Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Güce Tapanlar!

Yazarlar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 11.05.2026 - 11:07, Güncelleme: 11.05.2026 - 11:07
 

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Güce Tapanlar!

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Güce Tapanlar!

Toplumsal yozlaşmanın ve sosyal çürümenin içerisinde, öyle çürümüş ve yozlaşmış insanlar varki; güçlüyken peşinde pervane olupta, güçten düşünce yüzüne bile bakmayan çıkarcı insanlar gördüm; menfaati olduğu zaman dünyanın en iyi insanı kesilen, fakat işini gördürdükten sonra bir daha ortaya çıkmayan insanlar. Ebu Cehiller gibi bir hayat yaşayıpta; konuştuğu zaman, her konuda ahkam kesip mangalda kül bırakmayan insanlar. Bir olaya şahit olduğu zaman, elinde telefonu olupta; "polisi arayan yok mu?" "ambulans çağırın" diye bağıran, kendisi aramayıp sorumluluk almaktan kaçan, yapması gereken en basit görevlerini bile yapmayıp, "bir başkası neden yapmıyor?" diye çevresinde suçlayacak adam arayan insanlar. Yine toplumsal hayat içerisinde öyle insanlar var ki; alkışlanacak onlarca şeyde geri de durup, iş eleştiriye, açık aramaya geldiği zaman sınır tanımayıp, acımasızca eleştiren, yediği içtiği ayrı gitmeyen kişileri bir çırpıda satan, kendisini sevenlerin değilde, dünyalık şahsi menfaati uğruna; kendisine hiç ilgi göstermeyenlerin, dönüp yüzüne bile bakmayanların peşinden koşan çok insan gördüm. Hayat denilen geçici ve aldatıcı sevgilinin peşinden koşup, dünyaya aldanıp, "her nefis ölümü tadacaktır" hadisini bilipte, ölümü hatırlamayan Müslümanlar gördüm. Eminim sizler de benim karşılaştıklarım böyle insanlar gibi, buna benzer kişilerle karşılaşmışsınızdır hayatınızda. Eğer kendi şahsi hayatımız için, sağlıklı bir sosyal çevre için gerekli tedbirleri almazsak, daha fazlasıyla karşılaşma ve hayatımızı zehir etmelerine izin verme ihtimalimiz bir hayli fazladır. Kıymetli dostlar; kimler gitmiyor ki hayatımızdan ve kimler bırakmıyor ki insanı yüzüstü? Gitseler de sıkıntıları bizimle kalıyor. Unuttuk zannediyoruz, unutmuyoruz, çünkü vefasızlık unutulmuyor, sadece zamanla duyarsızlaşıyoruz. Belki de, her şeye alıştığı gibi buna da alışıyor insan. "Dost dost diye nicesine sarıldım Benim sadık yârim kara topraktır Beyhude dolandım boşa yoruldum Benim sadık yârim kara topraktır." Aşık Veysel'in dediği gibi, "dost" diyorsunuz, sarılıyorsunuz; kardeş diyorsunuz hayatının tüm güzelliklerini paylaşıyor, en özel sırlarınızı açıyorsunuz.  Her şey yolunda ve iyi giderken etrafınızda pervane oluyorlar, siz onlar için "bir tane" oluyorsunuz. Sizi görebilmek, yanınıza gelebilmek ve sizinle konuşabilmek için bin takla atıyorlar. Sizi ifade edebilecek kelimeleri seçerken ve söylerken adeta heyecandan dilleri titriyor. Adeta nasıl davranacaklarını şaşırıyorlar. Peki sonra? Onlara en çok ihtiyaç duyduğunuz anda bir bakıyorsunuz ki onlar yanınızda yok. Hâlbuki gerçek dost; “neredesin?” diye sormadan, “buradayım" diyendi; ama öyle olmuyor işte. Zor günlerinde yanında olduğunuz, yaralarına merhem olduğunuz insanlar, rahata ulaştıktan ve yaraları iyileştikten sonra bir bir uzaklaşıyorlar sizden. Âdeta orucu sizinle tutup, iş bayrama gelince, bayramı başkalarıyla yapmayı tercih ediyorlar. Bunu yaparken de, hayatın koşuşturmacası içerisinde; nedenleri, bahaneleri, amaları, fakatları çoğalıyor ve sizden uzaklaşıyorlar. Şundan da emin olabilirsiniz ki, gün gelip devran döndüğünde, siz tekrardan bir güce sahip olduğunuz da, zorlukta sizi ilk terkedenler, güce ulaştığınızda ilk olarak yine onlar saracaklar etrafınızı. Onun için değerli dostlar, etrafınızda ki kalabalıklar hiç önemli değil; önemli kiminle ağladığınız ve acılarınızı gerçek manada kiminle paylaştığınızdır. Bunun içinde öyle uzaklara gitmenize gerek yok; siz etrafınızda hiç menfaatsiz, sırf Allah rızası için seven birini gördünüz mü? Yunus Emre'nin deyimiyle "Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü" diyen birini gördüyseniz eğer, onu yakalayın, sımsıkı sarılın ve asla bırakmayın. Peygamber Efendimiz "Birbirinizi Allah için sevmedikçe iman etmiş olmazsınız." buyurmuyor mu? "Allah için sevmedikçe" ifadesi, dinimize göre imanın olgunlaşması ve cennete girebilmek için gerekli olan temel şartlardan biri, insanların birbirlerini menfaat beklemeden, sadece Allah rızası için sevmesini ifade etmektedir. Değerli dostlar hayatımızda, hiçbir şeyi kolay kolay elde edemiyor insan. Çocukluğumuzdan itibaren omuzlarımıza yüklenen sorumluluklar; yıllar geçtikçe, yaşımız ilerledikçe, saçlarımıza aklar düşürdü, birer birer izler bıraktı yüzümüzde. Ama bu durumdan hiçbir zaman şikayetçi olmadık. Sabahın ilk ışıklarından itibaren kalktık sıcak