Rahmi Sarıkurt'un kaleminden: Afyon uçtu, Isparta bakakaldı!
Rahmi Sarıkurt'un kaleminden: Afyon uçtu, Isparta bakakaldı!
Rahmi Sarıkurt'un kaleminden: Afyon uçtu, Isparta bakakaldı!
Rahmi Sarıkurt'un kaleminden: Afyon uçtu, Isparta bakakaldı!
Son 20 yılda Göller Bölgesi ile İç Ege aksında yaşanan değişim, bölgesel kalkınma derslerinde okutulacak kadar çarpıcı bir ibret vesikasıdır.
Şöyle bir 2000’lerin başına gidin... Nüfusları birbirine yakın, sosyo-ekonomik profilleri benzer, ellerindeki potansiyeli hemen hemen aynı olan iki komşu şehir vardı: Isparta ve Afyonkarahisar.
O yıllarda “Hangi şehir önümüzdeki 20 yılda kabuğunu kırar?” diye sorsaydınız, pek çoğumuz düzenli kent dokusu, yetişmiş insan gücü ve üniversitesiyle Isparta’yı parmakla gösterirdi. Fakat zaman, stratejik vizyonun ve doğru hamlelerin her türlü konfordan daha kıymetli olduğunu bize kanıtladı.
Geçen 20 yılın ardından bugün geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz tablo net: Afyonkarahisar bölgesel bir dev haline gelirken, Isparta kendi ördüğü kozanın içinde vites düşürdü.
Peki, neydi bu iki komşuyu birbirine zıt iki ayrı patikaya sokan şey?
Afyonkarahisar, elindeki en büyük kozu —yani Ankara, İstanbul, İzmir ve Antalya yollarının kesişim noktasındaki konumunu— kusursuz bir ekonomik kaldıraca dönüştürdü. Transit geçen milyonlarca yolcuyu sadece bir mola müşterisi olarak görmedi. Organize Sanayi Bölgelerini genişletti, mermer ve gıda devlerini küresel oyuncu yaptı. Yetmedi; kaplıca kültürünü uluslararası standartlarda devasa termal tesislere ve kongre turizmine evirerek turizmi 12 aya yaydı. Kısacası Afyon, agresif büyüdü.
Isparta ise tam aksine, son derece insani ama bir o kadar da tehlikeli bir tuzağa düştü: Konfor alanı.
Süleyman Demirel Üniversitesi’nin sunduğu hazır öğrenci nüfusu, kente her ay düzenli bir sıcak para akışı sağladı. Yerel sermaye, risk alıp sanayi yatırımı yapmak ya da küresel markalar çıkarmak yerine kolay yoldan konut inşaatına ve kafe/hizmet sektörüne yöneldi. Sıcak paranın büyüsüne kapılan Isparta, üretmek yerine “öğrenci parasıyla dönen bir hizmet kenti” olmayı kabullendi.
Isparta nerede hata yaptı?
Gelin iğneyi kendimize, çuvaldızı kentin aktörlerine batıralım:
Ulaşımda Sapa Kalma Hissi:
Isparta, Antalya-Ankara ana ulaşım aksının biraz doğusunda kaldı. Ancak bu coğrafi dezavantajı kıracak güçlü bir lobicilik yürütülemedi; kenti ana damarlara bağlayacak lojistik hamleler gecikti.
Ham Madde Hammallığı:
Dünyanın en kaliteli gülünü, lavantasını ve elmasını üreten bu topraklar, ne yazık ki bu ürünleri katma değerli nihai kimya ya da gıda markalarına dönüştüremedi. Ürünü hammadde olarak satıp, katma değeri başkalarına kaptırdık.
Parçalı Turizm:
Eğirdir Gölü gibi bir doğa harikamız, Davraz gibi bir kayak merkezimiz, gül ve lavanta gibi görsel şölenlerimiz var. Ama hepsini bir araya getiren 12 aylık bütüncül bir "Turizm Master Planı"mız yok. Turizmimiz yılda birkaç haftalık foto-safariye sıkışıp kaldı.
Parçalı Sermaye: Çok ortaklı dev sanayi hamlelerini hayata geçirecek ortaklık kültürünü yaratamadık. Sermayemiz KOBİ ölçeğinde, küçük ama benim olsun mantığıyla tıkandı kaldı.
Yanlış anlaşılmasın; Isparta bugün hâlâ geniş caddeleri, düzenli mimarisi, huzurlu yaşamı ve yüksek insani gelişmişlik düzeyiyle yaşanacak en güzel şehirlerden biridir. Ancak yaşanacak bir şehir olmak, büyüyen bir şehir olmaya yetmiyor.
Eğer Isparta önümüzdeki yıllarda bu makası kapatmak istiyorsa; "tüketim ve hizmet" kolaycılığından derhal sıyrılıp "üretim, ihtisas sanayisi ve lojistik" odaklı yeni bir vizyon çizmek zorundadır. Aksi halde komşularımızın hızlı trenlerle geçtiği kulvarda, biz güzelliğimizle övünmeye devam ederiz...
Ama sadece yerimizde sayarak.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



