Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

Elbirliği İle Yok Edilen

Toplumların geleneksel anlayışları ve geçmişe dayanan köklü kültürel yapıları vardır. Zaman değişsede, asırlar geçsede bu kültürel yapının temel dinamikleri oynanmaması gerekir. Zamana göre dizayn edilebilir, fakat, ana yapı korunarak bu işlemin yapılması gerekmektedir.  Toplumların temel taşı olan, ana çekirdeği olan aile kurumu toplumların vaz geçilmez unsurlarından birisi ve en önemlisidir. Türk aile yapısının kökleri çok eskiye dayanmakta, içerisinde hem kendine has kültürel unsurları barındırmakta, hem de İslamiyetle birlikte dini unsurlarıda içine almaktadır.  Bu güne geldiğimizde;İslam hukuku aile yapısına uymayan, erkeği zorlayan, kadın için ise geçinmenin kolay bir yolu olan uzun soluklu nafaka, kadının beyanı esastır anlayışı ile kadını haklı görüp, erkeğe söz hakkı dahi vermeyen adaletsiz yaklaşımlarla, ahlâki ilkelerden uzak, her türlü müstehcenliğin normal karşılandığı dizi, film ve programlarla aile kurumu uçurumun kenarına sürüklenmektedir.  Eşitlikçi bir anlayıştan ziyade, kadına ayrımcılık istenen özgürlük narâları atan feminist akımlara pirim vererek aile bitirilme noktasına geldi. Sosyal medyadaki ahlaksız içerikler, dijital dizi ve film platformlarında yapılan paylaşımlar, engellenmeyerek ailenin temeline dinamit konuldu, beraberinde de toplumsal ahlak bitti. Zinanın serbest olması, gençlerin evliliğe sıcak bakmasını engellemektedir. Özgürlük adı altında yapılan her türlü gayri ahlaki eylemlerin yasaklanmaması ahlaki yapıyı hızla yok olmanın eşiğine getirdi. Kendi değerlerimizden uzak, batıya özenme anlayışı bizi adı güya medeniyet(!) olan, fakat medeniyetten yoksun, insani olmayan tamamen hayvansal isteklerin ön plana çıktığı, medeniyetsiz bir Avrupa'ya döndürülmeye çalışılıyor ülkemiz. Resmi kanunlarda olmasa da, ülkemizde yaşayan insanların çoğunluğunun dini islam olmasına rağmen; Müslümanlık kanunlarda yok, Televizyonlarda yok, Sosyal medyada yok, Toplumsal ilişkilerde yok! Fakat, kötülükler her yerde yaygın ve olabildiğince de hızla yayılmaktadır.  Batı toplumlarının kendisine bile faydası olmayan güya medeni kanunlarını neden biz ülke olarak kullanmaya devam ediyoruz. Batı ne zaman medeni oldu? Binlerce yıllık köklü geçmişi olan, bir toplumun varisleri olarak biz, bunlardan mı insanlık öğreneceğiz? Medeniyeti mi bunlar bize öğretecek? Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, sömürgeci devletlerin, mazlum milletleri ezmek için kullandığı saldırgan medeniyete karşı çıkmıştır. Akif, gerçek medeniyete değil adına medeniyet denilen, insanlığı kahreden, eli silahlı ve kanlı, vahşi davranışlar sergileyen zihniyete karşıdır. Mehmet Akif eserlerinde böyle bir medeniyet algısını lanetler. İstiklal Marşımızın şairinin de ifade ettiği gibi; Geçmişleri kirli, elleri kanlı olan  yönetimlerin kanunları bugün aileyi yakıp yıkıyor. Bizde, maalesef hep yumuşak karnımızdan yumruk yiyip, darbe alıyoruz. Aldığımız bu darbelere dur demezsek, gelecekte aile diye bir kurumun varlığından bahsetmemiz söz konusu bile olmayacaktır.  Kadının beyanı esastır dediğinizde islam hukukundaki şahitliği ortadan kaldırıp, art niyetli kadınlara yol verip erkekleri mağdur ediyorsunuz. Aile yılında aileyi bitirebilmek adına her türlü olumsuzluklar aile kurumunun üzerine karabulutlar gibi çöktü. Aile kurumu bugün uğradığı kadar geçmiş dönemlerin hiçbirinde bu kadar saldırıya maruz kalmamıştı. Sanki dört bir yandan aileyi bitirebilmek adına, söz birliği etmişcesine saldırılara devam edilmektedir. Tüm bu saldırılara birde bazı kanuni düzenlemelerdeki aksaklıklar eklenerek yerle bir edilen Aile kurumunun, sadece, vaazlarla, hutbelerle ve sohbetlerle ayağa kalkması mümkün değildir. Aile yılı ilan edilerek ilgili bakanlık üzerinden yapılan destek ve programlarla da aileyi kurtaramayız. Gelinen son noktaya baktığımızda, kurtaramadığımız da belli zaten. Çünkü, resmi verilere baktığımız zaman, evliliklerin her geçen gün azaldığı, buna karşılık ise  boşanmaların arttığı görülmektedir. Bununla beraber evli çiftlerin çocuk sayılarında da ciddi düşüşlerin olduğu görülmekte, doğurganlık oranlarının tehlike sınırının altına gerilediği, nüfusumuzun hızlı bir şekilde yaşlandığı ifade edilmektedir.  Tüm bu sebeplerin ve verilerin ışığı altında; Aile kurumunun kurtulması için; -Zina yeninden suç listesine eklenmelidir. -6284 sayılı kanunda değerlerimize uygun düzenlemeler yapılmalıdır. -Sürekli aldatmayı, boşanmayı, sapkınlığı ve şiddeti propaganda eden dizi ve programlara bir çeki düzen verilmelidir. -Kadını evden uzaklaştıran, anneliği küçük gören, ev hanımlığını tahkir eden düşüncelerden kurtulmak gerekir. -Evi şiddetin merkezi, erkeği, babayı, oğulu ve kardeşi de şiddetin faili olarak gösteren anlayıştan vazgeçilmelidir. Aile birliği bozuluyor, eğitimde ciddi sıkıntılar var, akran zorbalığı almış başını gidiyor, ahlak çökmüş, her yerde toplumsal çürümenin izleri görülmektedir. Bu bağlamda, boşanmaların iyice arttığı bu dönemde;başta ilgili kurumlar olmak üzere, toplumun tüm kesimleri, hep birlikte bir seferberlik başlatıp, kim nerede, nasıl maddi manevi elinden geldiğince destek vererek;çözüm üretmeye, toplumun aile yapısını güçlendirmeye, aile kurumunu ayağa kaldırıp, eski saygınlığını kazandırmaya, toplumun tüm paydaşları birlikte hareket etmesi gerekiyor. Bunu yaparken de, kuru söylemlerle, hamasi duygularla değil, bire bir görüşerek, insanlara el uzatıp, ailelerin, gençlerin manevi yönden ayağa kalkması için mücadele vermek gerekiyor. Yoksa bundan yirmi yıl sonra, ne evlenmiş bir genç nede sağlıklı bir ile ortamı göreceğiz.
Ekleme Tarihi: 26 Ocak 2026 -Pazartesi