yataklarımızdan, birileri mışıl mışıl uyurken sıcacık yataklarında biz dimdik ayaktaydık Çünkü bizim ne sırtımızı yaslayabileceğimiz bir dayımız, ne de birilerinin pisliğini temizleyip elini eteğini öpeceğimiz bir karakterimiz vardı. Biz helâl kazanabilmek, evimize, eşimize ve çocuğumuza bir lokma helâl ekmek yedirebilmek için sadece çalışmamız gerekiyordu. Bize şunu öğretmişlerdi  "dert birdir, sızlanırsan iki olur". Bunun için biz sızlanarak "bahaneler üretmeyi" değil, çalışarak "maharetler üretmeyi" tercih ettik. Aslında bu disiplinli hayat; insanın kendisine saygı duymasının işaretidir aynı zamanda. Çünkü biz; denizin dibinde inci, dağların zirvesinde kar ve karların arasında kardelen olabilmek için, sevdiklerimiz için sızlanmadık, aile birliğimiz için var gücümüzle direndik zorluklara. Herkesin vazgeçtiği yerde, biz biraz daha sabrettik. Çalıştık, mücadele ettik, boyun eğmedik Allah'tan başka hiç kimseye. Bazen başkaları için, çok fazla şey yaparsınız ve kendinizi unutursunuz. Belki hayallerimiz biraz yarım kaldı. Belki yapmak isteyipte yapamadıklarımız içimizde kaldı. Fakat, kimseye yaslanmadan, kimsenin de önünde eğilmeden dimdik durmayı başardık. Kimseye yük olmadan ne sıkıntılar atlattık. Etrafımızdakiler de sanıyor ki, hayat bize güzel, oh ne güzel dünya.Şimdi yüzümüzdeki o sakin fakat kararlı ifade, aslında bir karakterli duruşun, boyun eğmemenin hikâyesi. Yorgun ama gururlu, yalnız ama güçlü. Çünkü kendi ışığına güvenen insanların, başkalarının ışığına ihtiyaçları yoktur. Başkalarının gölgesine ihtiyaçları olmadığından, kendi gölgelerini oluşturabilmek için güneşlerini yanlarında taşırlar. Bu hayatta bize acı verenler aklımızda bir sancı, bizim için gözyaşı dökenler ise her derdin ilacı olarak yer alacaklar yanımızda. Kıskançlık ve hasetlik illeti birbirine o kadar bağlı ki; kıskanç ve hâsit insanlar, kıskanıp kin besledikleri kişiyi hemen karalama yoluna gidiyorlar. Olmayan birtakım şeyleri sanki varmış gibi aksettiriyorlar. Sonuçta kendilerine yakışanı yapıyorlar. Çünkü herkes kendinde olandan ikram eder ve kendine yakışanı yapar. Seni bilerek kışkırtırlar; kontrolünü kaybettirirler. Böylece öfkeli, dengesiz görünen sen olursun... Onlar ise sessizce mağdur rolüne bürünüp ortamdan çıkarlar. Toplumsal ilişkilerde "üç maymunu oynamak, insanlık adına yapılabilecek en büyük kötülüktür". Etrafındakilere, insan bildiğini, gördüğünü ve duyduğunu, kırmadan dökmeden usulünce söylemeli diyorsun; aman sende diyorlar ya da "ilmi siyaseti, iyi bileceksin" diyorlar. Çünkü onlar bilmedikleri için değil, bilip de işlerine gelmediği için söylemiyorlar. Adını da ilmi siyaset koymuşlar, kendilerince tutturmuşlar bir yol gidiyorlar. Özellikle yapılan kötülükleri ve haksızlıkları; engellemeye ve yapılan güzellikleri desteklemeye güçleri yettiği hâlde, makamlarından olmamak için, konfor alanlarını kaybetmemek için, ses çıkarmayıp duyarsız kalmak var ya; işte insanın içini acıtan da tam budur. Bazen insan, kötülüğün çokluğuna bakıp umutsuzluğa kapılabiliyor. Oysa mesele sayının çokluğu değildir. Çünkü bir tek doğru, bin yanlışı sorgulatabilir. Bir şey eğer doğruysa doğrudur, sadece sen yapmış olsanda. Bir şeyde yanlışsa yanlıştır, senin dışında herkes yapmış olsada. Samimi bir tek merhamet, bir tek sevgi, nice katılığı yumuşatabilir. İyiler az olabilir ama, sabır kuvvetiyle etkileri güçlü ve derindir. Tıpkı bir damla suyun taşı delmesi gibi, sabırla ve sebatla iz bırakarak. İyilik aynı zamanda, insanların bir birine emanetidir Bir insan, eline geçen her imkânla ya iyiliği çoğaltır ya da eksiltir. Bu bazen bir sözle, bir tavırla, bir tercih ile olur. Bu yüzden, bu hayatta herkesin yapması gereken bir görevi ve sorumluluğu vardır. Dünya, iyi insanların iyiliğiyle ayakta duruyorsa, insan kendine şu soruyu sormalıdır; ben o iyilerden olup iyilikleri çoğaltanlardan mıyım? yoksa var olan iyilikleri yok edenlerden miyim? Sonuçta, mesele sayıca çoklukta değil, yalnızda olsa, sabırla istikamette devam etmektedir. İyilik tarafında durmak; bazen zordur, bazen yalnız kalır insan, ama her zaman anlamlıdır. Çünkü göğün yıkılmaması, yerin çökmemesi biraz da o sessiz insanların omuzundadır. Ve belki de dünya, en çokta o iyi kalpli, temiz yürekli insanların yüzü suyu hürmetine dönmeye devam ediyordur. Değerli dostlar, sayıları azda olsa, var olan iyi insanların eliyle, iyilikler yayılmazsa, bu iyi insanlar desteklenmezse; kötüler çoğalır ve kötülükler zaferlerini çoktan ilan ederler. Bu zaferi ilan ederkende, yapmanız gerekenleri yapmadığınız, dilsiz ve sağır olduğunuz için ilk önce sizi mahvederler. Çünkü kötüler arkalarında iz ve şahit bırakmak istemezler.
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Güce Tapanlar!

