Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

Ritüellerin Metalaşması!

Toplum olarak, her geçen yıl bazı kavramların içini âdeta boşaltıyoruz. Düğünler şaşaalı bir yarışa dönüşüyor, doğum günleri ve evlilik yıl dönümleri gösteriye dönüşüyor, şimdi de "mezuniyetler" aynı yolda emin adımlarla ilerliyor. Her şey daha büyük, daha pahalı, daha dikkat çekici olmak zorundaymış gibi bir anlayış oluşuyor. Bu anlayış ise, insanı sadelikten, ölçüden, empatiden ve olayın gerçek anlamından bir bir uzaklaştırıyor. Eskiden "mezuniyet" deyince; bir emeğin tamamlanması, bir dönemin kapanması ve yeni bir hayatın başlangıcı akla gelirdi Öyleki, öğrenciler sade bir törenle öğretmenlerine teşekkür eder, aileleriyle birkaç hatıra fotoğraf çektirir ve hayatlarına devam ederlerdi. Bugün ise mezuniyet denildiğinde akla çoğu zaman eğitim değil, abartılı organizasyonlar, gereksiz masraflar, gösteriş yarışları, bir çoğunda her türlü ahlaki sınırları aşan eğlenceler ve beğeni almak için sosyal medyada yapılan fütursuz paylaşımlar akla geliyor. Üstelik bu durum artık yalnızca üniversitelerle sınırlı değil. Anaokulundan başlayan “mezuniyet kültürü”, ilkokul, ortaokul ve lise boyunca katlanarak büyüyor, üniversitede ise zirveye ulaşıyor. Henüz hayatının başındaki çocuklara bile, özel kıyafetler, sahne şovları, lüks mekanlar ve yapay bir yıldızlaşma atmosferi hazırlanıyor. Mezuniyet kutlamaları eğitim hayatının doğal bir "ritüeli" olması gerekirken, adeta içeriği boş, anlamsız, bir nevi ticari ve "kültürel bir metaya" dönüştürülüyor. Anaokulunda mezuniyet cübbesi giydirilen bir çocuk, daha hayatın ne olduğunu bile tam anlamıyla bilmiyorken ona “tören kültürü” değil, “gösteri kültürü” öğretiliyor. Çocuklar başarıyı emekle değil, alkışla, sahneyle, pahalı kıyafetlerle ve sosyal medyada görünür olmakla ilişkilendirmeye başlıyorlar. Bundan daha da önemlisi, bu törenlerin bir kısmı, tören olmaktan çıkıp, temel "değer yargıları" ölçüsünü tamamen aşmış durumda. Özellikle lise ve üniversite mezuniyetlerinde; zaman zaman alkol tüketiminin, taşkın davranışların, müstehcen kıyafetlerin ve toplumun genel ahlak anlayışını rahatsız eden görüntülerin ortaya çıktığını görüyoruz. Günün sonunda, eğitimin ciddiyetini temsil etmesi ve taçlandırması gereken bir gün, bazen kontrolsüz eğlenceye dönüşebiliyor. Burada mezuniyet kutlamarını ele alırken, elbette kimse gençlerin sevinmesine, eğlenmesine ya da bir başarıyı kutlamasına karşı değildir. İnsan hayatında var olan önemli dönemeçler;elbette hatırlanmalı, kutlanmalı ve değer görmeli. Ancak mezuniyeti kutlarken, "eğitimi taçlandırma" ile "ahlaki savrulma" arasındaki ince çizgi kaybolduğunda; ortaya ne eğitim kalıyor ne de gerçek anlamda bir mezuniyet coşkusu. Bugün birçok aile, sırf “ayıp olmasın” diye, evlatlarının boynu bükük kalmasın diye, mahalle baskısında linç edilmemek için, çocuklarının bir kaç saatlik mezuniyet törenlerine büyük paralar harcamak zorunda kalıyor. Başta kıyafet masrafları, fotoğraf çekimleri, salon ücretleri, organizasyon