Toplumsal Cinsiyet Değil, Toplumsal Eşitlik
Toplumsal Cinsiyet Değil, Toplumsal Eşitlik
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Toplumsal Cinsiyet Değil, Toplumsal Eşitlik
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Toplumsal Cinsiyet Değil, Toplumsal Eşitlik
Cinsiyet kavramı, toplumsal bir ayrıma değil, biyolojik bir ayrıma işaret eder. Çünkü, cinsiyet bedenle ilişkilendirilmiş, sadece insanlar için değil, tüm canlılar için dişi ve erkek olarak geçerlidir. Yaratıcı kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de "Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık" (Ayet) buyruğuyla bu gerçeği gözler önüne sermektedir.
Bununla beraber, tıbbi açıdan olaya baktığımızda yalnızca kadına ya da yalnızca erkeğe özgü hastalıkların olması ve tıbbi dalların bu yönde ayrılması, cinsiyet kavramının biyolojik yapıya bağlı olarak gerçekleştiği görülmektedir.
Örneğin; prostat hastalığının yalnızca erkeklerde görülmesi ya da kadın hastalıklarına yönelik jinekoloji adında bir alt dalın varlığı da, cinsiyet kavramının bedene ait olduğu gerçeğini bilimsel olarak desteklemektedir.
Cinsiyetin biyolojik ve sosyal yönleri çoğu alanda iç içe geçmiştir ve bu alanlardan birisi de sağlıktır. Cinsiyetin sosyal yönüne işaret eden bir kavram olarak ele alınan toplumsal cinsiyet, sağlık ve hastalık konularının sosyal bilimlerce ele alınmasında önemli bir rol oynamıştır.
Toplumsal cinsiyet kavramı yerine, toplumsal eşitlik kavramını kullanmak sosyolojik açıdan daha öncelikli olmalıdır. Toplumsal açıdan, mesleklere bakıldığında geçmişte bazı mesleklerin;cinsiyetle özdeşleştirilmiş olması, cinsiyet kavramına toplumsal bakış açısıyla bakılmasını zorunlu kılmaz.
Geçmişte, doktorların çoğunlukla erkek olması; kadınlık rolleriyle uygun olduğu düşünülen ebelik ve hemşireliğin kadın mesleği olarak algılanması, bir toplumsal cinsiyet olarak değil, mesleğin gerektirdiği özellik olarak ele almak, kavramın içeriğini doğru doldurması açısından önem arz etmektedir.
Bu güne geldiğimizde ise, yukarıda bahsettiğim mesleklerle birlikte bir çok meslek, kadın - erkek ayrımı yapmadan tüm insanlar tarafından icra edilmektedir. Bununla beraber, kadınların ev içinde gerçekleştirdikleri işler kadın fıtratı ile yakından ilgilidir. Çünkü, biz toplumsal geleneklerimize baktığımızda, ataerkil bir aile yapısında, erkek avcılık yaparak dışarıdan malzemeleri getirmekle, kadın ise erkeğin getirdiği malzemelerden ailenin ihtiyacını gidermekle vazifelenmiş. Yani erkek çoğunlukla dış işlerinden, kadın ise iç işlerinden sorumlu tutulmuştur. Bugün halk arasında erkeklerin eşleri için "iç işleri bakanı" ifadesini kullanmalarıda toplumsal bir kabulleniştir. Bu görevlerde toplumsal cinsiyetten ziyade, biyolojik anlamda kadın ve erkek fıtratına uygun olarak gerçekleşmektedir.
Tâ ki, sanayi devrimiyle birlikte, endüstrileşmenin kadına yönelik çalışma alanlarının ortaya çıkmasıyla birlikte, kadınlarda mesleğe girip iş hayatında kendilerine yer buldular ve bu durum her geçen gün daha da yaygınlaşmaktadır. Aslında bu durum, çalışan kadınların hem dışarıda hem de evde yoğun emek harcadıkları için çift yönlü bir mücadele içinde fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak yıpranmalarına sebep olduğu için, kadınların aleyhine gelişmektedir.
Kadın ve erkek cinsiyet olarak birbirlerinden farklı özelliklere sahiptirler, bu durum yaratılış itibariyle gayet tabii bir durumdur. Olaya toplumsal açıdan baktığımızda, kadın ve erkek olarak cinsiyet ayrımı yapmadan tüm sosyal, siyasi ve ekonomik açıdan bütün haklara insan olarak sahip olmaları gerekmektedir. Zaten hem toplumsal hem de hukuki açıdan tamda, bu durum yaşanmaktadır.Türkiye olarak, geçmişten gelen , gelenek göreneklerimizin, ananelerimizin olduğu köklü bir kültüre sahip toplumun, asla batılı kültürlere benzemeyeceği bir gerçektir.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gündeme getirerek, toplumsal cinsiyet eşitliği savunucularına, sormak gerekir;
Günümüz Türkiye'sinde kadınlarımız, bir kadın olarak neyi yapmak istiyorlarda yapamıyorlar?
