Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Dini Vakıf ve Derneklerin İmtihanı
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Dini Vakıf ve Derneklerin İmtihanı
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Dini Vakıf ve Derneklerin İmtihanı
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Dini Vakıf ve Derneklerin İmtihanı
Dini inançlar, dini yapılar, var oldukları bütün zaman dilimlerinde, içeriden ya da dışarıdan saldırıya, tacize maruz kalmışlardır.
Günümüze gelince, İslami kurumların en büyük imtihanı dışarıdan gelen saldırılar ya da dış müdahaleler değildir. Bunlar zaten olacaktır, düşman düşmanlığını, şeytan şeytanlığını yapacaktır.
Esas tehlike içeriden gelen problemler, bu kurumların içerisinde, özellikle de yönetim kademesindeki liyakât sorunudur.
Çünkü, toplumsal yapıya baktığımızda ortada yadsınamaz derecede olumsuz bir tablo var. Öyleki, bu kadar dernek, bu kadar vakıf, bu kadar cemaat, topluma ve özellikle de gençlere hizmet ettikleri iddiasındalar. Fakat, toplumda ve geleceğimizin teminatı olan gençlerde gözle görülür bir ahlâki, ilmi ve fikri değişim ve dönüşüm yoktur.
Aksine, ahlaksız, iffetsizlik, rüşvet, adam kayırmacılığı ve kul hakkı yeme gibi davranışlar artmaktadır. Daha da vahimi, sigara, alkol, kumar ve yasaklı madde bağımlılığı her geçen gün artarak gençlerimizin geleceğini karartmakta, aileleri yakıp yok etmektedir.
Acı olan, bu kadar İslami yapıların olmasına rağmen, son günlerde gündeme gelen bir ilahi kadar bile gençleri, toplumu etki altına alamamış olmaları, âdeta bir ilahiden medet umar haline geldi islam dünyası.
Tüm bunlar, zamanın şartları gibi, bir sebeple açıklanacak kadar basit değildir!
Şunu özellikle ifade etmek gerekir ki;bu düşünceler bir toptancı suçlama mantığıyla söylenmiş sözler değildir.
Elbette liyâkati önceleyen, ehliyeti esas alan ilimle, istişareyle, adaletle ve zamanın şartlarını göz önünde bulundurarak, teknolojik değişimlere ayak uydurarak yol almaya çalışan islami yapılar da vardır.
Ancak, bu olumlu örneklere rağmen, İslami vakıf ve dernekler arasında, yönetimsel bir problemin yaygın olduğu da inkâr edilemez şekilde aşikârdır.
Aslında, bu türden sorunların kaynağı çoğu zaman, bu kurumların başında ehliyetle ya da liyakatla değil, cemaate, vakıfa katılma sırasına göre, yani kıdemle oturan ya da ailesinin sahip olduğu güçten yararlanarak yönetimde yer alan insanların varlığıdır. Sırf önce geldi diye, uzun zamandır burada diye, ne ilmi derinliği olan, ne insan yetiştirme kabiliyeti bulunan, ne çağın problemlerini okuyabilecek bir ufka sahip olan ve ne de temel insani iletişim becerileri olan insanlar, bu koskoca kurumları yönetmektedirler.
Böyle bir durumda da, bu tür yapılar içerisinde, dine hizmet anlayışı, bir emanet olmaktan çıkar, bir nevi şahsi mülkiyete ve ihtirasa dönüşebilir.
İşin daha vahim bir boyutu, tehlikenin olduğundan daha büyük olduğunu gösteriyor. Anadolunun temiz kalpli, yufka yürekli insanları, bu kurumlara ümmetin yeri gözüyle bakarlar ve öyle görürler. Fakat, liyâkat yerine eski olma, ehliyet yerine aynı fikirden olma şartı konulduğunda, o kurumlar artık ümmetin kurumu olmaktan çıkar.
Söylemlerinde ümmet anlayışı vardır, ama pratikte kurum; belirli şahısların, dar bir çevrenin, kendi ideolojik konfor alanını koruduğu bir çiftliğe dönüşebilir.
Kendine, evlatlarına ve yakın çevresine ikbal devşirme gücü hâline gelebilir.
