Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Merhametin Yoksa!

Yazarlar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 06.07.2026 - 11:42, Güncelleme: 06.07.2026 - 11:42
 

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Merhametin Yoksa!

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın'ın kaleminden: Merhametin Yoksa!

Konya ilinin Bozkır ilçesinde bir Kur'an Kursu'nda yaşandığı iddia edilen ve bir çocuğa yönelik şiddet görüntülerinin yer aldığı video üzerinden yapılan haberlerdeki "çocuğun şiddete maruz" kaldığı görüntüler, vicdan sahibi olan insanların kabul edebileceği bir durum değildir. Çünkü şiddet kime ve kim tarafından yapılırsa yapılsın, bunun izah edilecek bir tarafı yoktur. Şiddete topyekün karşı çıkılması gerekir. Çünkü şiddetin, dini olmaz, dili olmaz, cinsiyeti olmaz, ırkı olmaz, yaşlısı genci olmaz. Şiddet şiddetse, kadına da yapılsa şiddet, erkeğe de yapılsa şiddet, çocuğa da yapılsa şiddet, hayvana da yapılsa şiddet, hatta canlı herhangi bir varlığa da yapılsa şiddet şiddettir. Yaşanan bu olumsuz olayı sadece Kur'an Kursları gibi dini eğitim kurumları üzerinden okumak, sanki şiddet sadece dini kurumlarda varmış gibi bir algı oluşturmak en basit tabiriyle insafsızlıktır. Bu olayı İslam dinine, diyanete ve dindar insanlara saldırmak için bir fırsat olarak görmek, sağlıklı bir düşüncenin ürünü olamaz. Adeta "mal bulmuş mağribi gibi" hareket etmek, din düşmanlarının hareket alanını tarif etmektedir. Bu vahim olayın; hoşgörü diyarı, "ne olursan ol, yine gel" çağrısında bulunan Hz.Mevlana'nın da yurt edindiği Konya'nın bir ilçesinde ve benimde memleketim, "suyu sert, insanı mert olan Bozkır" da yaşanmış olması beni ayrıca derinden üzmüştür. Çünkü hiç kimse memleketinin adının "çocuğa şiddet" gibi böyle olumsuz bir olayla anılmasını istemez. Özellikle savunmasız ve çaresiz olan, dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan çocuklara yönelik şiddetin hiçbir bahanesi, hiçbir gerekçesi olamaz. Hele ki eğitim veren, ahlakı ve merhameti öğretmeden ziyade temsil etmesi beklenen bir kişinin böyle bir davranış yapması asla kabul edilemez. Bu nedenle bu ve benzeri eylemleri yapanlar hakkında, hukukun gereğini yapması ve adaletle gerekli cezaların uygulanması, toplum ve kamu vicdanını rahatlatabilmesi açısından en önemli adım olacaktır.  Ancak burada esas dikkat edilmesi gereken husus; Bir kişinin yaptığı yanlış yüzünden, yıllardır binlerce din görevlisinin emek verdiği, hayır sahiplerinin destek olduğu, gönüllülerin fedakârlıkla ayakta tuttuğu bu kurumlarda görev yapan insanların tamamını suçlamak da adil değildir. Bir kişinin yapmış olduğu bir hata nedeniyle, binlerce emeğin kaybolmasına ve yaşanılan bu elim olayı fırsata çevirmek isteyen, dine ve diyanete saldırmak için hazır bekleyen din düşmanlarına da meydanı boş bırakmamak gerekir. Geçmişten günümüze Anadolu'nun birçok bölgesinde, insanlar çocukları Kur'an öğrenebilsin, ahlaki değerlerle bezensin, hatta hafız olsunlar diye büyük fedakârlıklarla Kur'an Kurslarına büyük destek vermektedirler. Öyleki, kimisi bir tuğla bağışlamış, kimisi bir öğrencinin masrafını üstlenmiş, kimisi yurt ya da kurs yapılsın diye arsasını bağışlamış, kimisi de yıllarca gönüllü olarak hizmet etmişler. Adeta imece usulü, tamamen gönüllülük esasına dayalı, bu emekleri bu olayda olduğu gibi, münferit yapılan yanlış işlere kurban etmek, yapılan bütün iyilikleri, onlarca insanın vermiş olduğu emekleri ve necip anadolu insanının dayanışmasını görmezden gelmek anlamına gelir ki, buda büyük haksızlık olur. Çünkü bir kişinin hatası yüzünden bu kadar emeğin zayi edilmesi doğru olmaz. Yaşanan bu olay ve bundan önceki yıllarda da bireysel olarak zaman zaman yaşanmış olan olaylar bize bir gerçeğinde altının çizilmesi gerektiğini göstermiştir maalesef. Şu bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Dine ve diyanete saldırmak için pusuda bekleyen İslam düşmanları; kendilerine yakışanı yapacaklardır. Bizim bunların önüne geçmemiz mümkün değildir. Önemli olan biz böyle olayların bir daha asla yaşanmaması için neler yapmalıyız, bize düşen sorumluluklar nelerdir?  