Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Size de günaydın!

Yazarlar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 26.10.2026 - 12:46, Güncelleme: 26.10.2026 - 12:46
 

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Size de günaydın!

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın'ın kaleminden..

İnsanı insan yapan değerlerin her geçen gün aşındırılması ve ahlaki yozlaşmanın giderek sıradanlaştırılmasının egemen olduğu toplumlarda; kötülük olağanlaşır, haksızlık meşrulaşır ve vicdan toplumsal hayattaki belirleyiciliğini kaybeder. Eskiden insan, yaptığı yanlışın ortaya çıkmasından utanırdı. Şimdi ise yanlış yaptığı hâlde utanmamak, hatta bunu savunmak neredeyse bir güç göstergesi gibi sunulabiliyor. Ayıp kavramının sınırları bulanıklaştı. Vicdanın sesi, çıkarların sesine karıştı, insanlar birbirini eleştirirken kendine bakmayı unuttu. Bugün insanların utanç duyması gereken şeylerle, âdeta "utanmıyoruz" deyip, gurur duyduğu bir zamanda yaşıyoruz. Sosyal medyada ise herkes başkasının hayatını yargılarken kendi yanlışlarının görünmez olduğunu sanıyor. Belki de asıl mesele insanların kötüleşmesi değil; kötülüğün, saygısızlığın ve görgüsüzlüğün giderek normalleştirilmesidir. Çünkü bir toplumda yanlış yapan değil, yanlışı sorgulayan kişi garipsenmeye ve dışlanmaya başlandığında ortada ciddi bir sorun var demektir. Tolstoy "İtiraflarım" adlı kitabında şöyle diyor; "Ahlaksızlığımızdan utanmıyorduk, çünkü toplum onu affediyor, hatta teşvik ediyordu." İnsan yaptığı yanlışı normal görmeye başladığında kaybolur. Çünkü, kötülük bazen alkışlarla büyür. Yapanlar utanmaz, görenler susar, karşı çıkanlar huzuru bozmakla suçlanır... Ve zamanla ahlaksızlık, kabul gören yaşam biçimine dönüşür. İmam-ı Gazzâli “Halkın bozulması yöneticilerin bozulmasından, yöneticilerin bozulması alimlerin bozulmasındandır. Alimlerin bozulması ise mal ve makam sevgisinin onlara galip gelmesindendir.” diyerek bozulmanın bir nevi "toplumsal çürümenin" temelinde alimlerin düşünce dünyasının yer aldığını ifade etmektedir. Gazzâli’nin sıraladığı realite bugün de geçerliliğini korumaktadır. Yani var olan haksızlıklara meşruiyet kazandıran, onları görmezden gelen, hatta “bizim iktidarımız” ya da "bizden olsunda" ne yaparsa yapsın diyerek savunan dini ve sivil elitler olmasaydı; bu düzen bu kadar derin kök salamazdı. Kamu imkanlarına erişimini ve iktidarla yakınlığını korumayı ahlaki tutarlılığının önüne koyan bazı cemaatlerin, vakıfların, derneklerin ve kanaat önderlerinin, bu düzenin yerleşmesinde sorumlulukları vardır. Gazzâli’nin “mal ve makam sevgisi” dediği şey, bugün kurumsal yakınlık ve imtiyaz olarak karşımızda duruyor. Bu tutarsızlık, dindarlık adına söz söyleyenlerin güvenilirliğinin de sorgulanmasına sebep oluyor. Olaya Gazali’nin perspektifinden baktığımızda; Adalet konusunda susanların, ahlak çağrısı, inandırıcılığını kaybediyor maalesef.  Son günlerde yaşanan ahlaksızlıklar karşısında cemaatlerden ardı ardına "Edep elden gidiyor, ahlaksız gençler yetişiyor.. adaletsizliklere dur deyin, tedbir alın" gibi uyarı mektupları yazılmaya başlandığını görüyoruz. Yıllarca susup, toplum tam bir "çürümüşlük" içerisine sürüklendikten sonra yapılan açıklamaların ne ölçüde samimi olduğu sorgulanır.  Bu bağlamda, sessizlikle geçen yılların ardından gelen sözler, ne yazık ki güçlü bir iradeyi değil; gecikmiş bir refleksi gösterir. Bunun içindir ki, bu açıklamaları yapanlara sadece "g ü n a y d ı n" diyebiliriz. Evet yazdıkları doğru, fakat çok geç kalınmış bir açıklama...maalesef geç yapılan uyarı geçen zamanı geri getirmeye yetmediği gibi, bozulan gençleri de düzeltmeye yetmiyor. Bu konularda duyarlı olanlar yıllarca kendisini paralarken, bunlara sahip çıkıp, destek vermeyip cemaatler sustular maalesef. Her ne hikmetse şimdi açıklama yapmaya karar vermişler. Bunlara sormak gerekir; Hayırdır yıllardır sustunuz, ne oldu da şimdi açıklama yapma gereği duydunuz? Bu konuda açıklama yapmak için çok geç kalmadınız mı? Ya da hangi dağda kurt öldü de böyle açıklamalar yapıyorsunuz? Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy- ani'l-münker sorumluluğunu yerine getirmek için biraz geç kalmadınız mı?  