giderleri vb. derken mezuniyet törenleri bazı aileler için ekonomik külfet haline geliyor. Eğitim almak insanların en temel anayasal haklarından biri olup, eğitim aracılığıyla insanlar eşitlenmesi gerekirken, mezuniyet törenleri insanlar arasındaki sosyal ve ekonomik farkları daha da görünür hale getiriyor. Oysa illaki bir mezuniyet töreni yapılacaksa, olması gereken herkesin bütçesinin kaldırabileceği, çok daha sade, içerik açısından eğitimin ruhuna uygun, daha anlamlı ve daha sade törenler organize edilmelidir. Öğrencilerin öğretmenlerine teşekkür ettiği, eğitimcilerin belli bir süre emek verip, ilmek ilmek dokunduğu öğrencilerinin bu mutlu gününe şahitlik ettiği, ailelerin çocuklarıyla gurur duyduğu, çalınan müzik ve yapılan konuşmaların seviyeli olduğu; metrajı kısa, masrafı az ama etkisi güçlü mezuniyet törenleri yapmak mümkündür. Çünkü mezuniyetin özü; giyilen kıyafetlerde değil, kıyafetlerin içerisinde oluşturulmuş karakterlerdedir. Spot ışıkların altındaki sahnelerde değil, kazanılmış bilgidedir. Herkesin kendi çocuğu için, şova ve gösterişe dönüştürerek yapmış olduğu alkışlarda değil, eğitimin tüm paydaşlarının birlikte verdiği emektedir. Burada herkes kendine şu soruyu yöneltip, kendince de cevabını vermesi gerekiyor. Biz çocuklarımıza gerçekten bir eğitim mi veriyoruz? yoksa sadece törensel bir vitrine mi hazırlıyoruz? Mezuniyet törenleri tamamen kaldırılsa ne olur? Bence hiçbir şey olmaz, çocuğun ne mezuniyeti ne de hayatı yarım kalır. Üniversiteler haricindeki bütün mezuniyet törenleri kaldırılmalı. Sadece üniversiteler mezuniyet törenleri yapmalı, onlarda, temel ahlaki değerleri içine alan, üniversiteye yakışır belli bir seviyede olmalıdır. Ben ve benim gibiler böyle düşünürken, bazıları ise mezuniyet törenlerinin olmasını isteyebilir. Bu da gayet insani bir istektir. Özellikle öğrenciler açısından olaya baktığımızda, sonuç bir mezuniyet töreninden ibaret değil; sabrın, emeğin, uykusuz gecelerin, stresin, bazen vazgeçmek isteyip yine de devam ettikleri günlerin haklı bir sonucudur. Bu süreç öğrencilere sadece bir diploma değil, güçlü kalmayı, mücadele etmeyi ve her şeye rağmen devam etmeyi de öğretmiştir. Arkadaşlarıyla beraber, birlikte güldükleri, birlikte yoruldukları, beraber büyüdükleri insanlarla aynı duyguları paylaşmak için, belki de eğitim yolculuğun en güzel anlarının taçlandırıldığı ortamdır mezuniyet törenleri.  Çünkü insan hayatındaki geçişlerin temel ritüelleri önemlidir. Ancak bu mezuniyet törenleri; sade, saygın, ahlaki sınırları koruyan ve eğitimin ruhuna uygun hale getirilmelidir. Törenler gösterişin değil emeğin, taşkınlığın değil olgunluğun ön plana çıktığı bir anlayışı içine alacak şekilde yeniden inşa edilmelidir Günümüzde mezuniyet törenleri, üniversite, lise, ortaokul derken; anaokulu ve kreş çağına kadar indi. 18 yaşındaki kız öğrencilerin 25 yaş görünme çabası, ortaokul çocuklarının 18 yaş görünme çabası, kreşteki çocuklar zaten ayrı bir vaka. Olaya bu açıdan bakıldığında, kısacası durum çok vahim. Oysa yaşlarının gereği