Gündelik yaşamın bir ürünü olarak popüler kültür, genellikle bir toplumun üyeleri tarafından belirli bir zamanda, bir toplumda baskın veya her yerde bulunan ve ağırlıkla medya tarafından geniş kitlelere aktarılan bir dizi uygulama, inanç ve nesneler bütünü olarak tanımlanabilir. Popüler kültür, bir sosyal sistemin en geniş mânâda paylaşılan anlamlarını somutlaştıran uygulamalar, inançlar ve nesneler silsilesini ifade eder.
Popüler kültür, aşırı tüketimi normalleştirir ve bireyleri maddi değerlere bağımlı hâle getirir.
Popüler kültürün etkisi altında kalan bireyler, özgünlüklerini kaybeder ve popüler kültür tarafından dayatılan normları benimserler.
Popüler kültür, bireyselliği tehdit eder ve toplumun genel olarak homojenleşmesine ve özellikle de gençlerin aynileşmesine yol açabilir. Sosyal hayat içerisinde etrafımıza baktığımızda, bir birine benzeyen insanlar, benzer şeylerden haz alan bireyler, aynı mekanlara takılan, giyim ve estetik yönüyle birbirine benzeyen gençler, trend olan yiyecek ve içecekleri tüketmeye meyilli kitleler, televizyon ekranlarında yayınlanan dizi ve programların sıkı takipçileri, popüler kültürün etkisini gözler önüne sermektedir. Yaşanan bu olaylar, bize "insanlar popüler kültürün kölesi haline mi geldiler?" sorusunu sordurmaktadır.
Popüler kültür kölesi;toplumda moda olan şeylere sorgulamadan bağlanan kişilere denir. Bu kişiler, neyin doğru ya da kendilerine uygun olup olmadığını, kendilerinin araştırması ile değil, var olan, popüler olan şeyleri kabul ederek benimserler.
Popüler kültür köleliği, İslami literatürde;insanın nefsinin kölesi olmak anlamına gelir. Çünkü popüler kültür insanları en zayıf olduğu noktalardan vuruyor, zaafiyetlerinden yakalıyor. Popüler kültürün kölesi olmak, zaman içerisinde insanı, insanlıktan çıkarıp, arzularının esiri olacak bir noktaya ulaştırabilir.
Günümüzde, dijital mecraların çok yaygın bir şekilde kullanılması, sosyal medya platformları aracılığıyla, bir tuşla, bir tıkla çok kalabalık kitlelere ulaşılıyor olması, popüler kültür'ün etkisinin daha hızlı bir şekilde geri dönüşlerinin olduğuna şahitlik ediyoruz.
Ramazan Ayı'nın gelmesiyle birlikte, tüm şehirlerimizde başlayan ve yoğun bir şekilde devam eden, ramazan etkinlikleri, bu yıl başta Milli Eğitim Bakanlığı'nın genelgesiyle tüm okullarımızda, öğretmen ve öğrencilerin katılımıyla daha da renkli görüntülerin oluşmasına sebep oldu. Bununla beraber belediyeler şehirlerin meydanlarını her zamankinden daha renkli, daha efektif hazırlayarak, çok renkli görüntülerin oluşmasını sağladılar.
Bu yıl özellikle okulların devreye girmesiyle, ramazan etkinlerinde, sosyal medya içerikleri de popüler kültürden kendi payına düşeni almış görünmekte. Hal böyle olunca da, son günlerin popüler ilahisi hemen hemen bütün okulların ramazan etkinliklerinde kendine yer bulmakta. Bu Ramazan Ayı'nın en çok konuşulan, en çok dinlenen ve klibi çekilen ilahisi konumuna gelen, "Kabe'de Hacılar Hu der Allah" ilahisi sanırım sosyal medya platformlarında liste başına yerleşti.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, her ne kadar çocukların "hav hav" diye şarkı söylemelerinden, bir nevi level atlayarak "Allah Allah" diyerek ilahi söylemeleri gelecek adına daha olumlu ve ümit verici olsa da, bir ilahiye bu kadar büyük anlamlar yüklemek yanıltıcı olabilir.
