Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

Havva Saraç'ın kaleminden: 'Men Dakka Dukka'

Yazarlar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 30.09.2026 - 10:54, Güncelleme: 30.09.2026 - 10:54
 

Havva Saraç'ın kaleminden: 'Men Dakka Dukka'

Havva Saraç'ın kaleminden: 'Men Dakka Dukka'

Anne babamız dünyayı tanımaya başladığımız yaşlarda bizim süper kahramanlarımızdır. Hatırlayamadığımız ilk adımlarımızda, konuşmaya başladığımız ilk cümlelerde onları taklit ederiz. Bisiklet pedalını ilk çevirdiğimizde, okula başlarken formayı ilk giydiğimizde onların gözlerine bakarız. Onlar adımlarımızı onayladıysa güvende hissederiz, içimiz rahat koşar, eğleniriz. Kaybolduğumuzda, düştüğümüzde, ağladığımızda onların elini, bakışlarını arar gözlerimiz.  Çocukluğumun geçtiği Nürnberg'te hafta sonları lunaparka götürürdü babam. Küçüklerin tek başına binmesi uygun olmayan araçlara binmek istediğimde babam yanıma otururdu ve keyfim onun verdiği güvenle ikiye katlanırdı. Bir defasında babam yoktu. Annem lunapark aletlerinden hiç hoşlanmaz ve binmezdi. O gün boş bulundu. "Korkarsın şimdi sen" deyip yanıma bindi. Balerin hareket edince annem çığlık çığlığa "Durdurmazsanız atarım kendimi" diye bağırmaya başladı ve bir daha binmemeye tövbe etti. Çocukken hasta olunca da anne babanın ilgisine muhtaçsındır. Ateşim çıktığında önce annem pamuksu elleriyle ateşimi kontrol ederdi, sonra babam. Babamın elleri semsert, pütürlü ve kocamandı. Yine de o eller sihirlidir. İyi hissetmeye o an başlarsın. Annem önce dua okur üfürürdü, ferahlardım. Ama babam illaki hastaneye götürecek. Bademcik ameliyatında bir hafta hastanede yatırmışlardı beni. Annem kardeşlerimle ilgilenir gelemezdi ama babamın hastaneye gelişini her gün merdivenlerde beklerdim.  Ve şimdi onlar yaşlandı, bizler onlara nispeten genciz. Pandemi döneminde ikisi de öyle fena hırpalanmıştı ki hastanede bize bakışları tıpki bizim çocukken onlara baktığımız gibiydi. "Lütfen sakın beni bırakma" bakışı... Ameliyat olduklarında da aynı şekilde. Ayet-i kerime gelir her seferinde aklıma. "Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster diyerek dua et." (İsra, 24) Ve ailemle günlerce süren  memlekete gidiş, dönüş yolculuklarımız hafızamda hiç silinmeyen anılardan.. Direksiyonda babam varken her yolculuk güvenli demekti benim için. Kesin dönüş yaptığımız yıl Almanya'dan İstanbul'a kadar babam bir arkadaşının otomobilini kullandı ve sahibine teslim etti. Sonra ilçemize gitmek üzere bir otobüse bindik. Gece otobüs bir sağ bir sol yaptı ve devrildi. Kendimizi hastanede bulduk. O an zihnimde yer eden düşünce tam olarak şuydu: Babanın sürmediği arabaya da güvenme... İşte anne baba belli bir yaşa kadar emniyet kemeri hatta can simidi gibidir. Sonra gençlerin deyimiyle praym döneminde kişi anne babasından daha bilgili ve akıllı olduğunu zanneder. Onların tavsiyelerinden, nasihatlerinden köşe bucak kaçar. Ancak bir yavru dünyaya getirdiğinde bile ne yapacağını, nereye koyacağını, nasıl besleyeceğini ve uyutacağını bilemez, yine onların tecrübesine, şefkatine ihtiyaç duyar.  Çocukken düşmeyelim diye etrafımıza minderler, yastıklar koyan anne babamız cehennem ateşinden korumak için de "Yavrum namazına, orucuna, tesettürüne dikkat et" diye fısıldar kulağımıza. "Bu benim hayatım, sen kendi işine bak" der nefis. Vicdan ise "Onlar hep benim iyiliğimi düşündü. Benim ebedi hayatımın da güzel olması için dua ediyorlar diye Rabbine şükreder. Çocuklarımız her hareketimizde olduğu gibi yaşlılarla iletişimimizde de bizi gözlemlerler. Onlara sevgi ve saygımız güçlüyse zihinlerinde ve yuvalarında yaşlanınca bize ayıracakları yer de o ölçüde geniş olacaktır. Yine babamdan çok kez duymuş olduğum bir Arap atasözüyle yazımı bitireyim. "Men dakka dukka..."
Havva Saraç'ın kaleminden: 'Men Dakka Dukka'

