Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

En Değerli İnsan Kulağından Gireni Yüreğine Gömen İnsandır!

Yazarlar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 04.03.2026 - 23:13, Güncelleme: 04.03.2026 - 23:13
 

En Değerli İnsan Kulağından Gireni Yüreğine Gömen İnsandır!

Rahmi Sarıkurt'un kaleminden...

İki komşu ülkenin hükümdarları… Savaşmazlar; ama zekâlarını, inceliklerini ve üstünlüklerini her fırsatta sınamaktan da geri durmazlardı. Doğum günleri ve bayramlar, bu sessiz rekabetin en renkli sahnesiydi. Çünkü armağanlar, yalnızca hediye değil; aklın, irfanın ve bakış açısının da göstergesiydi. Günün birinde hükümdarlardan biri, ülkesinin en maharetli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İsteği ilginçti: Altından, birer karış boyunda, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapılacaktı. Görünürde fark olmayacaktı; ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerli olacaktı. Bu sırrı yalnızca kendisi ve sanatkâr bilecekti. Heykeller hazırlandı, doğum günü hediyesi olarak komşu ülkenin hükümdarına gönderildi. Yanına iliştirilen mektupta ise ince bir meydan okuma vardı: “Bu üç heykel birbirinin aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğerlerinden çok daha değerlidir. Hangisi olduğunu bulduğunda bana haber ver.” Hediyeyi alan hükümdar işe ölçmekle başladı. Tartılar kuruldu; gramına kadar eşittiler. Ardından sanatkârlar, bilginler, estetikten anlayan ne kadar kişi varsa saraya çağrıldı. Günlerce baktılar, incelediler, tartıştılar… Ama görünürde hiçbir fark yoktu. Ülke, hükümdarın sıkıntısını konuşur oldu. Çözüm yoktu. Derken beklenmedik bir yerden haber geldi: Zindanda tutulan, akıllı ve iyi eğitimli bir genç… Zamanında itiraz ettiği için “fazla isyankâr” bulunmuş, demir parmaklıkların ardına gönderilmişti. Başka çare kalmayan hükümdar, genci huzuruna çıkarttı. Genç, heykellere uzun uzun baktı. Sonra ince bir tel istedi. Birinci heykelin kulağından teli soktu; tel ağzından çıktı. İkinci heykelde tel bir kulaktan girip diğer kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde ise tel kulaktan girdi ama dışarı çıkmadı. Kanal, kalp hizasında son buluyordu. Genç, hiçbir şey söylemeden geri çekildi. Cevap artık belliydi. Hükümdar, komşu hükümdara şu mesajı gönderdi: “Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren, diğer kulağından çıkan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Tercih sizin…” Bu kıssa, yalnızca hükümdarlara değil; hepimize söylenmiş bir sözdür aslında. Dinlemek, duymak değildir. Konuşmak, anlamak değildir. Asıl değer; sözü yüreğe indirip, vicdan süzgecinden geçirip hayata katabilmektir. Bugün çok şey duyuyoruz. Çok şey konuşuyoruz. Ama kaçımız, duyduğunu yüreğinde taşıyor? Kalın sağlıcakla.
Rahmi Sarıkurt'un kaleminden...

İki komşu ülkenin hükümdarları… Savaşmazlar; ama zekâlarını, inceliklerini ve üstünlüklerini her fırsatta sınamaktan da geri durmazlardı. Doğum günleri ve bayramlar, bu sessiz rekabetin en renkli sahnesiydi. Çünkü armağanlar, yalnızca hediye değil; aklın, irfanın ve bakış açısının da göstergesiydi.

Günün birinde hükümdarlardan biri, ülkesinin en maharetli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İsteği ilginçti: Altından, birer karış boyunda, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapılacaktı. Görünürde fark olmayacaktı; ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerli olacaktı. Bu sırrı yalnızca kendisi ve sanatkâr bilecekti.

Heykeller hazırlandı, doğum günü hediyesi olarak komşu ülkenin hükümdarına gönderildi. Yanına iliştirilen mektupta ise ince bir meydan okuma vardı:
“Bu üç heykel birbirinin aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğerlerinden çok daha değerlidir. Hangisi olduğunu bulduğunda bana haber ver.”

Hediyeyi alan hükümdar işe ölçmekle başladı. Tartılar kuruldu; gramına kadar eşittiler. Ardından sanatkârlar, bilginler, estetikten anlayan ne kadar kişi varsa saraya çağrıldı. Günlerce baktılar, incelediler, tartıştılar… Ama görünürde hiçbir fark yoktu. Ülke, hükümdarın sıkıntısını konuşur oldu. Çözüm yoktu.

Derken beklenmedik bir yerden haber geldi: Zindanda tutulan, akıllı ve iyi eğitimli bir genç… Zamanında itiraz ettiği için “fazla isyankâr” bulunmuş, demir parmaklıkların ardına gönderilmişti. Başka çare kalmayan hükümdar, genci huzuruna çıkarttı.

Genç, heykellere uzun uzun baktı. Sonra ince bir tel istedi.
Birinci heykelin kulağından teli soktu; tel ağzından çıktı.
İkinci heykelde tel bir kulaktan girip diğer kulaktan çıktı.
Üçüncü heykelde ise tel kulaktan girdi ama dışarı çıkmadı. Kanal, kalp hizasında son buluyordu.

Genç, hiçbir şey söylemeden geri çekildi. Cevap artık belliydi.

Hükümdar, komşu hükümdara şu mesajı gönderdi:
“Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.
Bir kulağından giren, diğer kulağından çıkan da makbul değildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
Tercih sizin…”

Bu kıssa, yalnızca hükümdarlara değil; hepimize söylenmiş bir sözdür aslında. Dinlemek, duymak değildir. Konuşmak, anlamak değildir. Asıl değer; sözü yüreğe indirip, vicdan süzgecinden geçirip hayata katabilmektir.

Bugün çok şey duyuyoruz. Çok şey konuşuyoruz. Ama kaçımız, duyduğunu yüreğinde taşıyor?

Kalın sağlıcakla.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.