Toplumsal yozlaşmanın ve sosyal çürümenin içerisinde, öyle çürümüş ve yozlaşmış insanlar varki; güçlüyken peşinde pervane olupta, güçten düşünce yüzüne bile bakmayan çıkarcı insanlar gördüm; menfaati olduğu zaman dünyanın en iyi insanı kesilen, fakat işini gördürdükten sonra bir daha ortaya çıkmayan insanlar. Ebu Cehiller gibi bir hayat yaşayıpta; konuştuğu zaman, her konuda ahkam kesip mangalda kül bırakmayan insanlar. Bir olaya şahit olduğu zaman, elinde telefonu olupta; "polisi arayan yok mu?" "ambulans çağırın" diye bağıran, kendisi aramayıp sorumluluk almaktan kaçan, yapması gereken en basit görevlerini bile yapmayıp, "bir başkası neden yapmıyor?" diye çevresinde suçlayacak adam arayan insanlar.
Yine toplumsal hayat içerisinde öyle insanlar var ki; alkışlanacak onlarca şeyde geri de durup, iş eleştiriye, açık aramaya geldiği zaman sınır tanımayıp, acımasızca eleştiren, yediği içtiği ayrı gitmeyen kişileri bir çırpıda satan, kendisini sevenlerin değilde, dünyalık şahsi menfaati uğruna; kendisine hiç ilgi göstermeyenlerin, dönüp yüzüne bile bakmayanların peşinden koşan çok insan gördüm. Hayat denilen geçici ve aldatıcı sevgilinin peşinden koşup, dünyaya aldanıp, "her nefis ölümü tadacaktır" hadisini bilipte, ölümü hatırlamayan Müslümanlar gördüm.

