Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Kıyafetlerdeki Tehlike!

Yazarlar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 20.07.2026 - 11:56, Güncelleme: 20.07.2026 - 12:03
 

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Kıyafetlerdeki Tehlike!

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Kıyafetlerdeki Tehlike!

İnsan ne yediğini bildiği gibi ne giydiğini de bilmeli. Gerçi son yıllarda ne yediğimizi ya da bize ne yedirdiklerinin farkında bile değiliz. Bugün ne yediğimizden değil, ne giydiğimiz üzerine, ayrıca doğup büyüdüğümüz Türkiye'de, dil konusunda Türkçe kullanımının nasıl göz ardı edilip erozyona uğratıldığı noktasında farkındalık oluşturmaya çalışacağım.  Şimdi bir düşünelim ve birlikte bir alışveriş yolculuğuna çıkalım. İsminin ne anlama geldiğini bilmediğimiz bir giyim mağazasından içeriye giriyoruz. İçeride ne dediğini anlamadığımız hareketli yabancı müzik çalıyor. Kendinize ve çocuklarınıza bir kaç kıyafet alıp çıkacaksınız. Buraya kadar her şey normal gibi görünüyor. Fakat almak için baktığınız kıyafetlerin hemen hemen hepsinde anlamını bilmediğiniz yabancıca yazılmış ifadeler var. Etrafınızdaki görevliden yardım isteyip "Türkçe yazan bir şeyler yok mu?" diye soruyorsunuz. Aldığınız cevap maalesef "yok" oluyor. Beğendiğiniz kıyafetlerden birini elinize alıyorsunuz, her tarafı okumasını ve anlamını bilmediğiniz yabancı dille yazılmış yazılarla dolu. Yanınızdaki görevliye "peki burada ne yazıyor?" diye sorup en azından anlamı kötü olan birşey olmasın istiyorsunuz. Görevliden aldığınız cevap "ben de bilmiyorum ama gençler genelde bunlardan alıyor" oluyor. En sonunda kendi kendime "laylaylom yetiştirilen gençlikten daha ne  bekliyorum ki?" Diye hayıflandım. Aslında burada sorun gençlerde değil, onları yetiştiren ebeveynlerde ve onlara Türkçenin önemini anlatamayan ve öğretemeyen eğitim sisteminde. Bugün başta aileler olmak üzere, toplumun belli bir kısmında yabancı dil hayranlığı almış başını gidiyor. Daha çocuklar anaokulu sıralarından itibaren bir yabancı dil öğrenme yarışı içerisine sokuluyor. İlkokul üç ten itibaren okullarımızda İngilizce zorunlu ders olarak okutulmaya başlanıyor. Ne acıdır ki, ilkokuldan itibaren lise sona kadar, hatta üniversitede YÖK dersleri arasında zorunlu yabancı dil eğitimi alıyor çocuklar. On yıl yabancı dil eğitimi almanın neticesinde koskocaman bir sıfır. Çocuklar İngilizce konuşmaktan bi haberler. Bir turistle karşılaştığımızda "haydi bakalım on yıl İngilizce dersi gördün bir kaç kelam konuş" diyorsunuz, gençlerin ekser çoğunluğu "ha varyu ne var yu" dan başka bir şey bilmiyorlar yabancı dil adına. Bu durum sadece gençler için geçerli değil, toplumumuzun genelinde yabancı hayranlığı bilinçaltımıza öyle bir işlenmiş ki, kendimizi yetersiz görüyoruz ve bir türlü kendimiz olamıyoruz. Kendimiz olabilmek içinde herhangi bir mücadele de vermiyoruz. Her geçen gün gidişat daha da kötüye doğru gidiyor.  Şöyle etrafımıza bir baktığımızda çocuk isimlerinden tutun da, mağaza isimlerine, şirket isimlerine hatta inşaat sektöründe site isimlerine varana kadar heryerde bir yabancı isim koyma enflasyonu yaşanıyor. Geçenlerde bir inşaat firması yetkilisiyle konuşuyoruz, konu isim konusuna geldi, "nedir bu yabancı hayranlığı, Türkçe isim koysanız olmuyor mu?" dedim. "Olmaz" dedi, "çünkü konsept öyle." Türkçesi, insanlar sitenin ismi yabancı olursa daha "afilli" buluyor dedi. Yani yabancı isimlere karşı toplumun bir zaafiyeti ya da yabancı isimlerin bir albenisi var demek istedi. Biz özümüze dönüp baktığımızda sahip olduğumuz, gücümüzün farkında bile değiliz. Şuan, Türkçe 90 milyona yakın insanın konuştuğu dil olarak, dünya da en çok konuşulan diller arasında 18. sırada yer alıyor olsa da, kunuşulup anlaşılabiliyor olmada, bu oran daha önlere doğru çekilebildiğine şahit olabiliriz.  