bunlar üzerine kafa yormamız gerekir. Yaşanan bu son olayda bize göstermiştir ki, suni çözümler yerine, meselenin özüne inip kalıcı çözümler üretmemiz gerekmektedir. Yaşanan bu son olay, önemli bir gerçeği de gözler önüne sermektedir. Kur'an Kursları'nda ve yurtlarda görev yapacak kişilerin; sadece dini bilgi bakımından yeterli olması bir eğitimci olarak "tek kriter" değil, çocuk psikolojisi, pedagojik formasyon, iletişim becerileri ve öfke kontrolü gibi konularda da ciddi eğitimlerden geçmesi artık bir zorunluluk hâline geldiğini göstermektedir. Maalesef geçmişten günümüze eğitim kurumlarının genelinde şiddete yönelik eylemler olmuştur. Bazı hocalar geçmişte fazlasıyla şiddet uygulamışlardır. Şimdiki gibi kamera, cep telefonu vs. olmadığı için, bir de aileler çocuklarını eğitim kurumlarına teslim ederken "eti senin, kemiği benim" anlayışında teslim ettikleri için, çocuklar şiddete maruz kalsalar da, bunu ebeveynlerine söyleyememişlerdir. Ayrıca söyleseler belki de, evde bir de anne babalarından dayak yeme ihtimalleri olduğu için, çocuklar sessiz kalmışlardır. Çocuklarda oluşan psikoloji; "Hocam beni dövdüyse, demek ki bir suçum var" algısı ile suçluluk psikolojisi içerisinde hareket etmişlerdir. Birnevi "öğrenilmiş çaresizlik" olarak zihinlerine kazınmıştır.  Şimdi bu ve benzeri kurumlarda görev yapan insanların çoğunluğu bu kurumlardan ve bu sıralardan geçmişlerdir. Yani bir nevi onlarda ya şiddete maruz kalmışlar, ya da şiddete şahitlik etmişler ve bu travmaları yaşamışlardır. Şiddet, öğrenilebilen bir davranıştır. Bu nedenle bu kurumlarda görev yapan insanlar, "Ben zamanında böyle gördüm, bize de böyle davranıldı, azmı dayağını yedik hocalarımızın." Gibi bilinç altına yerleşmiş bir anlayış ile hareket ediyor olabilirler. Fakat geçmişte yapılan hataların günümüz eğitim sisteminde yeri yoktur ve asla kabul edilemez. Eskinin sert disiplin anlayışı, "dayak cennetten çıkmıştır" gibi yanlış ve mesnetsiz bir düşüncenin yerini sevgiye, merhamete, anlayışa ve mentorlüğe bırakması gerekiyor. Çünkü korkuyla yetişen çocuklar bir şekilde bilgi öğrenebilirler, ama güven ve insanlık duygusunu kaybedebilir. Oysa din eğitiminin temelinde korku değil sevgi, baskı ve şiddet değil, merhamet ve gönüllülük olduğu unutulmamalıdır Çünkü dinimiz merhamet ve hoşgörü dinidir. Ayrıca insanlığın ortak değer yargısı "merhamet" duygusudur. Bugüne geldiğimizde, yapılması gereken; suçu kişiselleştirmek ve sorumluyu hukuk önünde hesap vermeye bırakmaktır. Aynı zamanda bu olaydan ders çıkarıp, sistemin eksiklerini gidermek, eğitimcilerin niteliğini artırmak ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almaktır. Toplum olarak ne suçu örtbas edip görmezden gelmeliyiz ne de bir kişinin yanlışı yüzünden yılların emeğini yok saymalıyız. Adalet, suçlunun gereken cezasını almasıdır; hakkaniyet ise Kur'ana hizmet kervanında masum olanların emeklerini koruyabilmektir. Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın rahmeti ve kullarından birbirlerine karşı şefkatli olmaları, pek çok ayette vurgulanmaktadır.  En'âm Suresi, 12. Ayet: "De ki: 'Göklerde ve yerde olanlar kime aittir?' De ki: 'Allah'a aittir.' O, rahmeti (merhameti) kendi üzerine yazmıştır." A'râf Suresi, 156. Ayet: "...Rahmetim her şeyi kuşatmıştır; onu sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım." Mü'minûn Suresi, 109. Ayet: "...'Rabbimiz! Biz iman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın!' dediler."  Tevbe Suresi, 128. Ayet: "Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir." Hadîd Suresi, 27. Ayet: "...Onların kalplerine şefkat ve merhamet koyduk." Beled Suresi, 17. Ayet: "Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden olmak." Görüldüğü gibi İslam dini "şefkat ve merhamet" dinidir. Peygamber Efendimiz'de, şefkat ve merhametin yeryüzündeki, temsilcisidir ve "Merhamet edin ki, merhamet bulasınız" buyurmaktadır. Disiplin; şiddetle, dayakla ve aşırı güç kullanarak yapılan "merhametsizlikle" değil, "merhametle" yoğrulmalıdır. Ailede özellikle babaların içinde "merhamet" olan disiplini evde inşa etmesi gerekir. Çünkü merhametini kaybeden bir insanın, bütün hayırları da kaybetme gibi bir durumla karşı karşıya kalması söz konusu olabilir.  Ayrıca başkasının çocuğuna, yani ümmetin evladına ihtimam göstermeyen kendi evladına da yeterince ihtimam göstermez. Çünkü mümin akıllıdır ve bilirki, toplumda birbirimizle iç içeyiz Birimizin davranışı diğerini de er geç etkiler; iyilikte etkiler, kötülükte etkiler. Bunun için, "iyilik" ekelim ki, iyilikler ve güzellikler çoğalsın. Bununla birlikte unutmamak gerekir ki, Kur'an-ı Kerim'in ilk emri "oku" dur. İnsanların birbirlerine ve çocuklara yönelik ilk rehberlik ettiği değerlerden biri de merhamettir. Bu nedenle merhametin olmadığı yerde ne eğitim kalır ne de örnek olunacak bir ahlak.
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın'ın kaleminden: Merhametin Yoksa!