gibi güzel giyinseler, zaten yaşları gelince bir hanım görünümünde olacaklar. Suç, çocuklarda değil, buna musaade eden ebeveynleri olarak bizde. Suç, ilkeli bir duruş sergileyemeyen okul yönetimlerinde. Ve suçun asıl büyüğü, mezuniyetleri kapitalizmin kıskacından kurtaramayan sistemde. Değerli dostlar, binbir emekle ve özenle geleceğe hazırlanan ve geleceğimizin teminatı olan gençler, bir mezuniyet töreni ile heba edilemez. Anneler, babalar, eğitimciler ve yöneticiler daha duyarlı olmalı, "bir törenden bir şey olmaz" düşüncesiyle hareket edilmemeli. Çünkü gençlerin geleceği aynı zamanda bir toplumun geleceğidir. Bu bağlamda, daha sağlam daha sağlıklı bir gelecek için, eğitimin paydaşları olarak, bu duygu ve düşüncelerle hareket edilmesi gerekmektedir.  Türkiye, istiklal harbinin hemen akabinde "batılılaşma" hareketinin içine girmiş ve yönünü batıya çevirmiştir. Yönünü batıya çeviren Türkiye, batının ilmini, bilimini ve teknolojisini değil, daha çok batının kültürel değerlerini benimseyip almış maalesef. Göz batıya doğru bakınca, gönülde batıya akıyor ve onunla meşgul oluyor. Batılılar gibi giyinme, batılılar gibi düşünme, batılılar gibi eğlenme yollarını öğreniyor. Bu yollar aynı zamanda "mezuniyet baloları" içerisinde yer alan, "balo" kelimesinin kendisi de dahil olmak üzere, bize ait olmayan, bir çok unsurları da içerisine almış durumda. Bugüne geldiğimizde; Ömer Hayyâm'a dayandırılan, "Bir elde kadeh, bir elde Kur'an, Bir helâldir işimiz, bir haram, Şu yarım yamalak dünyada, Ne tam kâfiriz ne tam Müslüman" dörtlüğünde de ifade edildiği gibi, kendi öz değerlerimizden uzak bir yaşantı içerisine sürüklendiğimizi görmekteyiz. Meseleye bu açıdan baktığımızda, nereli olduğumuz, kime yöneldiğimiz, kimlerden yana olduğumuzu ve hangi değerlere özendiğimizi belirlemiş de oluyoruz.  Merak ettiğim konu, acaba biz Türk toplumu olarak, niçin kendimizden başka herkese benzemeye çalışıyoruz? Ve biz niçin, özümüzü, kökümüzü ve geçmişimizi kötülemeyi ilericilik olarak görüyoruz? Oysa biz, yönümüzü kendi topraklarımıza, kendi toplumumuza, kendi uygarlığımıza, kendi değerlerimize ve kendi köklerimize, kısacası özümüze çevirirsek, bu tür kutlamalarda yerli ve milli hale gelecektir. Bugün mezuniyet törenlerinin vaz geçilmez unsuru hâline gelen "kep atma" olayları başta olmak üzere, kılık kıyafetinden tutun, söylenen şarkılar ve eşlik edilen danslara varana kadar, yediden yetmiş yediye bu ülkenin kültüründen ve köklerinden uzaklaştığının göstergesidir. Bunun en son örneği, 2025-2026 Akademik Yılı sonunda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezuniyet töreninde yaşandı. Sahneye çıkan bir grup öğrenci "arka fonda çalan sözlerinde isyanı ifade eden fesüphanallah şarkısı ve hababam sınıfı kültürü" ile sahnede parçaya eşlik ederek eğlenen öğrenciler, ellerinde havaya atmak için hazır bekletilen kepler. Bu ülkenin dini hassasiyetlerinde en önde olması ve şuurlu bir Müslümana yakışır şekilde hareket etmesi beklenen ilahiyat öğrencilerinin ve hocalarının da bu değerlerden