Dünya tarihine baktığımızda bundan tam 749 yıl önce, 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçe'yi resmi dil olarak ilan ettiğinde "Bugünden sonra divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır." diye ferman etmiştir. Türkçenin ve özellikle ülkemizde Türkçe konuşmanın önemini bir kenara bırakarak, asıl üzerinde durmak istediğim konu, kıyafetlerin üzerinde yazan yabancı yazıların arka planında yer alan "anlamsal tehlikenin" boyutlarıdır. Ahlak ve Kültürümüze âdeta savaş açan bu yazıların farkında mısınız? Çocuklarımıza aldığımız kıyafetlerin ön veya arka yüzlerinde neler yazdığını biliyor muyuz? 'Nereden bilelim?" Hocam dediğinizi duyar gibiyim, çünkü hepsi yabancıca yazıyor, ayrıca merak da etmiyoruz, bizim için ürün kaliteli olsun da, beğeniyoruz ve alıyoruz. Son yıllarda popüler hale gelen baskılı tişörtlerin üzerindeki yazan yazıların anlamları şaşırttı. Daha çok çocukların ve gençlerin giydiği kıyafetlerde yaygın olarak kullanılan ve genellikle kullanıcılar tarafından anlamı bilinmeyen, Çarşı-Pazar her yerde satılan, yabancı dille yazılmış baskılarda; çoğunlukla küfür, hakaret ve müstehcenlik içermektedir.  İşte en yaygın olan karşımıza çıkan tişört yazıları ve Türkçe anlamları; Vixen -- Ahlâksız Kadın Nude -- Çıplak / Çıplaklık Whore - Hayat Kadını  Sow -- Dişi Domuz Pig --- Domuz Hussy - Edepsiz Kız / Aşifte Vice -- Ahlâksızlık / rezalet-rezil-rezillik / kötülük Chorus girl - Oryantal Dansçı Lusts - Şehvetler / Tutkular Dram -- İçki bardağı / bir yudumluk içki Adulterer - Zinakâr erkek / Aldatan Erkek Eccentricity - Acayiplik / Gariplik Adultery - Zina / Eş aldatma Charm -- Sihirbazların istiaze için kullandıkları Terim Baseborn - Zina Çocuğu Bawdy -- Müstehcen/ Açık Saçık Tippler -- İçkici Sister for sale -- Satılık kızkardeş Gay and Pround ( Gap) - Eşcinsel ve Onurlu Atheist -- ateist / dinsiz Mason -- Masonluk Görüldüğü üzere, kıyafetletlerin üzerindeki yabancı dildeki yazıların çoğunluğu ahlak dışı, müstehcen, hatta inanca aykırı, ateizmi öven içerikler barındırdığına şahit oluyoruz. Özellikle çocuklar ve gençler, giydikleri tişörtlerin üzerindeki yazıya bakmadan o kıyafetleri alıp giyiyorlar. Bunu aslında popülizmin, kapitalizmin dayatmalarının bir nevi yansıması olarak düşünebiliriz. Çocuklarımız, gençlerimiz ve hatta büyüklerimiz dahi gayri ihtiyari de olsa maalesef tişörtlerin üzerinde yazan mesajların, müstehcen yazıların farkında olmadan, bilerek veya bilmeyerek reklamını yapıyorlar. Ve ya da orada var olan bir düşüncenin teşhir edilmesine aracı oluyorlar. Özellikle insanı isyana sürükleyen ve dini inançları rencide eden, ayrıca da kişinin inancına çok ters olmasına rağmen bilmeden, araştırmadan bu tişörtler giyilebiliyor. Geçenlerde bununla ilgili bir yazı gördüm. Camide Namaz kılan bir gencin giydiği tişörtün üzerinde "no God and no religion" yazan ifade beni çok şaşırtmıştı. Namazdan sonra merak ettim, acaba anlamı nedir? diye araştırdım. Karşıma