Gerçekten ümmetin malı olması gereken bu yerler, maalesef bizden olanlar listesiyle oluşturulan yönetimle yönetilir. Farklı düşünen dışlanır, soran, konuşan susturulur, üreten tehlikeli görülür.
Oysa İslâm anlayışında, dindeki geçirdiği süreler değil, suretler değil;niyetle beraber ehliyet esastır. Çünkü, Hz.Peygamber, bir işi verirken, en eski olanı değil, kendinden olanı değil, işi en iyi yapacak olanı yani ehil ve liyakati tercih etmiştir.
Bugün bir çok kurumda, ister dünyalık isterse İslami olsun şu hastalık yaygındır.
- Eleştiri yapanlar, maalesef düşman sayılır
- Yenilikçi olanlar tehdit unsuru olarak görülür
- Farklılıklar bir kopuş ya da ayrılık olarak algılanır
Tüm bunlarla beraber asıl acı olan gerçekte şudur;
Bu kurumlar gençleri yetiştiremediği gibi, yetişme potansiyeli olanları da yorar, dışlar, küstürür, uzaklaştırır. Çünkü, liyakâtsız yönetimler, istişare etmeyi sevmezler ve tercih etmezler. Bunun nedeni ise, istişarenin, zayıf olanı ifşa eder, yetersizliğini ortaya çıkarır.
Düzeltmeye çalışanları, uyumsuz,
Sorgulayanları, sorunlu,
Üretenleri, tehlikeli ilan ederler ve içinde bulundukları yapının dışına iterler.
Günümüzde, bu durumlar, o kadar ayyuka çıktı ki, bunun için mesele artık şahısların meselesi değil, ümmet anlayışının meselesi haline gelmiştir.
Eğer liyakat ve ehliyet merkeze alınmaz, bu İslami yapılar, profesyonelce yönetilmezlerse ;
- Kurumlar büyüyebilir, ama insanlık yönü küçülür.
- Binalar çoğalır, ama içleri boş kalır.
- Tabelalar parlar, ama verilmek istenen mesajlar sönük kalır.
Ve en sonunda da şu kaçınılmaz son. İslami kurumlar vardır, ama islam'ın insana dokunan diriltici ve uyandırıcı etkisi hissedilmez.
İnsanlar bu kurumlara sadece giderler gelirler. Günlük yaşantıları içerisinde, sıradan rutinlere dönüşür.
Bu yapılar öyle ki, bırakın dışarıdan birilerine dokunabilmeyi, kendi evlatlarına hatta kendi bireysel davranışlarına bile etki edemez hâle gelir.
Görkemli yapılar, içi boşaltılmış kurumlara dönüşür.
Elbette bu gidişatı değiştirmek çok kolay değil, ama susarak, hiçbir şey yapmadan, sadece bekleyerek de düzelmez bu yapılar.
Şunu da açıkça söylemek gerekir ki,
Bu çarpık düzenin sürüp gitmesindeki en büyük suçlular, maalesef sessiz kalıp hiçbir şey söylemeyenlerdir. Bir nevi üç maymunu oynayanlardır.
Bu sessizlik, çoğu zaman itaat edilerek, fitne çıkmasın denilerek meşrulaştırılmaya çalışılır. Kendilerince, yaptıkları suskunluğa bahaneler üretmeye çalışırlar. Oysa, en büyük fitne, zulme ya da yanlışa hayır demeyip sessiz kalmaktır.
Tüm bu tespitlerin ve değerlendirmelerin neticesinde;temennimiz ve beklentimiz şudur ki;
Allah, ümmete ve islam dinine hizmet iddiasıyla yola çıkıp, emaneti ehil olmayan ellere bırakan yapıların müdavimlerini ıslah etsin.
Bu kurumları; liyakatle, adaletle ve istişareyle yöneten ellere bırakarak, yeniden ayağa kaldırmayı, İslamın şahlanışını ve Müslümanların uyanışını nasip etsin.
Umudumuz ve temennimiz, bu tarz islami kurumlar;şahısların değil, kişisel ideolojilerin değil, kendi çevresine ikbal hazırlayanların değil, koltuk meraklılarının değil, yeniden ümmet anlayışının yeşerdiği, ümmet olmanın ortak vicdanının temsil edildiği ve ümmetin ortak hizmet alanları olsun.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