uzaklaştığının en acı örneklerinden sadece birisidir. Bunları görünce "Rabbim bizlere; şuur, akıl, fikir ve sağlam bir iman ile birlikte amel etmeyi nasip et" diye dua etmekten başka bir şey diyemiyorum. En basit, en sıradan "mezuniyet baloları" bile, başta körpecik beyinleri olmak üzere, özellikle ergenlik dönemlerindeki gencecik çocuklarımıza vermiş olduğu tahribatı bir düşünün. Bu çocukların mezuniyet törenlerinde nelerle karşılaştıklarını, orada verilen ikramların, kurulan sofraların, alkollü içeceklerin çocukların hayatlarını "modernleşme" adına nasıl altüst ettiği görülmektedir.  Ayrıca çoğunluğunda "aile büyüklerinin" hatta başlarında, "aklı başında bir eğitimcinin" dâhi olmadığı bu ortamlarda; neleri geleceğe doğru taşıdıkları ya da taşıyamadıkları apayrı bir muaamma. Olayın o boyutuna hiç girmek dahi istemiyorum. Sevgili eğitimciler! Öğrenciler, birer sosyal medya içeriği değil, size emanettir. Kişisel verilerin gizliliği bir yana; çocukların fotoğrafları üzerinden kendi popülaritenizi veya başarı algınızı besleme çabanızı mesleki etik ve vicdani değerlerle nasıl bağdaştırıyor sunuz? Bu bir nevi "mezuniyet" üzerinden nemalanma çabasıdır. Bir eğitimcinin asıl görevi, öğrencinin vitrini olmak değil; onun güvenli alanının koruyucusu olmaktır. Lütfen, bu ülkenin çocuklarını dijital birer meta haline getirmekten vazgeçin. Dünyalık geçici rollerin değiştiği küçük mezuniyetleri abartarak haram ve günahlara öyle çok dalıyoruz ki, bu dünyanın da bir okul olduğunu unutuyoruz. Oysa en büyük başarı, bu kısacık dünya okulundan "cennet" diplomasıyla mezun olabilmektir. O zaman lütfen, anne babalar ve eğitimciler, mezuniyet programlarındaki eğlence anlayışlarımızı, bizi biz yapan;kendi örflerimiz, adetlerimiz, milli ve manevi öz değerlerimize göre tanzim etmenin yollarını arayıp bulalım. Çünkü eğitimin gayesi oyun ve eğlenceden ibaret değil, ahlaklı, erdemli ve donanımlı nesiller yetiştirmektir. Bunun için de gerçek mezuniyet; cübbe giymekle, kep atmakla, milli ve manevi değerlerimize aykırı hareket etmekle değil, insan olabilmenin onuruna ve olgunluğuna biraz daha yaklaşabilmektir.  Mezuniyet törenlerinde kültürümüzde yeri olmayan 'kep atma' gibi bir davranışa son verip, tarihsel geçmişimizde büyük bir önemi olan 'kuşak bağlama' ile mezunlarına örnek bir mezuniyet töreni yapan, Kayseri Üniversitesi Rektörünü en kalbi duygularımla tebrik eder; bu uygulamanın diğer üniversitelerde de örnek olmasını temenni ederim. Sevgili Gençler! Okuduğunuz okullardan mezun olabilirsiniz. Fakat, tarihsel öz değerlerinizden uzaklaşarak, milli bir duruşunuz ve manevi bir bakış açınız olmazsa; batılı ülkelerin müstemlekesi olmaktan öteye geçemezsiniz. Bu vesileyle mezuniyetlerinizi kutlar, ilminiz ve bilgilerinizle, bu necip milletin evlatlarına, faydalı hizmetler vermenizi, en azından "bu ülkeye faydam dokunmasa bile, zararım da dokunmasın" felsefesi ile hareket etmenizi temenni eder, hayatınız boyunca Rabbim'den muvaffakiyetler dilerim.
Ekleme Tarihi: 23 Haziran 2026 -Salı