Konya ilinin Bozkır ilçesinde bir Kur'an Kursu'nda yaşandığı iddia edilen ve bir çocuğa yönelik şiddet görüntülerinin yer aldığı video üzerinden yapılan haberlerdeki "çocuğun şiddete maruz" kaldığı görüntüler, vicdan sahibi olan insanların kabul edebileceği bir durum değildir. Çünkü şiddet kime ve kim tarafından yapılırsa yapılsın, bunun izah edilecek bir tarafı yoktur.

Şiddete topyekün karşı çıkılması gerekir. Çünkü şiddetin, dini olmaz, dili olmaz, cinsiyeti olmaz, ırkı olmaz, yaşlısı genci olmaz. Şiddet şiddetse, kadına da yapılsa şiddet, erkeğe de yapılsa şiddet, çocuğa da yapılsa şiddet, hayvana da yapılsa şiddet, hatta canlı herhangi bir varlığa da yapılsa şiddet şiddettir.

Yaşanan bu olumsuz olayı sadece Kur'an Kursları gibi dini eğitim kurumları üzerinden okumak, sanki şiddet sadece dini kurumlarda varmış gibi bir algı oluşturmak en basit tabiriyle insafsızlıktır. Bu olayı İslam dinine, diyanete ve dindar insanlara saldırmak için bir fırsat olarak görmek, sağlıklı bir düşüncenin ürünü olamaz. Adeta "mal bulmuş mağribi gibi" hareket etmek, din düşmanlarının hareket alanını tarif etmektedir.

Bu vahim olayın; hoşgörü diyarı, "ne olursan ol, yine gel" çağrısında bulunan Hz.Mevlana'nın da yurt edindiği Konya'nın bir ilçesinde ve benimde memleketim, "suyu sert, insanı mert olan Bozkır" da yaşanmış olması beni ayrıca derinden üzmüştür. Çünkü hiç kimse memleketinin adının "çocuğa şiddet" gibi böyle olumsuz bir olayla anılmasını istemez.