Eminim sizler de benim karşılaştıklarım böyle insanlar gibi, buna benzer kişilerle karşılaşmışsınızdır hayatınızda. Eğer kendi şahsi hayatımız için, sağlıklı bir sosyal çevre için gerekli tedbirleri almazsak, daha fazlasıyla karşılaşma ve hayatımızı zehir etmelerine izin verme ihtimalimiz bir hayli fazladır.

Kıymetli dostlar; kimler gitmiyor ki hayatımızdan ve kimler bırakmıyor ki insanı yüzüstü? Gitseler de sıkıntıları bizimle kalıyor. Unuttuk zannediyoruz, unutmuyoruz, çünkü vefasızlık unutulmuyor, sadece zamanla duyarsızlaşıyoruz. Belki de, her şeye alıştığı gibi buna da alışıyor insan.

"Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sadık yârim kara topraktır

Beyhude dolandım boşa yoruldum

Benim sadık yârim kara topraktır."

Aşık Veysel'in dediği gibi, "dost" diyorsunuz, sarılıyorsunuz; kardeş diyorsunuz hayatının tüm güzelliklerini paylaşıyor, en özel sırlarınızı açıyorsunuz.  Her şey yolunda ve iyi giderken etrafınızda pervane oluyorlar, siz onlar için "bir tane" oluyorsunuz. Sizi görebilmek, yanınıza gelebilmek ve sizinle konuşabilmek için bin takla atıyorlar. Sizi ifade edebilecek kelimeleri seçerken ve söylerken adeta heyecandan dilleri titriyor. Adeta nasıl davranacaklarını şaşırıyorlar.

Peki sonra? Onlara en çok ihtiyaç duyduğunuz anda bir bakıyorsunuz ki onlar yanınızda yok. Hâlbuki gerçek dost; “neredesin?” diye sormadan, “buradayım" diyendi; ama öyle olmuyor işte. Zor günlerinde yanında olduğunuz, yaralarına merhem olduğunuz insanlar, rahata ulaştıktan ve yaraları iyileştikten sonra bir bir uzaklaşıyorlar sizden. Âdeta orucu sizinle tutup, iş bayrama gelince, bayramı başkalarıyla yapmayı tercih ediyorlar. Bunu yaparken de, hayatın koşuşturmacası içerisinde; nedenleri, bahaneleri, amaları, fakatları çoğalıyor ve sizden uzaklaşıyorlar. Şundan da emin olabilirsiniz ki, gün gelip devran döndüğünde, siz tekrardan bir güce sahip olduğunuz da, zorlukta sizi ilk terkedenler, güce ulaştığınızda ilk olarak yine onlar saracaklar etrafınızı.