çıkan sonuç beni oldukça fazla etkilemişti. Çünkü gencin giydiği tişörtün üstünde yazan yazının Türkçe anlamı; ‘Tanrı yok, din yok.’ bu da şunu gösteriyor ki, insanlar bunu bilmeden bilinçsiz bir şekilde giyiyorlar. Çocuklarımızda ve özellikle ergenlik dönemindeki gençlerimizde bu durum biraz daha yaygın olarak görülmektedir. Çünkü onlar için yeter ki İngilizce bir şeyler yazsın da, ne yazarsa yazsın önemli değil. Yabancı olduğu zaman belki daha çekici daha etkileyici bir hal alıyor olabilir gençler açısından. Fakat bu konularda bilinçlenmek ve bilinçlendirmek kesinlikle şart. Bunu yapacak olanlarda öncelikle anne babalardır. Fakat günümüzde ebeveynler çocuklarıyla ilgili daha büyük sorunlara eğilelim derken, diğerlerine nazaran daha küçük bir mesele görülen tişört yazıları konusunu göz ardı edebiliyorlar. Burada her nekadar asıl sorumluluk ebeveynlerin üzerinde olsada, eğitimcilere ve çocukların önünde rol model olan kişilerede önemli görevler düşüyor. Tişörtlerin üzerindeki yazı ve sembollere baktığımızda bir fikrin bir düşüncenin sessizce yayılmaya çalışıldığını görüyoruz. Adeta bu yazılarla sublimal mesajlar verilmeye çalışılıyor. Örneğin inançsızlığı, isyankârlığı, ateizmi, deizmi, önceleyen ve ailenin kutsallığını zedeleyici, kadın erkek ilişkilerinde ortadaki sınırı kaldırmayı amaçlayan, İslami değerleri küçümseyen bir anlayışın olduğunu görüyoruz. Farklı alanlardan saldırıyorlar gibi görünselerde, aslında ortak bir noktaya saldırıyorlar. İnsanlar arasında ahlaksızlığı ve inançsızlığı yayarak toplumsal bir çürümenin oluşmasını istiyorlar. Kadim kültürümüzde var olan, göğüs bölgemiz için kullanılan "iman tahtası" anlayışını, adeta "ilan tahtasına" dönüştürmeye çalışılıyor. Çünkü bir insan bir kıyafeti giydiğinde gezdiği her yerde dolaylı olarak bunların reklamını yapıyor ve haliyle bu durumdanda sorumludur. Hele birde bunu bilerek yapıyorsa sorumluluğu iki kat artıyor. En azından kişi aldığı tişörtün üstündeki temsil ettiği fikri önceden bakıp ne olduğunu öğrenmesi ve sırf İngilizcedir diye almaması gerekiyor. Bu durum kapitalist sistemin bize bir nevi dayatmasıdır. Popülist kültür bugün farklı mecralarında desteği ile  çocuklarımızın beynine ve vücuduna kanser gibi yerleşmiştir. Bu durum son yıllarda; çoluk- çocuk, genç- ihtiyar, erkek-kadın, okumuş-okumamış fark etmeksizin, toplum arasında hızla yayılıyor. Bu gidişata bir "dur" demenin vakti çoktan geldi ve geçmektedir. Toplumsal koşuşturmaca içerisinde, belki de "geçim derdi" gibi daha önemli konulara yoğunlaştığımız için, bu konuda maalesef sessiziz. Oysaki bu durumu görmezden gelemeyiz, gelmememiz de gerekiyor. Çünkü çocuklarımız bizlerin geleceği ve kültürümüzün taşıyıcısı hükmündedirler. Bunun için de, bu durumu, kesinlikle bizim düşüncemizle, inancımızla, kültürümüzle, ahlakımızla ve değerlerimizle bağdaştırmamız mümkün değildir. İllaki çocuklarımız baskılı, yazılı kıyafetler giymek istiyorlarsa; en azından inançlarımızı, değerlerimizi ve kültürümüzü yansıtan yazıları ve görselleri içeren kıyafetler giymeleri konusunda bir şeyler yapılmalıdır.  Bunun için de, başta ebeveynler olarak, eğitimcilere, tekstil üreticilerine, sanatçısından sporcusuna, siyasetçisinden yöneticisine varana kadar, vatanını ve milletini seven toplumun tüm kesimlerine önemli sorumluluklar düşmektedir.
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Kıyafetlerdeki Tehlike!

