Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: "Sen memur olamadın!"

Yazarlar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 31.08.2026 - 20:03, Güncelleme: 31.08.2026 - 20:15
 

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: "Sen memur olamadın!"

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: "Sen memur olamadın!"

Kravatımı biraz gevşettim. Bir devlet adamı kravatını gevşetiyorsa, orada nizam esnemiş, ciddiyet zedelenmiş demektir. Ama ne yapayım, ter bastı. Yirmi üç yıldır şu koridorlarda yürüyen kadına baktım, bir de önümdeki sicil dosyasına. Yirmi üç yıl... Dile kolay. Devletin çarkları arasında çeyrek asır öğütülüp de tek bir dişliye bile ayak uyduramamak her kulun harcı değildir. Ha, sorsan dosya tutmayı bilir, havale yapmayı bilir, evrakın sonuna "arz ederim" yazmayı ezbere bilir. Ama memur olamamış işte. Çünkü memurluk dediğin şey, o süslü kanun maddelerinde yazanlar değildir. Memurluk; sağ gözün gördüğünü sol gözden saklama sanatıdır. Kulakların tıkalı, dilinin damağına yapışık olması usulüdür. Biz bu müfettişlik makamına öyle kanun ezberleyerek gelmedik; kimin sesini ne zaman çıkaracağını, kimin ne zaman yutkunacağını koklayarak geldik. Sayın Başkan geçen gün çayımı tazelerken ne güzel hulasa etti: "Bana dürüst adam değil, imza atacak adam lazım" diye. İşte hikmet buradadır! Devlet dediğin devasa mekanizma dürüstlükle yürüseydi, her dürüst vatandaşa bir mühür verir, kadroları doldururduk. Ama bize dürüstlük değil, mürekkep lazım. Kalemin ucuna basacak parmak lazım. Saliha Hanım ise o parmağı tutmuş, en olmayacak yerde, genel kurulun ortasında havaya kaldırmış. Neymiş efendim? Sümen altı edilen dosyalar varmış, usulsüz tutanaklar tutuluyormuş... Evladım, o sümenler niye var? Bir şeyler altında dursun diye! Masanın üstü temiz görünsün diye! Şimdi tuttuk, Saliha'yı evine iki saat mesafedeki o çorak büroya sürdük. Önüne de sabah sekiz, akşam beş imza föyünü koyduk. İlk gün sekizi on geçe damladı. Şık! Tutanak hazır. On dakika geç kaldı diye yirmi üç yıllık hizmetin üstünü tek kalemde çiziverdik. Sanki dünya tarihi Saliha’nın o on dakikalık rötarıyla yörüngesinden çıkmış gibi... Ama usul böyle. Devletin saati şaşmaz; sekizi on geçiyorsa, sekizi on geçiyordur. Koridorda arkadaşı Derya bağırıyordu geçen gün: "Saliha bu kuruma katiller sığdı, ahlaksızlar, hırsızlar sığdı, bir tek sen sığamadın" Yazık... Hanım kızımız meseleyi hiç anlamamış. Katil dediğin adam kuralları bilir, susacağı yeri bilir, imzasını atar geçer. Hırsız dediğin, payına düşeni alır, çarkın yağını tazeler. Onlar sığar tabii! Onlar sistemin dişlisidir. Ama Saliha? Saliha pürüzdür. Dişliye takılan çakıl taşıdır. Şimdi raporumu tamamlıyorum. Daktilomun tuşlarına basarken içimden bir tebessüm geçiyor. Dosyasına yazıyorum: “Memuriyet görev ve disiplin anlayışına yeterince uyum sağlayamadığı tespit edilmiştir...” Rapor tamam. Kravatımı düzeltip ceketimi ilikliyorum. Saliha çantasını alıp o uzun sürgün yoluna doğru yürüyor. Arkasından bakıyorum. Dosyasında sürgünler var, ihtarnameler var, geç kalma tutanakları var... Bir tek şey eksik: Başkasının pisliğine atılmış bir imza. Masa yerinde duruyor, mühür yerinde duruyor, Başkan odasında çayını yudumluyor. Devletimiz çok şükür tıkır tıkır çalışıyor. Eskiden giyim kuşam, hal ve tavırları ile bir Devlet memuru vakarı vardı. Aldığı maaşta tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu bilir ve tüm gayreti ile işini yaparlardı. Son yıllarda liyakat ve işin ehli göz önünde tutulmadan, hemşehri, hısım, akraba, partili, cemaat ve tarikat mensubiyetine göre yapılan atamalarla kurum ve kuruluşlara güven kalmadı. Rahmetli Özal'ın "Benim memurum işini bilir." söyleminden sonra haram/helal ve kul hakkı duyguları kalmadı. Birde Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye bünyemize uymayan yasaları kabul ettik, toplumda ahlâki değerler çöktü. Yapılan inceleme ve soruşturmaların çoğu objektif değil. Bilgi Edinme Yasası ile hakkında inceleme soruşturma yapılan kişi dosyanın fotokopisini alabiliyor. Kim hakkında ne demişse öğreniyor. Bunu bilen tanıklar niçin amirle, arkadaşla kötü olayım diye doğru tanıklıkta bulunmuyor.  Müfettiş Bey olarak son sözüm şudur: Ben hakkımla müfettiş oldum, Saliha ise memur bile olamadı. Ama bu akşam eve giderken, hangimizin uykusunun daha çabuk geleceğinden pek emin değilim. (Bir müfettişin kaleminden...)
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: "Sen memur olamadın!"