Bu ülkede yıllardır, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan "Kültür Yolu Etkinlikleri" aracılığıyla, Belediyeler tarafından yapılan "Festivaller" yoluyla halkın inanç değerleri hiçe sayılırken, gençlerin önünde sahneye çıkarılan sözde sanatçılar(!) gençlerin ahlaki yapılarını erozyona uğratırken, Televizyonlarda gençlerin önünde olumsuz rol modeller sahne alırken, dijital mecralarda gençlerin safi zihinleri ifsad edilirken, LGBT gibi sapkın dernekler harıl harıl başta aile yapısını bozmaya çalışırken, gençleri sokaklarda aşikarâne edepsizliğe iterken, gençler bağımlılık bataklığına sürüklenip aileler dağılırken bu cemaatlerin sesi ya hiç çıkmadı, ya da çok cılız çıktı ki, bizim kulağımıza kadar gelmedi. Hiçbirisi herhangi bir uyarı ya da çözüm önerisiyle yetkililerin kapısını çalmadılar. Yeterki bize karışmasınlar, biz kendi içerimizde hizmetimizi yapmaya devam edelim, günlük ya da haftalık sohbetlerimize, derslerimize devam edelim, okumalarımızı yapalım yeter dediler.  Milli eğitimde, eğitim sisteminde yapılan yanlışlıklar da, yanlış verilen kararlar da ve özellikle ısrarla devam ettirilen 12 yıl kesintisiz zorunlu eğitim uygulamasında cemaat liderleri herhangi bir beyanat vermediler. Gazze mitingleri yapılırken, gazze için yola çıkan gemiler durdurulurken cemaatlerden ciddi bir açıklama işitmedik. Kamu malları, bazı siyasetçiler ve bürokratlar tarafından talan edilirken hiçbirinden bu güne kadar herhangi bir uyarı gelmemişti. Gezi olayları esnasında camilerde alkol alınırken, gençler çadırlarda ulu orta uygunsuz davranışlarda bulunurken cemaatler yine ortada yoktu. Ortalıkta dolaşan yanlış fetvalara, millete akşama kadar huriler anlatarak İslam'ın içini boşaltan, kendileri lüks içerisinde yaşarken, vatandaşlara bir hurma bir hırkayla şükretmelerini anlatan hocalara bile sesleri solukları çıkmadı. Peygamber efendimize Hz.Aişe validemiz ile yapmış olduğu evlilik üzerinden hadsizce saldıran şarlatanlara karşı çıtları çıkmadı. Dolayısıyla bugün bu ülkede bir "toplumsal çürümüşlük" söz konusuysa, bunda hâlâ sesini çıkarmayan cemaatlerin payı büyük olduğu gibi, bugün açıklama yapma gereğinde bulunan cemaatlerin de payı çoktur maalesef. Son yıllarda yaşananlara baktığımızda, bazı siyasetçiler sahip oldukları güçle âdeta "güç  zehirlenmesi" içerisinde, azdıkça azarken, kamu mallarını talan ederken, adaletsizlikler almış başını giderken, sessiz olup, bugün fon krizi patlak verdiğinde her şey ayyuka çıktığı zaman, seslerini çıkaran cemaat liderlerinin, yaşananlardan "manen" sorumluluğu vardır.  Onların bugün yapmaya çalıştığı şeyin adı resmen "akıp giden selden kütük kapmaktır." Kara göründü, manevi bir kuraklığa doğru sürükleniyor toplum. Bu arada bilesiniz "testi" de çoktan kırıldı. Testi kırıldıktan sonra sesinizi çıkartmak, hiçbir şeyi geri getirmeye yetmez. Oysaki gerçekte olması gereken testi kırılmadan, olabilecekleri önceden görüp zamanında uyarmak gerekiyordu. Yani bu çabanız, nafile bir çaba olabilir. Ya da bardağın dolu tarafından bakıp, "zararın neresinden dönersek kârdır." Diye düşünüp, kendinizi rahatlatabilirsiniz. Allah gördü beyler...Olaylar yaşanırken bireysel bazda da olsa; kimin tepki koyduğunu, kimin harekete geçtiğini, kimin sesini çıkardığını, ya da kimin sıcak odalarında oturduğunu, kimin makamından olmamak için sustuğunu gördü. Bunun için açıklama konusunda geç kaldınız ve radara yakalandınız hem de öyle bir yakalandınızki, kaçarı olmayan manevi kameralarla yakalandınız. Geç gelen adalet, adalet olmadığı gibi, geç yapılan uyarılar da, yerini bulmaz ve geçen yılları geri getirmeye yetmez. Şimdi çıkıp, yöneticileri gereğini yerine getirmeye davet etmenin adı, ya "ucuz kahramanlıktır" ya da "dostlar alışverişte görsün" anlayışı içerisinde olmaktır. Kimsenin kendi içinden çektiği zikir, ettiği şükür; giden yılları, bozulan gençliği, yapılan vurgunları geri getirmeye yetmez. Çünkü toplum olarak, o kadar kirlendik ki, bu kir; hepimizi boğar, hepimizi zehirler. Ayrıca "selden kütük kapmaya çalışmakta" sizi kurtarmaz. En iyisi siz yine en iyi yaptığınız şeyi yapın ve susun... bugüne kadar sustuğunuz gibi, bundan sonra da susmaya devam edin. Çünkü artık dönüşü olmayan bir yola girildi... Kim ne yaptı, kim ne etti hakkı ile görüldü. Susun...Siz susun ki, hem kendiniz hem de cemaatleriniz zarar görmesin. Etliye sütlüye karışmayın ki, işiniz rast gitsin. Ya da "bize dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışı ile hareket edin ki, toplumsal çürümüşlüğün ucu size dokunup, sizi de çürütene kadar sesinizi çıkarmayın. 
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın'ın kaleminden..