İnsan ne yediğini bildiği gibi ne giydiğini de bilmeli. Gerçi son yıllarda ne yediğimizi ya da bize ne yedirdiklerinin farkında bile değiliz.

Bugün ne yediğimizden değil, ne giydiğimiz üzerine, ayrıca doğup büyüdüğümüz Türkiye'de, dil konusunda Türkçe kullanımının nasıl göz ardı edilip erozyona uğratıldığı noktasında farkındalık oluşturmaya çalışacağım. 

Şimdi bir düşünelim ve birlikte bir alışveriş yolculuğuna çıkalım. İsminin ne anlama geldiğini bilmediğimiz bir giyim mağazasından içeriye giriyoruz. İçeride ne dediğini anlamadığımız hareketli yabancı müzik çalıyor. Kendinize ve çocuklarınıza bir kaç kıyafet alıp çıkacaksınız. Buraya kadar her şey normal gibi görünüyor. Fakat almak için baktığınız kıyafetlerin hemen hemen hepsinde anlamını bilmediğiniz yabancıca yazılmış ifadeler var. Etrafınızdaki görevliden yardım isteyip "Türkçe yazan bir şeyler yok mu?" diye soruyorsunuz. Aldığınız cevap maalesef "yok" oluyor. Beğendiğiniz kıyafetlerden birini elinize alıyorsunuz, her tarafı okumasını ve anlamını bilmediğiniz yabancı dille yazılmış yazılarla dolu. Yanınızdaki görevliye "peki burada ne yazıyor?" diye sorup en azından anlamı kötü olan birşey olmasın istiyorsunuz. Görevliden aldığınız cevap "ben de bilmiyorum ama gençler genelde bunlardan alıyor" oluyor. En sonunda kendi kendime "laylaylom yetiştirilen gençlikten daha ne  bekliyorum ki?" Diye hayıflandım. Aslında burada sorun gençlerde değil, onları yetiştiren ebeveynlerde ve onlara Türkçenin önemini anlatamayan ve öğretemeyen eğitim sisteminde.

Bugün başta aileler olmak üzere, toplumun belli bir kısmında yabancı dil hayranlığı almış başını gidiyor. Daha çocuklar anaokulu sıralarından itibaren bir yabancı dil öğrenme yarışı içerisine sokuluyor. İlkokul üç ten itibaren okullarımızda İngilizce zorunlu ders olarak okutulmaya başlanıyor. Ne acıdır ki, ilkokuldan itibaren lise sona kadar, hatta üniversitede YÖK dersleri arasında zorunlu yabancı dil eğitimi alıyor çocuklar. On yıl yabancı dil eğitimi almanın neticesinde koskocaman bir sıfır. Çocuklar İngilizce konuşmaktan bi haberler. Bir turistle karşılaştığımızda "haydi bakalım on yıl İngilizce dersi gördün bir kaç kelam konuş" diyorsunuz, gençlerin ekser çoğunluğu "ha varyu ne var yu" dan başka bir şey bilmiyorlar yabancı dil adına.

Bu durum sadece gençler için geçerli değil, toplumumuzun genelinde yabancı hayranlığı bilinçaltımıza öyle bir işlenmiş ki, kendimizi yetersiz görüyoruz ve bir türlü kendimiz olamıyoruz. Kendimiz olabilmek içinde herhangi bir mücadele de vermiyoruz. Her geçen gün gidişat daha da kötüye doğru gidiyor. 

Şöyle etrafımıza bir baktığımızda çocuk isimlerinden tutun da, mağaza isimlerine, şirket isimlerine hatta inşaat sektöründe site isimlerine varana kadar heryerde bir yabancı isim koyma enflasyonu yaşanıyor. Geçenlerde bir inşaat firması yetkilisiyle konuşuyoruz, konu isim konusuna geldi, "nedir bu yabancı hayranlığı, Türkçe isim koysanız olmuyor mu?" dedim. "Olmaz" dedi, "çünkü konsept öyle." Türkçesi, insanlar sitenin ismi yabancı olursa daha "afilli" buluyor dedi. Yani yabancı isimlere karşı toplumun bir zaafiyeti ya da yabancı isimlerin bir albenisi var demek istedi.