Ritüellerin Metalaşması!

Toplum olarak, her geçen yıl bazı kavramların içini âdeta boşaltıyoruz. Düğünler şaşaalı bir yarışa dönüşüyor, doğum günleri ve evlilik yıl dönümleri gösteriye dönüşüyor, şimdi de "mezuniyetler" aynı yolda emin adımlarla ilerliyor. Her şey daha büyük, daha pahalı, daha dikkat çekici olmak zorundaymış gibi bir anlayış oluşuyor. Bu anlayış ise, insanı sadelikten, ölçüden, empatiden ve olayın gerçek anlamından bir bir uzaklaştırıyor.

Eskiden "mezuniyet" deyince; bir emeğin tamamlanması, bir dönemin kapanması ve yeni bir hayatın başlangıcı akla gelirdi Öyleki, öğrenciler sade bir törenle öğretmenlerine teşekkür eder, aileleriyle birkaç hatıra fotoğraf çektirir ve hayatlarına devam ederlerdi. Bugün ise mezuniyet denildiğinde akla çoğu zaman eğitim değil, abartılı organizasyonlar, gereksiz masraflar, gösteriş yarışları, bir çoğunda her türlü ahlaki sınırları aşan eğlenceler ve beğeni almak için sosyal medyada yapılan fütursuz paylaşımlar akla geliyor.

Üstelik bu durum artık yalnızca üniversitelerle sınırlı değil. Anaokulundan başlayan “mezuniyet kültürü”, ilkokul, ortaokul ve lise boyunca katlanarak büyüyor, üniversitede ise zirveye ulaşıyor.

Henüz hayatının başındaki çocuklara bile, özel kıyafetler, sahne şovları, lüks mekanlar ve yapay bir yıldızlaşma atmosferi hazırlanıyor. Mezuniyet kutlamaları eğitim hayatının doğal bir "ritüeli" olması gerekirken, adeta içeriği boş, anlamsız, bir nevi ticari ve "kültürel bir metaya" dönüştürülüyor.

Anaokulunda mezuniyet cübbesi giydirilen bir çocuk, daha hayatın ne olduğunu bile tam anlamıyla bilmiyorken ona “tören kültürü” değil, “gösteri kültürü” öğretiliyor. Çocuklar başarıyı emekle değil, alkışla, sahneyle, pahalı kıyafetlerle ve sosyal medyada görünür olmakla ilişkilendirmeye başlıyorlar.

Bundan daha da önemlisi, bu törenlerin bir kısmı, tören olmaktan çıkıp, temel "değer yargıları" ölçüsünü tamamen aşmış durumda. Özellikle lise ve üniversite mezuniyetlerinde; zaman zaman alkol tüketiminin, taşkın davranışların, müstehcen kıyafetlerin ve toplumun genel ahlak anlayışını rahatsız eden görüntülerin ortaya çıktığını görüyoruz. Günün sonunda, eğitimin ciddiyetini temsil etmesi ve taçlandırması gereken bir gün, bazen kontrolsüz eğlenceye dönüşebiliyor.

Burada mezuniyet kutlamarını ele alırken, elbette kimse gençlerin sevinmesine, eğlenmesine ya da bir başarıyı kutlamasına karşı değildir. İnsan hayatında var olan önemli dönemeçler;elbette hatırlanmalı, kutlanmalı ve değer görmeli. Ancak mezuniyeti kutlarken, "eğitimi taçlandırma" ile "ahlaki savrulma" arasındaki ince çizgi kaybolduğunda; ortaya ne eğitim kalıyor ne de gerçek anlamda bir mezuniyet coşkusu.