Çünkü, bu ilahi yeni yazılmadı ve insanların beğenisine yeni sunulmadı. Var olan bir ilahi, bugün popüler kültürün bir parçası olarak yeniden yorumlandı. İlahiyi bu kadar gündeme getiren, bunu söyleyen kişilerin ilahiye katmış oldukları hareketli müzik ve yapmış oldukları figürlerdir. Yani kimse ilahide geçen sözlerin anlamlarına, hangi mânâlar taşıdığına bakmıyor. O şuurla ve o bilinçle söylemiyorlar ilahiyi. Dolayısıyla bir ilahi ile ne toplu bir değişim olur ne de toplumda dindarlık oluşur.
Çünkü;
Nâğmeler uyutur.
Mânâlar uyandırır.
Şöyle bir düşünelim,
Kur’an-ı Kerimi güzel sesle okuyana alkış var, ödül var, takdir var, beğeni var.
Aynı Kur’an-ı Kerimin söylediğini hayatın ortasına koyup anlatmaya başlayınca, suratlar asılıyor, ortam buz kesiyor, gerici oluyorsun, yobaz oluyorsun, aşırı dinci oluyorsun, fazla konuşma diye susturuluyorsun.
Çünkü nağme kulağa hitap eder, mâna vicdâna.
Kulak sesten keyif alırken, vicdan sözden rahatsız olur.
Sesler estetik bir beğeni sunar. İnsanı yumuşatır, duygulandırır, hatta iki gözü iki çeşme ağlatır. Ama çoğu zaman anlıktır, histir, duygudur ve orada kalır. Öyleki gözyaşı akar, yaşam şekli değişmez.
Ortam dağılır, düzen olduğu gibi devam eder.
Gel görki mânâda durum daha farklıdır. İşin içine mânâ girdi mi;
-Yaşantını sınırlandırır,
-Kazancını sorgulatır,
-Hayasızlığı yüzüne vurur,
-Güçlünün değil haklının yanında durmayı emrederek adalet duygunu yargılar,
-Müslüman olduğunu ve sorumluluklarını hatırlatır.
İşte sorunda tam burada başlıyor. İnsan, kutsal olanı sever, ama hayatına yön verecek ve değiştirecek kadar değil.
Dini dinlemek isteriz ama kendimize dokunulduğunda rahatsız oluruz.
Kur’an-ı Kerim'i okunduğunda dinleriz, ama Kur’an'ın emir ve nehiylerine uygun hareket etmeyiz.
Kısacası, sesle sevdiklerimizin verdikleri mesajlarla, geriliyoruz.
İşte son günlerin hit parçası olan, âdeta dillere pelesenk olan bu ilahiye de aynı açıdan bakmakta fayda vardır. Bu ilahinin sosyal medyada çokça ilgi görmesi, popüler kültüre eğilimimizin bir yansıması olmakla birlikte, günümüz insanın bir anlam arayışı içerisinde olduğunu, görünür kılması açısından da önem arz etmektedir.
Çünkü, günümüz insanı, bugünkü kadar, hiç bu denli yalnızlaşıp yabancılaşmamıştı kendi benliğine . İletişim çağında, kalabalıklar içerisinde, hiç bugünkü kadar yapayalnız hissetmemişti kendisini. Bugün imkanları ölçüsünde istediği herşeye, kolay ulaşabilme, elde edebilme imkanıda olsa, insanoğlu yine mutsuz, huzursuz ve kendini boşlukta hissetmektedir. İşte içinde bulunduğu bu boşluğu doldurabilmek adına, sürekli bir anlam arayışı içerisine girmektedir.
Ancak şu da bilinmelidir ki, bu ilahi de popüler kültürdür ve her popüler kültür gibi etkisi geçicidir. İnsanın anlam arayışına cevap verebilmek için; İmanla Allah'a bağlılığa, tevekkül ile O'na güvenmeye dua ile de O'nunla iletişim kurmaya ihtiyacı olduğu kadar; insanların dostluğuna, arkadaşlığına ve sanalda değil, yüzyüze samimi iletişime ihtiyacı vardır.
Gelin hep birlikte bu Ramazan Ayı'nı fırsata çevirerek, bu değerlere sahip çıkalım, kendimize gelelim.

