Bir İlahi, Bir Ülkeyi Neden Rahatsız Etti?
Bir İlahi, Bir Ülkeyi Neden Rahatsız Etti?
Rahmi Sarıkurt'un kaleminden...
Rahmi Sarıkurt'un kaleminden...
Samsun’un Canik ilçesinde güzel bir gelenek varmış.
Umreden dönenleri, ilahi ekibi eşliğinde ziyaret etmek…
Bu geleneğe ait bir ziyaret videosu, kısa sürede bütün Türkiye’ye yayıldı.
“Kâbe’de hacılar Hû der Allah…”
Ve bir anda olanlar oldu.
Bu ilahi sadece evleri değil; sokakları, okulları, gönülleri sardı.
Çocuklar teneffüste, gençler okul bahçesinde, yaşlılar evlerinde aynı ezgiyle “Allah” dedi.
Ramazan günlerimize neşe, kalplerimize sekinet düştü.
Sonra iş daha da büyüdü.
Evet, bu bir akımdır.
Ve muhtemelen bir süre sonra sönümlenecek, yerini başka bir ezgiye bırakacaktır.
Buradan “toplum dindarlaştı”, “öze dönüş başladı” gibi büyük laflar etmek abartı olur.
Ama asıl mesele bu değil.
Asıl mesele; bir ilahinin bile bu ülkede politik tartışma konusu yapılması, bir ezginin bazı çevreleri kelimenin tam anlamıyla rahatsız etmesi, hatta “laiklik elden gidiyor” paranoyasının yeniden hortlatılmasıdır.
Bir ilahi…
Sadece bir ilahi…
Batı’ya bakalım.
Amerika’da “gospel” denilen bir müzik türü var.
Yani Hristiyan ilahileri.
Kiliselerde her pazar koro hâlinde söylenir, milyonlarca insan tarafından dinlenir.
Yetmez…
Rock, blues, jazz, R&B gibi neredeyse bütün Batı müziği bu ilahilerden doğmuştur.
Bugün trilyon dolarlık bir endüstriye dönüşen Batı müziğinin temelinde kilise müziği vardır.
Kimse de bundan rahatsız olmaz.
Peki bizde?
Bu topraklarda tekkelerde, dergâhlarda, zikirlerle yoğrulmuş; türküyle kardeş, gönülle iç içe sûfî musikimiz vardı.
Ne oldu?
Bir dönem yasaklandı.
İlahi dinlemek “gericilik” sayıldı.
Türkü horlandı.
İnsanlar kendi musikisini gizli gizli, mahcup mahcup dinlemek zorunda bırakıldı.
Devlet eliyle Batı’dan ithal müzikler teşvik edilirken, bu toprakların sesi susturulmak istendi.
Ama olmadı.
Bugün bir ilahinin okul bahçelerinde çocuklar tarafından coşkuyla söylenmesi, bir şeylerin yeniden görünür olmasının işaretidir.
Bu bir devrim değildir belki…
Ama bir özlemdir.
Milletin bastırılan, ötelenen, horlanan hafızasının kendine yol bulmasıdır.
Alfabeyi değiştirerek, dili çoraklaştırarak, kıyafeti dayatarak; türküyü, ilahiyi yasaklayarak bir milleti kökünden koparabileceklerini sandılar.
Yanıldılar.
Millet, fırsatını buldukça kendisine giydirilen dar zırhta gedikler açıyor.
Celal Karatüre ve arkadaşları, belki farkında olarak belki olmayarak, bu derin özlemin popüler yüzleri oldular.
Onlara tepki gösterenler aslında ilahiden değil, o derindeki isyandan rahatsız.
Telaşları boşuna.
Bugün ya da yarın, gospel kaybedecek; ilahiler ve türküler kazanacak.
Çünkü bu toprakların sesi susturulmaz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