Biz özümüze dönüp baktığımızda sahip olduğumuz, gücümüzün farkında bile değiliz. Şuan, Türkçe 90 milyona yakın insanın konuştuğu dil olarak, dünya da en çok konuşulan diller arasında 18. sırada yer alıyor olsa da, kunuşulup anlaşılabiliyor olmada, bu oran daha önlere doğru çekilebildiğine şahit olabiliriz. 

Dünya tarihine baktığımızda bundan tam 749 yıl önce, 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçe'yi resmi dil olarak ilan ettiğinde "Bugünden sonra divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır." diye ferman etmiştir.

Türkçenin ve özellikle ülkemizde Türkçe konuşmanın önemini bir kenara bırakarak, asıl üzerinde durmak istediğim konu, kıyafetlerin üzerinde yazan yabancı yazıların arka planında yer alan "anlamsal tehlikenin" boyutlarıdır.

Ahlak ve Kültürümüze âdeta savaş açan bu yazıların farkında mısınız?

Çocuklarımıza aldığımız kıyafetlerin ön veya arka yüzlerinde neler yazdığını biliyor muyuz?

'Nereden bilelim?" Hocam dediğinizi duyar gibiyim, çünkü hepsi yabancıca yazıyor, ayrıca merak da etmiyoruz, bizim için ürün kaliteli olsun da, beğeniyoruz ve alıyoruz.

Son yıllarda popüler hale gelen baskılı tişörtlerin üzerindeki yazan yazıların anlamları şaşırttı. Daha çok çocukların ve gençlerin giydiği kıyafetlerde yaygın olarak kullanılan ve genellikle kullanıcılar tarafından anlamı bilinmeyen, Çarşı-Pazar her yerde satılan, yabancı dille yazılmış baskılarda; çoğunlukla küfür, hakaret ve müstehcenlik içermektedir. 

İşte en yaygın olan karşımıza çıkan tişört yazıları ve Türkçe anlamları;

Vixen -- Ahlâksız Kadın
Nude -- Çıplak / Çıplaklık
Whore - Hayat Kadını 
Sow -- Dişi Domuz
Pig --- Domuz
Hussy - Edepsiz Kız / Aşifte
Vice -- Ahlâksızlık / rezalet-rezil-rezillik / kötülük
Chorus girl - Oryantal Dansçı
Lusts - Şehvetler / Tutkular
Dram -- İçki bardağı / bir yudumluk içki
Adulterer - Zinakâr erkek / Aldatan Erkek
Eccentricity - Acayiplik / Gariplik
Adultery - Zina / Eş aldatma
Charm -- Sihirbazların istiaze için kullandıkları Terim
Baseborn - Zina Çocuğu
Bawdy -- Müstehcen/ Açık Saçık
Tippler -- İçkici
Sister for sale -- Satılık kızkardeş
Gay and Pround ( Gap) - Eşcinsel ve Onurlu
Atheist -- ateist / dinsiz
Mason -- Masonluk

Görüldüğü üzere, kıyafetletlerin üzerindeki yabancı dildeki yazıların çoğunluğu ahlak dışı, müstehcen, hatta inanca aykırı, ateizmi öven içerikler barındırdığına şahit oluyoruz.

Özellikle çocuklar ve gençler, giydikleri tişörtlerin üzerindeki yazıya bakmadan o kıyafetleri alıp giyiyorlar. Bunu aslında popülizmin, kapitalizmin dayatmalarının bir nevi yansıması olarak düşünebiliriz. Çocuklarımız, gençlerimiz ve hatta büyüklerimiz dahi gayri ihtiyari de olsa maalesef tişörtlerin üzerinde yazan mesajların, müstehcen yazıların farkında olmadan, bilerek veya bilmeyerek reklamını yapıyorlar. Ve ya da orada var olan bir düşüncenin teşhir edilmesine aracı oluyorlar. Özellikle insanı isyana sürükleyen ve dini inançları rencide eden, ayrıca da kişinin inancına çok ters olmasına rağmen bilmeden, araştırmadan bu tişörtler giyilebiliyor.

Geçenlerde bununla ilgili bir yazı gördüm. Camide Namaz kılan bir gencin giydiği tişörtün üzerinde "no God and no religion" yazan ifade beni çok şaşırtmıştı. Namazdan sonra merak ettim, acaba anlamı nedir? diye araştırdım. Karşıma çıkan sonuç beni oldukça fazla etkilemişti. Çünkü gencin giydiği tişörtün üstünde yazan yazının Türkçe anlamı; ‘Tanrı yok, din yok.’ bu da şunu gösteriyor ki, insanlar bunu bilmeden bilinçsiz bir şekilde giyiyorlar.