Bugün birçok aile, sırf “ayıp olmasın” diye, evlatlarının boynu bükük kalmasın diye, mahalle baskısında linç edilmemek için, çocuklarının bir kaç saatlik mezuniyet törenlerine büyük paralar harcamak zorunda kalıyor. Başta kıyafet masrafları, fotoğraf çekimleri, salon ücretleri, organizasyon giderleri vb. derken mezuniyet törenleri bazı aileler için ekonomik külfet haline geliyor. Eğitim almak insanların en temel anayasal haklarından biri olup, eğitim aracılığıyla insanlar eşitlenmesi gerekirken, mezuniyet törenleri insanlar arasındaki sosyal ve ekonomik farkları daha da görünür hale getiriyor.

Oysa illaki bir mezuniyet töreni yapılacaksa, olması gereken herkesin bütçesinin kaldırabileceği, çok daha sade, içerik açısından eğitimin ruhuna uygun, daha anlamlı ve daha sade törenler organize edilmelidir. Öğrencilerin öğretmenlerine teşekkür ettiği, eğitimcilerin belli bir süre emek verip, ilmek ilmek dokunduğu öğrencilerinin bu mutlu gününe şahitlik ettiği, ailelerin çocuklarıyla gurur duyduğu, çalınan müzik ve yapılan konuşmaların seviyeli olduğu; metrajı kısa, masrafı az ama etkisi güçlü mezuniyet törenleri yapmak mümkündür.

Çünkü mezuniyetin özü; giyilen kıyafetlerde değil, kıyafetlerin içerisinde oluşturulmuş karakterlerdedir. Spot ışıkların altındaki sahnelerde değil, kazanılmış bilgidedir. Herkesin kendi çocuğu için, şova ve gösterişe dönüştürerek yapmış olduğu alkışlarda değil, eğitimin tüm paydaşlarının birlikte verdiği emektedir.

Burada herkes kendine şu soruyu yöneltip, kendince de cevabını vermesi gerekiyor. Biz çocuklarımıza gerçekten bir eğitim mi veriyoruz? yoksa sadece törensel bir vitrine mi hazırlıyoruz?

Mezuniyet törenleri tamamen kaldırılsa ne olur? Bence hiçbir şey olmaz, çocuğun ne mezuniyeti ne de hayatı yarım kalır. Üniversiteler haricindeki bütün mezuniyet törenleri kaldırılmalı. Sadece üniversiteler mezuniyet törenleri yapmalı, onlarda, temel ahlaki değerleri içine alan, üniversiteye yakışır belli bir seviyede olmalıdır. Ben ve benim gibiler böyle düşünürken, bazıları ise mezuniyet törenlerinin olmasını isteyebilir. Bu da gayet insani bir istektir.

Özellikle öğrenciler açısından olaya baktığımızda, sonuç bir mezuniyet töreninden ibaret değil; sabrın, emeğin, uykusuz gecelerin, stresin, bazen vazgeçmek isteyip yine de devam ettikleri günlerin haklı bir sonucudur. Bu süreç öğrencilere sadece bir diploma değil, güçlü kalmayı, mücadele etmeyi ve her şeye rağmen devam etmeyi de öğretmiştir. Arkadaşlarıyla beraber, birlikte güldükleri, birlikte yoruldukları, beraber büyüdükleri insanlarla aynı duyguları paylaşmak için, belki de eğitim yolculuğun en güzel anlarının taçlandırıldığı ortamdır mezuniyet törenleri. 

Çünkü insan hayatındaki geçişlerin temel ritüelleri önemlidir. Ancak bu mezuniyet törenleri; sade, saygın, ahlaki sınırları koruyan ve eğitimin ruhuna uygun hale getirilmelidir. Törenler gösterişin değil emeğin, taşkınlığın değil olgunluğun ön plana çıktığı bir anlayışı içine alacak şekilde yeniden inşa edilmelidir

Günümüzde mezuniyet törenleri, üniversite, lise, ortaokul derken; anaokulu ve kreş çağına kadar indi. 18 yaşındaki kız öğrencilerin 25 yaş görünme çabası, ortaokul çocuklarının 18 yaş görünme çabası, kreşteki çocuklar zaten ayrı bir vaka. Olaya bu açıdan bakıldığında, kısacası durum çok vahim.