Anne babamız dünyayı tanımaya başladığımız yaşlarda bizim süper kahramanlarımızdır. Hatırlayamadığımız ilk adımlarımızda, konuşmaya başladığımız ilk cümlelerde onları taklit ederiz. Bisiklet pedalını ilk çevirdiğimizde, okula başlarken formayı ilk giydiğimizde onların gözlerine bakarız. Onlar adımlarımızı onayladıysa güvende hissederiz, içimiz rahat koşar, eğleniriz. Kaybolduğumuzda, düştüğümüzde, ağladığımızda onların elini, bakışlarını arar gözlerimiz. 

Çocukluğumun geçtiği Nürnberg'te hafta sonları lunaparka götürürdü babam. Küçüklerin tek başına binmesi uygun olmayan araçlara binmek istediğimde babam yanıma otururdu ve keyfim onun verdiği güvenle ikiye katlanırdı. Bir defasında babam yoktu. Annem lunapark aletlerinden hiç hoşlanmaz ve binmezdi. O gün boş bulundu. "Korkarsın şimdi sen" deyip yanıma bindi. Balerin hareket edince annem çığlık çığlığa "Durdurmazsanız atarım kendimi" diye bağırmaya başladı ve bir daha binmemeye tövbe etti.

Çocukken hasta olunca da anne babanın ilgisine muhtaçsındır. Ateşim çıktığında önce annem pamuksu elleriyle ateşimi kontrol ederdi, sonra babam. Babamın elleri semsert, pütürlü ve kocamandı. Yine de o eller sihirlidir. İyi hissetmeye o an başlarsın. Annem önce dua okur üfürürdü, ferahlardım. Ama babam illaki hastaneye götürecek. Bademcik ameliyatında bir hafta hastanede yatırmışlardı beni. Annem kardeşlerimle ilgilenir gelemezdi ama babamın hastaneye gelişini her gün merdivenlerde beklerdim. 

Ve şimdi onlar yaşlandı, bizler onlara nispeten genciz. Pandemi döneminde ikisi de öyle fena hırpalanmıştı ki hastanede bize bakışları tıpki bizim çocukken onlara baktığımız gibiydi. "Lütfen sakın beni bırakma" bakışı... Ameliyat olduklarında da aynı şekilde. Ayet-i kerime gelir her seferinde aklıma. "Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster diyerek dua et." (İsra, 24)

Ve ailemle günlerce süren  memlekete gidiş, dönüş yolculuklarımız hafızamda hiç silinmeyen anılardan.. Direksiyonda babam varken her yolculuk güvenli demekti benim için. Kesin dönüş yaptığımız yıl Almanya'dan İstanbul'a kadar babam bir arkadaşının otomobilini kullandı ve sahibine teslim etti. Sonra ilçemize gitmek üzere bir otobüse bindik. Gece otobüs bir sağ bir sol yaptı ve devrildi. Kendimizi hastanede bulduk. O an zihnimde yer eden düşünce tam olarak şuydu: Babanın sürmediği arabaya da güvenme...

İşte anne baba belli bir yaşa kadar emniyet kemeri hatta can simidi gibidir. Sonra gençlerin deyimiyle praym döneminde kişi anne babasından daha bilgili ve akıllı olduğunu zanneder. Onların tavsiyelerinden, nasihatlerinden köşe bucak kaçar. Ancak bir yavru dünyaya getirdiğinde bile ne yapacağını, nereye koyacağını, nasıl besleyeceğini ve uyutacağını bilemez, yine onların tecrübesine, şefkatine ihtiyaç duyar. 

Çocukken düşmeyelim diye etrafımıza minderler, yastıklar koyan anne babamız cehennem ateşinden korumak için de "Yavrum namazına, orucuna, tesettürüne dikkat et" diye fısıldar kulağımıza. "Bu benim hayatım, sen kendi işine bak" der nefis. Vicdan ise "Onlar hep benim iyiliğimi düşündü. Benim ebedi hayatımın da güzel olması için dua ediyorlar diye Rabbine şükreder.

Çocuklarımız her hareketimizde olduğu gibi yaşlılarla iletişimimizde de bizi gözlemlerler. Onlara sevgi ve saygımız güçlüyse zihinlerinde ve yuvalarında yaşlanınca bize ayıracakları yer de o ölçüde geniş olacaktır. Yine babamdan çok kez duymuş olduğum bir Arap atasözüyle yazımı bitireyim. " Men dakka dukka..."

Habere ifade bırak !
Haberle İlişkili Makale
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.