Çocuklarımızda ve özellikle ergenlik dönemindeki gençlerimizde bu durum biraz daha yaygın olarak görülmektedir. Çünkü onlar için yeter ki İngilizce bir şeyler yazsın da, ne yazarsa yazsın önemli değil. Yabancı olduğu zaman belki daha çekici daha etkileyici bir hal alıyor olabilir gençler açısından. Fakat bu konularda bilinçlenmek ve bilinçlendirmek kesinlikle şart. Bunu yapacak olanlarda öncelikle anne babalardır. Fakat günümüzde ebeveynler çocuklarıyla ilgili daha büyük sorunlara eğilelim derken, diğerlerine nazaran daha küçük bir mesele görülen tişört yazıları konusunu göz ardı edebiliyorlar. Burada her nekadar asıl sorumluluk ebeveynlerin üzerinde olsada, eğitimcilere ve çocukların önünde rol model olan kişilerede önemli görevler düşüyor.

Tişörtlerin üzerindeki yazı ve sembollere baktığımızda bir fikrin bir düşüncenin sessizce yayılmaya çalışıldığını görüyoruz. Adeta bu yazılarla sublimal mesajlar verilmeye çalışılıyor. Örneğin inançsızlığı, isyankârlığı, ateizmi, deizmi, önceleyen ve ailenin kutsallığını zedeleyici, kadın erkek ilişkilerinde ortadaki sınırı kaldırmayı amaçlayan, İslami değerleri küçümseyen bir anlayışın olduğunu görüyoruz. Farklı alanlardan saldırıyorlar gibi görünselerde, aslında ortak bir noktaya saldırıyorlar. İnsanlar arasında ahlaksızlığı ve inançsızlığı yayarak toplumsal bir çürümenin oluşmasını istiyorlar.

Kadim kültürümüzde var olan, göğüs bölgemiz için kullanılan "iman tahtası" anlayışını, adeta "ilan tahtasına" dönüştürmeye çalışılıyor. Çünkü bir insan bir kıyafeti giydiğinde gezdiği her yerde dolaylı olarak bunların reklamını yapıyor ve haliyle bu durumdanda sorumludur. Hele birde bunu bilerek yapıyorsa sorumluluğu iki kat artıyor. En azından kişi aldığı tişörtün üstündeki temsil ettiği fikri önceden bakıp ne olduğunu öğrenmesi ve sırf İngilizcedir diye almaması gerekiyor.

Bu durum kapitalist sistemin bize bir nevi dayatmasıdır. Popülist kültür bugün farklı mecralarında desteği ile  çocuklarımızın beynine ve vücuduna kanser gibi yerleşmiştir. Bu durum son yıllarda; çoluk- çocuk, genç- ihtiyar, erkek-kadın, okumuş-okumamış fark etmeksizin, toplum arasında hızla yayılıyor. Bu gidişata bir "dur" demenin vakti çoktan geldi ve geçmektedir.

Toplumsal koşuşturmaca içerisinde, belki de "geçim derdi" gibi daha önemli konulara yoğunlaştığımız için, bu konuda maalesef sessiziz. Oysaki bu durumu görmezden gelemeyiz, gelmememiz de gerekiyor. Çünkü çocuklarımız bizlerin geleceği ve kültürümüzün taşıyıcısı hükmündedirler. Bunun için de, bu durumu, kesinlikle bizim düşüncemizle, inancımızla, kültürümüzle, ahlakımızla ve değerlerimizle bağdaştırmamız mümkün değildir. İllaki çocuklarımız baskılı, yazılı kıyafetler giymek istiyorlarsa; en azından inançlarımızı, değerlerimizi ve kültürümüzü yansıtan yazıları ve görselleri içeren kıyafetler giymeleri konusunda bir şeyler yapılmalıdır. 

Bunun için de, başta ebeveynler olarak, eğitimcilere, tekstil üreticilerine, sanatçısından sporcusuna, siyasetçisinden yöneticisine varana kadar, vatanını ve milletini seven toplumun tüm kesimlerine önemli sorumluluklar düşmektedir.

Habere ifade bırak !
Haberle İlişkili Makale
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.