Özellikle savunmasız ve çaresiz olan, dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan çocuklara yönelik şiddetin hiçbir bahanesi, hiçbir gerekçesi olamaz. Hele ki eğitim veren, ahlakı ve merhameti öğretmeden ziyade temsil etmesi beklenen bir kişinin böyle bir davranış yapması asla kabul edilemez. Bu nedenle bu ve benzeri eylemleri yapanlar hakkında, hukukun gereğini yapması ve adaletle gerekli cezaların uygulanması, toplum ve kamu vicdanını rahatlatabilmesi açısından en önemli adım olacaktır. 

Ancak burada esas dikkat edilmesi gereken husus; Bir kişinin yaptığı yanlış yüzünden, yıllardır binlerce din görevlisinin emek verdiği, hayır sahiplerinin destek olduğu, gönüllülerin fedakârlıkla ayakta tuttuğu bu kurumlarda görev yapan insanların tamamını suçlamak da adil değildir. Bir kişinin yapmış olduğu bir hata nedeniyle, binlerce emeğin kaybolmasına ve yaşanılan bu elim olayı fırsata çevirmek isteyen, dine ve diyanete saldırmak için hazır bekleyen din düşmanlarına da meydanı boş bırakmamak gerekir.

Geçmişten günümüze Anadolu'nun birçok bölgesinde, insanlar çocukları Kur'an öğrenebilsin, ahlaki değerlerle bezensin, hatta hafız olsunlar diye büyük fedakârlıklarla Kur'an Kurslarına büyük destek vermektedirler. Öyleki, kimisi bir tuğla bağışlamış, kimisi bir öğrencinin masrafını üstlenmiş, kimisi yurt ya da kurs yapılsın diye arsasını bağışlamış, kimisi de yıllarca gönüllü olarak hizmet etmişler.

Adeta imece usulü, tamamen gönüllülük esasına dayalı, bu emekleri bu olayda olduğu gibi, münferit yapılan yanlış işlere kurban etmek, yapılan bütün iyilikleri, onlarca insanın vermiş olduğu emekleri ve necip anadolu insanının dayanışmasını görmezden gelmek anlamına gelir ki, buda büyük haksızlık olur. Çünkü bir kişinin hatası yüzünden bu kadar emeğin zayi edilmesi doğru olmaz.

Yaşanan bu olay ve bundan önceki yıllarda da bireysel olarak zaman zaman yaşanmış olan olaylar bize bir gerçeğinde altının çizilmesi gerektiğini göstermiştir maalesef. Şu bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Dine ve diyanete saldırmak için pusuda bekleyen İslam düşmanları; kendilerine yakışanı yapacaklardır. Bizim bunların önüne geçmemiz mümkün değildir. Önemli olan biz böyle olayların bir daha asla yaşanmaması için neler yapmalıyız, bize düşen sorumluluklar nelerdir?  bunlar üzerine kafa yormamız gerekir.

Yaşanan bu son olayda bize göstermiştir ki, suni çözümler yerine, meselenin özüne inip kalıcı çözümler üretmemiz gerekmektedir. Yaşanan bu son olay, önemli bir gerçeği de gözler önüne sermektedir. Kur'an Kursları'nda ve yurtlarda görev yapacak kişilerin; sadece dini bilgi bakımından yeterli olması bir eğitimci olarak "tek kriter" değil, çocuk psikolojisi, pedagojik formasyon, iletişim becerileri ve öfke kontrolü gibi konularda da ciddi eğitimlerden geçmesi artık bir zorunluluk hâline geldiğini göstermektedir.

Maalesef geçmişten günümüze eğitim kurumlarının genelinde şiddete yönelik eylemler olmuştur. Bazı hocalar geçmişte fazlasıyla şiddet uygulamışlardır. Şimdiki gibi kamera, cep telefonu vs. olmadığı için, bir de aileler çocuklarını eğitim kurumlarına teslim ederken "eti senin, kemiği benim" anlayışında teslim ettikleri için, çocuklar şiddete maruz kalsalar da, bunu ebeveynlerine söyleyememişlerdir. Ayrıca söyleseler belki de, evde bir de anne babalarından dayak yeme ihtimalleri olduğu için, çocuklar sessiz kalmışlardır. Çocuklarda oluşan psikoloji; "Hocam beni dövdüyse, demek ki bir suçum var" algısı ile suçluluk psikolojisi içerisinde hareket etmişlerdir. Birnevi "öğrenilmiş çaresizlik" olarak zihinlerine kazınmıştır. 