İnsanı insan yapan değerlerin her geçen gün aşındırılması ve ahlaki yozlaşmanın giderek sıradanlaştırılmasının egemen olduğu toplumlarda; kötülük olağanlaşır, haksızlık meşrulaşır ve vicdan toplumsal hayattaki belirleyiciliğini kaybeder.

Eskiden insan, yaptığı yanlışın ortaya çıkmasından utanırdı. Şimdi ise yanlış yaptığı hâlde utanmamak, hatta bunu savunmak neredeyse bir güç göstergesi gibi sunulabiliyor.
Ayıp kavramının sınırları bulanıklaştı. Vicdanın sesi, çıkarların sesine karıştı, insanlar birbirini eleştirirken kendine bakmayı unuttu.

Bugün insanların utanç duyması gereken şeylerle, âdeta "utanmıyoruz" deyip, gurur duyduğu bir zamanda yaşıyoruz.

Sosyal medyada ise herkes başkasının hayatını yargılarken kendi yanlışlarının görünmez olduğunu sanıyor.

Belki de asıl mesele insanların kötüleşmesi değil; kötülüğün, saygısızlığın ve görgüsüzlüğün giderek normalleştirilmesidir.

Çünkü bir toplumda yanlış yapan değil, yanlışı sorgulayan kişi garipsenmeye ve dışlanmaya başlandığında ortada ciddi bir sorun var demektir.

Tolstoy "İtiraflarım" adlı kitabında şöyle diyor; "Ahlaksızlığımızdan utanmıyorduk, çünkü toplum onu affediyor, hatta teşvik ediyordu." İnsan yaptığı yanlışı normal görmeye başladığında kaybolur. Çünkü, kötülük bazen alkışlarla büyür. Yapanlar utanmaz, görenler susar, karşı çıkanlar huzuru bozmakla suçlanır... Ve zamanla ahlaksızlık, kabul gören yaşam biçimine dönüşür.

İmam-ı Gazzâli “Halkın bozulması yöneticilerin bozulmasından, yöneticilerin bozulması alimlerin bozulmasındandır. Alimlerin bozulması ise mal ve makam sevgisinin onlara galip gelmesindendir.” diyerek bozulmanın bir nevi "toplumsal çürümenin" temelinde alimlerin düşünce dünyasının yer aldığını ifade etmektedir.