Onun için değerli dostlar, etrafınızda ki kalabalıklar hiç önemli değil; önemli kiminle ağladığınız ve acılarınızı gerçek manada kiminle paylaştığınızdır. Bunun içinde öyle uzaklara gitmenize gerek yok; siz etrafınızda hiç menfaatsiz, sırf Allah rızası için seven birini gördünüz mü? Yunus Emre'nin deyimiyle "Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü" diyen birini gördüyseniz eğer, onu yakalayın, sımsıkı sarılın ve asla bırakmayın. Peygamber Efendimiz "Birbirinizi Allah için sevmedikçe iman etmiş olmazsınız." buyurmuyor mu? "Allah için sevmedikçe" ifadesi, dinimize göre imanın olgunlaşması ve cennete girebilmek için gerekli olan temel şartlardan biri, insanların birbirlerini menfaat beklemeden, sadece Allah rızası için sevmesini ifade etmektedir.

Değerli dostlar hayatımızda, hiçbir şeyi kolay kolay elde edemiyor insan. Çocukluğumuzdan itibaren omuzlarımıza yüklenen sorumluluklar; yıllar geçtikçe, yaşımız ilerledikçe, saçlarımıza aklar düşürdü, birer birer izler bıraktı yüzümüzde.

Ama bu durumdan hiçbir zaman şikayetçi olmadık. Sabahın ilk ışıklarından itibaren kalktık sıcak yataklarımızdan, birileri mışıl mışıl uyurken sıcacık yataklarında biz dimdik ayaktaydık

Çünkü bizim ne sırtımızı yaslayabileceğimiz bir dayımız, ne de birilerinin pisliğini temizleyip elini eteğini öpeceğimiz bir karakterimiz vardı. Biz helâl kazanabilmek, evimize, eşimize ve çocuğumuza bir lokma helâl ekmek yedirebilmek için sadece çalışmamız gerekiyordu. Bize şunu öğretmişlerdi  "dert birdir, sızlanırsan iki olur". Bunun için biz sızlanarak "bahaneler üretmeyi" değil, çalışarak "maharetler üretmeyi" tercih ettik. Aslında bu disiplinli hayat; insanın kendisine saygı duymasının işaretidir aynı zamanda.

Çünkü biz; denizin dibinde inci, dağların zirvesinde kar ve karların arasında kardelen olabilmek için, sevdiklerimiz için sızlanmadık, aile birliğimiz için var gücümüzle direndik zorluklara. Herkesin vazgeçtiği yerde, biz biraz daha sabrettik. Çalıştık, mücadele ettik, boyun eğmedik Allah'tan başka hiç kimseye.

Bazen başkaları için, çok fazla şey yaparsınız ve kendinizi unutursunuz. Belki hayallerimiz biraz yarım kaldı. Belki yapmak isteyipte yapamadıklarımız içimizde kaldı. Fakat, kimseye yaslanmadan, kimsenin de önünde eğilmeden dimdik durmayı başardık. Kimseye yük olmadan ne sıkıntılar atlattık. Etrafımızdakiler de sanıyor ki, hayat bize güzel, oh ne güzel dünya.Şimdi yüzümüzdeki o sakin fakat kararlı ifade, aslında bir karakterli duruşun, boyun eğmemenin hikâyesi. Yorgun ama gururlu, yalnız ama güçlü. Çünkü kendi ışığına güvenen insanların, başkalarının ışığına ihtiyaçları yoktur. Başkalarının gölgesine ihtiyaçları olmadığından, kendi gölgelerini oluşturabilmek için güneşlerini yanlarında taşırlar.