Şimdi bu ve benzeri kurumlarda görev yapan insanların çoğunluğu bu kurumlardan ve bu sıralardan geçmişlerdir. Yani bir nevi onlarda ya şiddete maruz kalmışlar, ya da şiddete şahitlik etmişler ve bu travmaları yaşamışlardır. Şiddet, öğrenilebilen bir davranıştır. Bu nedenle bu kurumlarda görev yapan insanlar, "Ben zamanında böyle gördüm, bize de böyle davranıldı, azmı dayağını yedik hocalarımızın." Gibi bilinç altına yerleşmiş bir anlayış ile hareket ediyor olabilirler. Fakat geçmişte yapılan hataların günümüz eğitim sisteminde yeri yoktur ve asla kabul edilemez. Eskinin sert disiplin anlayışı, "dayak cennetten çıkmıştır" gibi yanlış ve mesnetsiz bir düşüncenin yerini sevgiye, merhamete, anlayışa ve mentorlüğe bırakması gerekiyor. Çünkü korkuyla yetişen çocuklar bir şekilde bilgi öğrenebilirler, ama güven ve insanlık duygusunu kaybedebilir. Oysa din eğitiminin temelinde korku değil sevgi, baskı ve şiddet değil, merhamet ve gönüllülük olduğu unutulmamalıdır Çünkü dinimiz merhamet ve hoşgörü dinidir. Ayrıca insanlığın ortak değer yargısı "merhamet" duygusudur.

Bugüne geldiğimizde, yapılması gereken; suçu kişiselleştirmek ve sorumluyu hukuk önünde hesap vermeye bırakmaktır. Aynı zamanda bu olaydan ders çıkarıp, sistemin eksiklerini gidermek, eğitimcilerin niteliğini artırmak ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almaktır.

Toplum olarak ne suçu örtbas edip görmezden gelmeliyiz ne de bir kişinin yanlışı yüzünden yılların emeğini yok saymalıyız. Adalet, suçlunun gereken cezasını almasıdır; hakkaniyet ise Kur'ana hizmet kervanında masum olanların emeklerini koruyabilmektir.

Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın rahmeti ve kullarından birbirlerine karşı şefkatli olmaları, pek çok ayette vurgulanmaktadır. 

En'âm Suresi, 12. Ayet: "De ki: 'Göklerde ve yerde olanlar kime aittir?' De ki: 'Allah'a aittir.' O, rahmeti (merhameti) kendi üzerine yazmıştır."

A'râf Suresi, 156. Ayet: "...Rahmetim her şeyi kuşatmıştır; onu sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım."

Mü'minûn Suresi, 109. Ayet: "...'Rabbimiz! Biz iman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın!' dediler." 

Tevbe Suresi, 128. Ayet: "Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir."

Hadîd Suresi, 27. Ayet: "...Onların kalplerine şefkat ve merhamet koyduk."

Beled Suresi, 17. Ayet: "Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden olmak." Görüldüğü gibi İslam dini "şefkat ve merhamet" dinidir. Peygamber Efendimiz'de, şefkat ve merhametin yeryüzündeki, temsilcisidir ve " Merhamet edin ki, merhamet bulasınız" buyurmaktadır.

Disiplin; şiddetle, dayakla ve aşırı güç kullanarak yapılan "merhametsizlikle" değil, "merhametle" yoğrulmalıdır. Ailede özellikle babaların içinde "merhamet" olan disiplini evde inşa etmesi gerekir. Çünkü merhametini kaybeden bir insanın, bütün hayırları da kaybetme gibi bir durumla karşı karşıya kalması söz konusu olabilir. 

Ayrıca başkasının çocuğuna, yani ümmetin evladına ihtimam göstermeyen kendi evladına da yeterince ihtimam göstermez.

Çünkü mümin akıllıdır ve bilirki, toplumda birbirimizle iç içeyiz Birimizin davranışı diğerini de er geç etkiler; iyilikte etkiler, kötülükte etkiler. Bunun için, "iyilik" ekelim ki, iyilikler ve güzellikler çoğalsın.

Bununla birlikte unutmamak gerekir ki, Kur'an-ı Kerim'in ilk emri "oku" dur. İnsanların birbirlerine ve çocuklara yönelik ilk rehberlik ettiği değerlerden biri de merhamettir. Bu nedenle merhametin olmadığı yerde ne eğitim kalır ne de örnek olunacak bir ahlak.

Habere ifade bırak !
Haberle İlişkili Makale
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.