Gazzâli’nin sıraladığı realite bugün de geçerliliğini korumaktadır. Yani var olan haksızlıklara meşruiyet kazandıran, onları görmezden gelen, hatta “bizim iktidarımız” ya da "bizden olsunda" ne yaparsa yapsın diyerek savunan dini ve sivil elitler olmasaydı; bu düzen bu kadar derin kök salamazdı. Kamu imkanlarına erişimini ve iktidarla yakınlığını korumayı ahlaki tutarlılığının önüne koyan bazı cemaatlerin, vakıfların, derneklerin ve kanaat önderlerinin, bu düzenin yerleşmesinde sorumlulukları vardır.

Gazzâli’nin “mal ve makam sevgisi” dediği şey, bugün kurumsal yakınlık ve imtiyaz olarak karşımızda duruyor. Bu tutarsızlık, dindarlık adına söz söyleyenlerin güvenilirliğinin de sorgulanmasına sebep oluyor. Olaya Gazali’nin perspektifinden baktığımızda; Adalet konusunda susanların, ahlak çağrısı, inandırıcılığını kaybediyor maalesef. 

Son günlerde yaşanan ahlaksızlıklar karşısında cemaatlerden ardı ardına "Edep elden gidiyor, ahlaksız gençler yetişiyor.. adaletsizliklere dur deyin, tedbir alın" gibi uyarı mektupları yazılmaya başlandığını görüyoruz. Yıllarca susup, toplum tam bir "çürümüşlük" içerisine sürüklendikten sonra yapılan açıklamaların ne ölçüde samimi olduğu sorgulanır.  Bu bağlamda, sessizlikle geçen yılların ardından gelen sözler, ne yazık ki güçlü bir iradeyi değil; gecikmiş bir refleksi gösterir.

Bunun içindir ki, bu açıklamaları yapanlara sadece "g ü n a y d ı n" diyebiliriz. Evet yazdıkları doğru, fakat çok geç kalınmış bir açıklama...maalesef geç yapılan uyarı geçen zamanı geri getirmeye yetmediği gibi, bozulan gençleri de düzeltmeye yetmiyor. Bu konularda duyarlı olanlar yıllarca kendisini paralarken, bunlara sahip çıkıp, destek vermeyip cemaatler sustular maalesef. Her ne hikmetse şimdi açıklama yapmaya karar vermişler.

Bunlara sormak gerekir;

Hayırdır yıllardır sustunuz, ne oldu da şimdi açıklama yapma gereği duydunuz?
Bu konuda açıklama yapmak için çok geç kalmadınız mı?
Ya da hangi dağda kurt öldü de böyle açıklamalar yapıyorsunuz?
Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy- ani'l-münker sorumluluğunu yerine getirmek için biraz geç kalmadınız mı? 

Bu ülkede yıllardır, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan "Kültür Yolu Etkinlikleri" aracılığıyla, Belediyeler tarafından yapılan "Festivaller" yoluyla halkın inanç değerleri hiçe sayılırken, gençlerin önünde sahneye çıkarılan sözde sanatçılar(!) gençlerin ahlaki yapılarını erozyona uğratırken, Televizyonlarda gençlerin önünde olumsuz rol modeller sahne alırken, dijital mecralarda gençlerin safi zihinleri ifsad edilirken, LGBT gibi sapkın dernekler harıl harıl başta aile yapısını bozmaya çalışırken, gençleri sokaklarda aşikarâne edepsizliğe iterken, gençler bağımlılık bataklığına sürüklenip aileler dağılırken bu cemaatlerin sesi ya hiç çıkmadı, ya da çok cılız çıktı ki, bizim kulağımıza kadar gelmedi.

Hiçbirisi herhangi bir uyarı ya da çözüm önerisiyle yetkililerin kapısını çalmadılar. Yeterki bize karışmasınlar, biz kendi içerimizde hizmetimizi yapmaya devam edelim, günlük ya da haftalık sohbetlerimize, derslerimize devam edelim, okumalarımızı yapalım yeter dediler. 

Milli eğitimde, eğitim sisteminde yapılan yanlışlıklar da, yanlış verilen kararlar da ve özellikle ısrarla devam ettirilen 12 yıl kesintisiz zorunlu eğitim uygulamasında cemaat liderleri herhangi bir beyanat vermediler.