Oysa yaşlarının gereği gibi güzel giyinseler, zaten yaşları gelince bir hanım görünümünde olacaklar. Suç, çocuklarda değil, buna musaade eden ebeveynleri olarak bizde. Suç, ilkeli bir duruş sergileyemeyen okul yönetimlerinde. Ve suçun asıl büyüğü, mezuniyetleri kapitalizmin kıskacından kurtaramayan sistemde.

Değerli dostlar, binbir emekle ve özenle geleceğe hazırlanan ve geleceğimizin teminatı olan gençler, bir mezuniyet töreni ile heba edilemez. Anneler, babalar, eğitimciler ve yöneticiler daha duyarlı olmalı, "bir törenden bir şey olmaz" düşüncesiyle hareket edilmemeli. Çünkü gençlerin geleceği aynı zamanda bir toplumun geleceğidir. Bu bağlamda, daha sağlam daha sağlıklı bir gelecek için, eğitimin paydaşları olarak, bu duygu ve düşüncelerle hareket edilmesi gerekmektedir. 

Türkiye, istiklal harbinin hemen akabinde "batılılaşma" hareketinin içine girmiş ve yönünü batıya çevirmiştir. Yönünü batıya çeviren Türkiye, batının ilmini, bilimini ve teknolojisini değil, daha çok batının kültürel değerlerini benimseyip almış maalesef. Göz batıya doğru bakınca, gönülde batıya akıyor ve onunla meşgul oluyor. Batılılar gibi giyinme, batılılar gibi düşünme, batılılar gibi eğlenme yollarını öğreniyor. Bu yollar aynı zamanda "mezuniyet baloları" içerisinde yer alan, "balo" kelimesinin kendisi de dahil olmak üzere, bize ait olmayan, bir çok unsurları da içerisine almış durumda.

Bugüne geldiğimizde; Ömer Hayyâm'a dayandırılan,

"Bir elde kadeh, bir elde Kur'an,
Bir helâldir işimiz, bir haram,
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kâfiriz ne tam Müslüman" dörtlüğünde de ifade edildiği gibi, kendi öz değerlerimizden uzak bir yaşantı içerisine sürüklendiğimizi görmekteyiz.

Meseleye bu açıdan baktığımızda, nereli olduğumuz, kime yöneldiğimiz, kimlerden yana olduğumuzu ve hangi değerlere özendiğimizi belirlemiş de oluyoruz. 

Merak ettiğim konu, acaba biz Türk toplumu olarak, niçin kendimizden başka herkese benzemeye çalışıyoruz? Ve biz niçin, özümüzü, kökümüzü ve geçmişimizi kötülemeyi ilericilik olarak görüyoruz? Oysa biz, yönümüzü kendi topraklarımıza, kendi toplumumuza, kendi uygarlığımıza, kendi değerlerimize ve kendi köklerimize, kısacası özümüze çevirirsek, bu tür kutlamalarda yerli ve milli hale gelecektir.

Bugün mezuniyet törenlerinin vaz geçilmez unsuru hâline gelen "kep atma" olayları başta olmak üzere, kılık kıyafetinden tutun, söylenen şarkılar ve eşlik edilen danslara varana kadar, yediden yetmiş yediye bu ülkenin kültüründen ve köklerinden uzaklaştığının göstergesidir.

Bunun en son örneği, 2025-2026 Akademik Yılı sonunda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezuniyet töreninde yaşandı. Sahneye çıkan bir grup öğrenci "arka fonda çalan sözlerinde isyanı ifade eden fesüphanallah şarkısı ve hababam sınıfı kültürü" ile sahnede parçaya eşlik ederek eğlenen öğrenciler, ellerinde havaya atmak için hazır bekletilen kepler. Bu ülkenin dini hassasiyetlerinde en önde olması ve şuurlu bir Müslümana yakışır şekilde hareket etmesi beklenen ilahiyat öğrencilerinin ve hocalarının da bu değerlerden uzaklaştığının en acı örneklerinden sadece birisidir. Bunları görünce "Rabbim bizlere; şuur, akıl, fikir ve sağlam bir iman ile birlikte amel etmeyi nasip et" diye dua etmekten başka bir şey diyemiyorum.