Bu hayatta bize acı verenler aklımızda bir sancı, bizim için gözyaşı dökenler ise her derdin ilacı olarak yer alacaklar yanımızda. Kıskançlık ve hasetlik illeti birbirine o kadar bağlı ki; kıskanç ve hâsit insanlar, kıskanıp kin besledikleri kişiyi hemen karalama yoluna gidiyorlar. Olmayan birtakım şeyleri sanki varmış gibi aksettiriyorlar. Sonuçta kendilerine yakışanı yapıyorlar. Çünkü herkes kendinde olandan ikram eder ve kendine yakışanı yapar. Seni bilerek kışkırtırlar; kontrolünü kaybettirirler. Böylece öfkeli, dengesiz görünen sen olursun... Onlar ise sessizce mağdur rolüne bürünüp ortamdan çıkarlar.

Toplumsal ilişkilerde "üç maymunu oynamak, insanlık adına yapılabilecek en büyük kötülüktür". Etrafındakilere, insan bildiğini, gördüğünü ve duyduğunu, kırmadan dökmeden usulünce söylemeli diyorsun; aman sende diyorlar ya da "ilmi siyaseti, iyi bileceksin" diyorlar. Çünkü onlar bilmedikleri için değil, bilip de işlerine gelmediği için söylemiyorlar. Adını da ilmi siyaset koymuşlar, kendilerince tutturmuşlar bir yol gidiyorlar.

Özellikle yapılan kötülükleri ve haksızlıkları; engellemeye ve yapılan güzellikleri desteklemeye güçleri yettiği hâlde, makamlarından olmamak için, konfor alanlarını kaybetmemek için, ses çıkarmayıp duyarsız kalmak var ya; işte insanın içini acıtan da tam budur.

Bazen insan, kötülüğün çokluğuna bakıp umutsuzluğa kapılabiliyor. Oysa mesele sayının çokluğu değildir. Çünkü bir tek doğru, bin yanlışı sorgulatabilir. Bir şey eğer doğruysa doğrudur, sadece sen yapmış olsanda. Bir şeyde yanlışsa yanlıştır, senin dışında herkes yapmış olsada. Samimi bir tek merhamet, bir tek sevgi, nice katılığı yumuşatabilir. İyiler az olabilir ama, sabır kuvvetiyle etkileri güçlü ve derindir. Tıpkı bir damla suyun taşı delmesi gibi, sabırla ve sebatla iz bırakarak. İyilik aynı zamanda, insanların bir birine emanetidir Bir insan, eline geçen her imkânla ya iyiliği çoğaltır ya da eksiltir. Bu bazen bir sözle, bir tavırla, bir tercih ile olur. Bu yüzden, bu hayatta herkesin yapması gereken bir görevi ve sorumluluğu vardır.

Dünya, iyi insanların iyiliğiyle ayakta duruyorsa, insan kendine şu soruyu sormalıdır; ben o iyilerden olup iyilikleri çoğaltanlardan mıyım? yoksa var olan iyilikleri yok edenlerden miyim?

Sonuçta, mesele sayıca çoklukta değil, yalnızda olsa, sabırla istikamette devam etmektedir. İyilik tarafında durmak; bazen zordur, bazen yalnız kalır insan, ama her zaman anlamlıdır. Çünkü göğün yıkılmaması, yerin çökmemesi biraz da o sessiz insanların omuzundadır. Ve belki de dünya, en çokta o iyi kalpli, temiz yürekli insanların yüzü suyu hürmetine dönmeye devam ediyordur.

Değerli dostlar, sayıları azda olsa, var olan iyi insanların eliyle, iyilikler yayılmazsa, bu iyi insanlar desteklenmezse; kötüler çoğalır ve kötülükler zaferlerini çoktan ilan ederler. Bu zaferi ilan ederkende, yapmanız gerekenleri yapmadığınız, dilsiz ve sağır olduğunuz için ilk önce sizi mahvederler. Çünkü kötüler arkalarında iz ve şahit bırakmak istemezler.

Habere ifade bırak !
Haberle İlişkili Makale
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.