Kravatımı biraz gevşettim. Bir devlet adamı kravatını gevşetiyorsa, orada nizam esnemiş, ciddiyet zedelenmiş demektir. Ama ne yapayım, ter bastı. Yirmi üç yıldır şu koridorlarda yürüyen kadına baktım, bir de önümdeki sicil dosyasına.

Yirmi üç yıl... Dile kolay. Devletin çarkları arasında çeyrek asır öğütülüp de tek bir dişliye bile ayak uyduramamak her kulun harcı değildir. Ha, sorsan dosya tutmayı bilir, havale yapmayı bilir, evrakın sonuna "arz ederim" yazmayı ezbere bilir. Ama memur olamamış işte. Çünkü memurluk dediğin şey, o süslü kanun maddelerinde yazanlar değildir. Memurluk; sağ gözün gördüğünü sol gözden saklama sanatıdır. Kulakların tıkalı, dilinin damağına yapışık olması usulüdür. Biz bu müfettişlik makamına öyle kanun ezberleyerek gelmedik; kimin sesini ne zaman çıkaracağını, kimin ne zaman yutkunacağını koklayarak geldik.

Sayın Başkan geçen gün çayımı tazelerken ne güzel hulasa etti: "Bana dürüst adam değil, imza atacak adam lazım" diye.

İşte hikmet buradadır! Devlet dediğin devasa mekanizma dürüstlükle yürüseydi, her dürüst vatandaşa bir mühür verir, kadroları doldururduk. Ama bize dürüstlük değil, mürekkep lazım. Kalemin ucuna basacak parmak lazım. Saliha Hanım ise o parmağı tutmuş, en olmayacak yerde, genel kurulun ortasında havaya kaldırmış. Neymiş efendim? Sümen altı edilen dosyalar varmış, usulsüz tutanaklar tutuluyormuş...

Evladım, o sümenler niye var? Bir şeyler altında dursun diye! Masanın üstü temiz görünsün diye!

Şimdi tuttuk, Saliha'yı evine iki saat mesafedeki o çorak büroya sürdük. Önüne de sabah sekiz, akşam beş imza föyünü koyduk. İlk gün sekizi on geçe damladı. Şık! Tutanak hazır. On dakika geç kaldı diye yirmi üç yıllık hizmetin üstünü tek kalemde çiziverdik. Sanki dünya tarihi Saliha’nın o on dakikalık rötarıyla yörüngesinden çıkmış gibi...
Ama usul böyle. Devletin saati şaşmaz; sekizi on geçiyorsa, sekizi on geçiyordur.

Koridorda arkadaşı Derya bağırıyordu geçen gün: "Saliha bu kuruma katiller sığdı, ahlaksızlar, hırsızlar sığdı, bir tek sen sığamadın"

Yazık... Hanım kızımız meseleyi hiç anlamamış. Katil dediğin adam kuralları bilir, susacağı yeri bilir, imzasını atar geçer. Hırsız dediğin, payına düşeni alır, çarkın yağını tazeler. Onlar sığar tabii! Onlar sistemin dişlisidir. Ama Saliha? Saliha pürüzdür. Dişliye takılan çakıl taşıdır.

Şimdi raporumu tamamlıyorum. Daktilomun tuşlarına basarken içimden bir tebessüm geçiyor. Dosyasına yazıyorum: “Memuriyet görev ve disiplin anlayışına yeterince uyum sağlayamadığı tespit edilmiştir...”

Rapor tamam. Kravatımı düzeltip ceketimi ilikliyorum. Saliha çantasını alıp o uzun sürgün yoluna doğru yürüyor. Arkasından bakıyorum. Dosyasında sürgünler var, ihtarnameler var, geç kalma tutanakları var...

Bir tek şey eksik: Başkasının pisliğine atılmış bir imza.

Masa yerinde duruyor, mühür yerinde duruyor, Başkan odasında çayını yudumluyor. Devletimiz çok şükür tıkır tıkır çalışıyor.

Eskiden giyim kuşam, hal ve tavırları ile bir Devlet memuru vakarı vardı. Aldığı maaşta tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu bilir ve tüm gayreti ile işini yaparlardı. Son yıllarda liyakat ve işin ehli göz önünde tutulmadan, hemşehri, hısım, akraba, partili, cemaat ve tarikat mensubiyetine göre yapılan atamalarla kurum ve kuruluşlara güven kalmadı.

Rahmetli Özal'ın "Benim memurum işini bilir." söyleminden sonra haram/helal ve kul hakkı duyguları kalmadı. Birde Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye bünyemize uymayan yasaları kabul ettik, toplumda ahlâki değerler çöktü.

Yapılan inceleme ve soruşturmaların çoğu objektif değil. Bilgi Edinme Yasası ile hakkında inceleme soruşturma yapılan kişi dosyanın fotokopisini alabiliyor. Kim hakkında ne demişse öğreniyor. Bunu bilen tanıklar niçin amirle, arkadaşla kötü olayım diye doğru tanıklıkta bulunmuyor. 

Müfettiş Bey olarak son sözüm şudur: Ben hakkımla müfettiş oldum, Saliha ise memur bile olamadı. Ama bu akşam eve giderken, hangimizin uykusunun daha çabuk geleceğinden pek emin değilim.

(Bir müfettişin kaleminden...)

Habere ifade bırak !
Haberle İlişkili Makale
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.