En basit, en sıradan "mezuniyet baloları" bile, başta körpecik beyinleri olmak üzere, özellikle ergenlik dönemlerindeki gencecik çocuklarımıza vermiş olduğu tahribatı bir düşünün. Bu çocukların mezuniyet törenlerinde nelerle karşılaştıklarını, orada verilen ikramların, kurulan sofraların, alkollü içeceklerin çocukların hayatlarını "modernleşme" adına nasıl altüst ettiği görülmektedir. 

Ayrıca çoğunluğunda "aile büyüklerinin" hatta başlarında, "aklı başında bir eğitimcinin" dâhi olmadığı bu ortamlarda; neleri geleceğe doğru taşıdıkları ya da taşıyamadıkları apayrı bir muaamma. Olayın o boyutuna hiç girmek dahi istemiyorum.

Sevgili eğitimciler!

Öğrenciler, birer sosyal medya içeriği değil, size emanettir. Kişisel verilerin gizliliği bir yana; çocukların fotoğrafları üzerinden kendi popülaritenizi veya başarı algınızı besleme çabanızı mesleki etik ve vicdani değerlerle nasıl bağdaştırıyor sunuz? Bu bir nevi "mezuniyet" üzerinden nemalanma çabasıdır. Bir eğitimcinin asıl görevi, öğrencinin vitrini olmak değil; onun güvenli alanının koruyucusu olmaktır. Lütfen, bu ülkenin çocuklarını dijital birer meta haline getirmekten vazgeçin.

Dünyalık geçici rollerin değiştiği küçük mezuniyetleri abartarak haram ve günahlara öyle çok dalıyoruz ki, bu dünyanın da bir okul olduğunu unutuyoruz. Oysa en büyük başarı, bu kısacık dünya okulundan "cennet" diplomasıyla mezun olabilmektir.

O zaman lütfen, anne babalar ve eğitimciler, mezuniyet programlarındaki eğlence anlayışlarımızı, bizi biz yapan;kendi örflerimiz, adetlerimiz, milli ve manevi öz değerlerimize göre tanzim etmenin yollarını arayıp bulalım. Çünkü eğitimin gayesi oyun ve eğlenceden ibaret değil, ahlaklı, erdemli ve donanımlı nesiller yetiştirmektir. Bunun için de gerçek mezuniyet; cübbe giymekle, kep atmakla, milli ve manevi değerlerimize aykırı hareket etmekle değil, insan olabilmenin onuruna ve olgunluğuna biraz daha yaklaşabilmektir. 

Mezuniyet törenlerinde kültürümüzde yeri olmayan 'kep atma' gibi bir davranışa son verip, tarihsel geçmişimizde büyük bir önemi olan 'kuşak bağlama' ile mezunlarına örnek bir mezuniyet töreni yapan, Kayseri Üniversitesi Rektörünü en kalbi duygularımla tebrik eder; bu uygulamanın diğer üniversitelerde de örnek olmasını temenni ederim.

Sevgili Gençler!

Okuduğunuz okullardan mezun olabilirsiniz. Fakat, tarihsel öz değerlerinizden uzaklaşarak, milli bir duruşunuz ve manevi bir bakış açınız olmazsa; batılı ülkelerin müstemlekesi olmaktan öteye geçemezsiniz.

Bu vesileyle mezuniyetlerinizi kutlar, ilminiz ve bilgilerinizle, bu necip milletin evlatlarına, faydalı hizmetler vermenizi, en azından "bu ülkeye faydam dokunmasa bile, zararım da dokunmasın" felsefesi ile hareket etmenizi temenni eder, hayatınız boyunca Rabbim'den muvaffakiyetler dilerim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.