Elbirliği İle Yok Edilen

Toplumların geleneksel anlayışları ve geçmişe dayanan köklü kültürel yapıları vardır. Zaman değişsede, asırlar geçsede bu kültürel yapının temel dinamikleri oynanmaması gerekir. Zamana göre dizayn edilebilir, fakat, ana yapı korunarak bu işlemin yapılması gerekmektedir. 

Toplumların temel taşı olan, ana çekirdeği olan aile kurumu toplumların vaz geçilmez unsurlarından birisi ve en önemlisidir.
Türk aile yapısının kökleri çok eskiye dayanmakta, içerisinde hem kendine has kültürel unsurları barındırmakta, hem de İslamiyetle birlikte dini unsurlarıda içine almaktadır. 

Bu güne geldiğimizde;İslam hukuku aile yapısına uymayan, erkeği zorlayan, kadın için ise geçinmenin kolay bir yolu olan uzun soluklu nafaka, kadının beyanı esastır anlayışı ile kadını haklı görüp, erkeğe söz hakkı dahi vermeyen adaletsiz yaklaşımlarla, ahlâki ilkelerden uzak, her türlü müstehcenliğin normal karşılandığı dizi, film ve programlarla aile kurumu uçurumun kenarına sürüklenmektedir. 

Eşitlikçi bir anlayıştan ziyade, kadına ayrımcılık istenen özgürlük narâları atan feminist akımlara pirim vererek aile bitirilme noktasına geldi.

Sosyal medyadaki ahlaksız içerikler, dijital dizi ve film platformlarında yapılan paylaşımlar, engellenmeyerek ailenin temeline dinamit konuldu, beraberinde de toplumsal ahlak bitti.

Zinanın serbest olması, gençlerin evliliğe sıcak bakmasını engellemektedir. Özgürlük adı altında yapılan her türlü gayri ahlaki eylemlerin yasaklanmaması ahlaki yapıyı hızla yok olmanın eşiğine getirdi.

Kendi değerlerimizden uzak, batıya özenme anlayışı bizi adı güya medeniyet(!) olan, fakat medeniyetten yoksun, insani olmayan tamamen hayvansal isteklerin ön plana çıktığı, medeniyetsiz bir Avrupa'ya döndürülmeye çalışılıyor ülkemiz.