Artık kadınlarımız da erkekler gibi tüm sosyal ve ekonomik haklara sahiptirler. Bölgesel ya da ailesel olarak farklılıklar görülebilir, bu durum kadınların haklarının olmadığı ya da dezavantajlı olduklarını genel anlamıyla ifade etmez. Yani, "parça bütünü, tam olarak karşılamaz" ilkesiyle bölgesel farklılıklar, geneli örneklendirmediği gibi, kadınların erkeklerin gerisinde kaldığı, kadınların haklarının yenildiği anlamına da gelmemektedir.
Bu güne geldiğimizde ise, cinsiyet kavramını asıl anlamının dışına çıkarıp, sanki biyolojik değilde bir toplumsal kavrammış gibi ele alarak, kadınların haklarının yenildiğini ifade etmek, en hafif tabiriyle vicdansızlıktır.
Ayrıca erkeklerin yaptığı, erkek fıtratına daha uygun bazı güç gerektiren meslekleri, illaki kadınlarda yapsın demenin mantığı kadınların haklarını savunmak değil, kadınları erkekleştirmeye yönelik çalışmalardır. Toplumsal yapıda olması gereken, erkek gibi erkekler, kadın gibi kadınlar. Herkes fıtratına uygun meslekler edinmeli. İlla ben erkeklerin yaptığı her mesleği yapacağım diyenlerede engel yok, buyursunlar yapsınlar.
Toplumsal eşitlik yerine, toplumsal cinsiyet kavramını ısrarla bazı kesimler tarafından kullanılması, asıl "amacın üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek" olduğu algısını oluşturmaktadır. Yani güya kadın haklarını savunuyor görünerek, kadın bedeni üzerinden pirim yapmayı amaçlayan feminist derneklerin çıkardığı bir söylemdir " Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" kavramı. Özellikle de aşırı uçlarda yer alan LGBT gibi marjinal/sapkın akımların, arkasına sığındığı bir kavramdır. Kadın haklarını savunmaktan öte, kadınlar üzerinden prim yaparak, aile'yi hedefe koyan bir yaklaşımdır " toplumsal cinsiyet".
Beden Sosyolojisi açısından olaya baktığımızda bugün özellikle “cinsiyetleştirilmiş tüketim” kavramına dikkat çekilmektedir. Çünkü, kadın bedeni ile ilişkili tüketim, popüler kültürde özellikle medya aracılığıyla kadınlara sağlıkları pahasına dikte edilmektedir. Medyada yer alan, çoğunlukla sağlıklı kabul edilen vücut ağırlığının altında olan sıfır beden modeller, kadınlara toplumda çekici olmaları ve beğenilmeleri için sağlıklarını feda etmeleri yönünde güçlü mesajlar verirler. Reklamlar ve ürünler aracılığıyla kadınlara güzel kabul edilebilmeleri için, ince ve zayıf olmayı “ideal kadın bedeni" olarak dikte etmeleri de bunun apaçık göstergesidir. Ayrıca kadını bir tüketim nesnesi olarak göstermeleri de, aslında kadına hak ettiği değeri verme gibi bir çabalarının olmadığını ifade etmektedir. Kadınların ilgili ilgisiz bir çok reklamlarda oynatılmasına, dizi ve filmlerde kadına yönelik her türlü şiddete, kadın bedenini metalaştırarak üzerinden para kazanılan evlerin varlığına ses çıkarmayan feminist derneklerin, kadına güya verdikleri değerin(!) göstergesidir.
Kadın hem dinimizde hem de toplumumuzda her zaman önemli bir yere konmuştur. Çünkü, cahiliye döneminde kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir devirde, kız çocuğunu kucağına alıp gezdiren, "Cennet, anaların ayakları altındadır" buyuran bir dinin ve o dinin elçisi Hz.Peygamber'in ümmetiyiz.
Toplumsal cinsiyet eşitliği dayatmasının esas amacı, kadın haklarını korumak ya da savunmak değil, Türk toplumunun aile yapısının temeline dinamit koymaktır. Bu yapılar şunu çok iyi biliyorlar ki, aile toplumun temel taşıdır. Aile olmadan, toplumların ayakta kalması mümkün değildir. Yine şunuda çok iyi biliyorlar ki, aile yapısı en güçlü ülke Türkiye'dir. Ülkeler savaşlarla yıkılmaz, ekonomik sıkıntılarla da yok olmaz, toplumları yıkmak, yok etmek, ahlaksızlıkla, fuhşiyatla mümkün olur. Bunun için de aile kurumunu ortadan kaldırmak gerekir. Çünkü, aile toplumun temeli, temel yıkıldığında toplumda yıkılır.
Kadın haklarını, cinsiyet kavramı içerisinde ele alıp tartışma konusu hâline getirmek bile, kadına yapılabilecek en büyük haksızlık ve saygısızlıktır.
Genel anlamda, kendi pınarlarından beslenen dernek, vakıf gibi sivil toplum kuruluşları; bindikleri dalı kesmemek için, esas sorunları çözmekle meşgul olmak yerine; popülist söylemlerle gündemi meşgul edip gerçekleri göz ardı ediyorlar.
Kadın da, aynen erkekler gibi bir insandır. İnsan da yaratılmış varlıklar içerisinde "eşref-i mahlukât" olarak nitelendirilirken herhangibir ayrım yapılmamıştır.
Netice itibariyle, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına hayır, toplumsal eşitlik kavramına evet.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



