbeden politikalarla evden çıkarılıp sokağa ve iş hayatına davet edildiği sürece, ailenin çöküşü ve çocuk sayısının hızla düşüşü durdurulamaz. Kadınlarımız kendilerine uygun, kendi fıtratlarının kaldırabileceği işlerde çalışmalı. Kadın illa çalışsın diye fıtrata ve ananelere aykırı işler, kadınlara cazip gösterilmemelidir.
Aileyi korumak demek, toplumların geleceğini de garanti altına almak demektir. Bu yüzden aile, iyi insan yetiştirmenin merkezidir. Resmi ya da özel okullar, ancak sağlam bir aile temelinin üzerine inşa edilirse gerçek anlamına ulaşır. Öğretmen bir tohumu büyütebilir, ama toprağın tamamen kuruduğu ve tohumun yanlış çimlendiği yerde, o tohumun yeşermesi ve verimli olması kolay değildir. Çocuk yetiştirmede ve terbiye etmede en önemli görev anne babaya düşmektedir. Çocukların kişiliklerinin önemli bir parçası olan karakterleri, ailenin içerisinde, anne babasının rol modelliğinde, ailenin diğer üyeleriyle birlikte ailesinde şekillenecektir.
İnsan yetiştirmek, çocuğa iyi bir telefon almakla, onu kendi odasına mahkum etmekle, iyi bir okul bulmakla ve istediği herşeyi almakla tamamlanmaz. Burada asıl mesele, çocuğa temiz bir dil bırakabilmek, helâl ile haram arasındaki farkı öğretebilmek, "helâl bir liranın, haram beş liradan daha değerli" olduğunun farkına vardırabilmek, başkasının hakkına el uzatmamayı gösterebilmek ve vicdan sahibi bir insan olmanın değerini hissettirebilmektir. Çünkü diploma sahibi olmak başka şeydir, şahsiyet sahibi olmak başka bir şeydir.
Çocuğa değerli olduğunu hissettirmek önemlidir. Ama onu dünyanın merkeziymiş gibi büyütmek de sağlıklı değildir. Aynı şekilde çocuğa sorumluluk kazandırmak önemlidir. Fakat varlığını aileye yükmüş gibi nissettirmek de ağır bir yaradır.
Çocuk, ne sürekli borçlu hissetmeli kendini ne de hayattan sürekli alacaklıymış gibi yaşamalı. Asıl mesele dengedir, sevildiğini bilen ama sınırları da öğrenen, değerli olduğunu hisseden ama başkalarının da değerini görebilen çocuklar yetiştirebilmektir.
Toplumları ayakta tutan yalnızca bilgi değil, ahlâk, merhamet, maneviyat ve karakterdir. Burada ebeveynlere düşen en önemli görevde, şahsiyet inşa etme konusunda çocuklarının yetişmesine, terbiye edilmesine, sevgi ve merhamet ile yoğrulmasına çalışmaktır.
Sevgili Ebeveynler !
Şunu çok net anlamak gerekiyor; hiç sulamadığınız bir bahçeden rengarenk çiçekler toplayamazsınız. Yetişkin bir evladın anne ve babasına karşı koyduğu mesafe, aslında çocukken uğradığı duygusal ihmalin ve reddedilişin sessiz bir protestosudur. Herkes "ektiğini biçer" derler; ama söz konusu çocuk yetiştirmek olduğunda, bu ilke göz ardı ediliyor, görmezden geliniyor. Bu durumda da zamanında ekilmeyen sevginin hasadı da maalesef sadece derin bir hayal kırıklığı olmaktadır.
Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki; karakter eğitimi veremediğiniz ve sağlam bir kişilik inşa edemediğiniz çocuklarınıza, din eğitimi de veremezsiniz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