Resmi kanunlarda olmasa da, ülkemizde yaşayan insanların çoğunluğunun dini islam olmasına rağmen;

Müslümanlık kanunlarda yok,
Televizyonlarda yok,
Sosyal medyada yok,
Toplumsal ilişkilerde yok!

Fakat, kötülükler her yerde yaygın ve olabildiğince de hızla yayılmaktadır. 

Batı toplumlarının kendisine bile faydası olmayan güya medeni kanunlarını neden biz ülke olarak kullanmaya devam ediyoruz. Batı ne zaman medeni oldu? Binlerce yıllık köklü geçmişi olan, bir toplumun varisleri olarak biz, bunlardan mı insanlık öğreneceğiz? Medeniyeti mi bunlar bize öğretecek?

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, sömürgeci devletlerin, mazlum milletleri ezmek için kullandığı saldırgan medeniyete karşı çıkmıştır. Akif, gerçek medeniyete değil adına medeniyet denilen, insanlığı kahreden, eli silahlı ve kanlı, vahşi davranışlar sergileyen zihniyete karşıdır. Mehmet Akif eserlerinde böyle bir medeniyet algısını lanetler.

İstiklal Marşımızın şairinin de ifade ettiği gibi; Geçmişleri kirli, elleri kanlı olan  yönetimlerin kanunları bugün aileyi yakıp yıkıyor. Bizde, maalesef hep yumuşak karnımızdan yumruk yiyip, darbe alıyoruz. Aldığımız bu darbelere dur demezsek, gelecekte aile diye bir kurumun varlığından bahsetmemiz söz konusu bile olmayacaktır. 

Kadının beyanı esastır dediğinizde islam hukukundaki şahitliği ortadan kaldırıp, art niyetli kadınlara yol verip erkekleri mağdur ediyorsunuz.

Aile yılında aileyi bitirebilmek adına her türlü olumsuzluklar aile kurumunun üzerine karabulutlar gibi çöktü. Aile kurumu bugün uğradığı kadar geçmiş dönemlerin hiçbirinde bu kadar saldırıya maruz kalmamıştı. Sanki dört bir yandan aileyi bitirebilmek adına, söz birliği etmişcesine saldırılara devam edilmektedir.

Tüm bu saldırılara birde bazı kanuni düzenlemelerdeki aksaklıklar eklenerek yerle bir edilen Aile kurumunun, sadece, vaazlarla, hutbelerle ve sohbetlerle ayağa kalkması mümkün değildir.

Aile yılı ilan edilerek ilgili bakanlık üzerinden yapılan destek ve programlarla da aileyi kurtaramayız. Gelinen son noktaya baktığımızda, kurtaramadığımız da belli zaten. Çünkü, resmi verilere baktığımız zaman, evliliklerin her geçen gün azaldığı, buna karşılık ise  boşanmaların arttığı görülmektedir. Bununla beraber evli çiftlerin çocuk sayılarında da ciddi düşüşlerin olduğu görülmekte, doğurganlık oranlarının tehlike sınırının altına gerilediği, nüfusumuzun hızlı bir şekilde yaşlandığı ifade edilmektedir. 

Tüm bu sebeplerin ve verilerin ışığı altında; Aile kurumunun kurtulması için;

-Zina yeninden suç listesine eklenmelidir.
-6284 sayılı kanunda değerlerimize uygun düzenlemeler yapılmalıdır.
-Sürekli aldatmayı, boşanmayı, sapkınlığı ve şiddeti propaganda eden dizi ve programlara bir çeki düzen verilmelidir.
-Kadını evden uzaklaştıran, anneliği küçük gören, ev hanımlığını tahkir eden düşüncelerden kurtulmak gerekir.

-Evi şiddetin merkezi, erkeği, babayı, oğulu ve kardeşi de şiddetin faili olarak gösteren anlayıştan vazgeçilmelidir.

Aile birliği bozuluyor, eğitimde ciddi sıkıntılar var, akran zorbalığı almış başını gidiyor, ahlak çökmüş, her yerde toplumsal çürümenin izleri görülmektedir. Bu bağlamda, boşanmaların iyice arttığı bu dönemde;başta ilgili kurumlar olmak üzere, toplumun tüm kesimleri, hep birlikte bir seferberlik başlatıp, kim nerede, nasıl maddi manevi elinden geldiğince destek vererek;çözüm üretmeye, toplumun aile yapısını güçlendirmeye, aile kurumunu ayağa kaldırıp, eski saygınlığını kazandırmaya, toplumun tüm paydaşları birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Bunu yaparken de, kuru söylemlerle, hamasi duygularla değil, bire bir görüşerek, insanlara el uzatıp, ailelerin, gençlerin manevi yönden ayağa kalkması için mücadele vermek gerekiyor.

Yoksa bundan yirmi yıl sonra, ne evlenmiş bir genç nede sağlıklı bir ile ortamı göreceğiz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.