Gazze mitingleri yapılırken, gazze için yola çıkan gemiler durdurulurken cemaatlerden ciddi bir açıklama işitmedik.

Kamu malları, bazı siyasetçiler ve bürokratlar tarafından talan edilirken hiçbirinden bu güne kadar herhangi bir uyarı gelmemişti.

Gezi olayları esnasında camilerde alkol alınırken, gençler çadırlarda ulu orta uygunsuz davranışlarda bulunurken cemaatler yine ortada yoktu.

Ortalıkta dolaşan yanlış fetvalara, millete akşama kadar huriler anlatarak İslam'ın içini boşaltan, kendileri lüks içerisinde yaşarken, vatandaşlara bir hurma bir hırkayla şükretmelerini anlatan hocalara bile sesleri solukları çıkmadı.

Peygamber efendimize Hz.Aişe validemiz ile yapmış olduğu evlilik üzerinden hadsizce saldıran şarlatanlara karşı çıtları çıkmadı.

Dolayısıyla bugün bu ülkede bir "toplumsal çürümüşlük" söz konusuysa, bunda hâlâ sesini çıkarmayan cemaatlerin payı büyük olduğu gibi, bugün açıklama yapma gereğinde bulunan cemaatlerin de payı çoktur maalesef.

Son yıllarda yaşananlara baktığımızda, bazı siyasetçiler sahip oldukları güçle âdeta "güç  zehirlenmesi" içerisinde, azdıkça azarken, kamu mallarını talan ederken, adaletsizlikler almış başını giderken, sessiz olup, bugün fon krizi patlak verdiğinde her şey ayyuka çıktığı zaman, seslerini çıkaran cemaat liderlerinin, yaşananlardan "manen" sorumluluğu vardır. 

Onların bugün yapmaya çalıştığı şeyin adı resmen "akıp giden selden kütük kapmaktır." Kara göründü, manevi bir kuraklığa doğru sürükleniyor toplum. Bu arada bilesiniz "testi" de çoktan kırıldı. Testi kırıldıktan sonra sesinizi çıkartmak, hiçbir şeyi geri getirmeye yetmez. Oysaki gerçekte olması gereken testi kırılmadan, olabilecekleri önceden görüp zamanında uyarmak gerekiyordu. Yani bu çabanız, nafile bir çaba olabilir. Ya da bardağın dolu tarafından bakıp, "zararın neresinden dönersek kârdır." Diye düşünüp, kendinizi rahatlatabilirsiniz.

Allah gördü beyler...Olaylar yaşanırken bireysel bazda da olsa; kimin tepki koyduğunu, kimin harekete geçtiğini, kimin sesini çıkardığını, ya da kimin sıcak odalarında oturduğunu, kimin makamından olmamak için sustuğunu gördü. Bunun için açıklama konusunda geç kaldınız ve radara yakalandınız hem de öyle bir yakalandınızki, kaçarı olmayan manevi kameralarla yakalandınız. Geç gelen adalet, adalet olmadığı gibi, geç yapılan uyarılar da, yerini bulmaz ve geçen yılları geri getirmeye yetmez.

Şimdi çıkıp, yöneticileri gereğini yerine getirmeye davet etmenin adı, ya "ucuz kahramanlıktır" ya da "dostlar alışverişte görsün" anlayışı içerisinde olmaktır. Kimsenin kendi içinden çektiği zikir, ettiği şükür; giden yılları, bozulan gençliği, yapılan vurgunları geri getirmeye yetmez. Çünkü toplum olarak, o kadar kirlendik ki, bu kir; hepimizi boğar, hepimizi zehirler.

Ayrıca "selden kütük kapmaya çalışmakta" sizi kurtarmaz.

En iyisi siz yine en iyi yaptığınız şeyi yapın ve susun... bugüne kadar sustuğunuz gibi, bundan sonra da susmaya devam edin. Çünkü artık dönüşü olmayan bir yola girildi... Kim ne yaptı, kim ne etti hakkı ile görüldü. Susun...Siz susun ki, hem kendiniz hem de cemaatleriniz zarar görmesin. Etliye sütlüye karışmayın ki, işiniz rast gitsin. Ya da "bize dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışı ile hareket edin ki, toplumsal çürümüşlüğün ucu size dokunup, sizi de çürütene kadar sesinizi çıkarmayın. 

Habere ifade bırak !
Haberle İlişkili Makale
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.