Yeğenim 5 Alman gencin hikayesini anlattı bugün. "Almanya'dan Arnavutluk uçağına bindim. Aynı uçağa 5 Alman genci de bindi. Uçak tam havalanırken Alman gençlerden biri ellerini açıp dua etti ve yüzüne sürdü. Diğer gençler şaşırdı.
- Ne yaptın sen? Sen Alman değil misin yoksa? Evet Alman'ım. 5 ay öncesine kadar ailem de ben de Hristiyandık ama elhamdülillah Müslüman oldum.
Anlaşılan o ki Müslüman olan bu genç yeni diniyle alakalı onlara ilk defa açıklama yapıyordu. Onlar da arkadaşlarını ilgi ve heyecanla dinlediler."
Yeğenimin anlattığı bu kısa olay zihnimde birçok şeyi aynı anda harekete geçirdi. Müslüman olan Alman genç, tek başına da olsa henüz yeni Müslüman olmuş olsa da uçağa binince ellerini açıp cesaretle duasını edebiliyor. Kınanma, yadırganma, dışlanma korkusu yok. Oysa ülkemizde bazı Müslümanların ibadetlerini de tesettürünü de ötekileştirilme korkusuyla diğer insanlardan sakladığını yahut tamamen terketmek durumunda kaldığını görüyoruz. Burada en büyük fark Alman genç, büyük bir çabayla, zor ve geç sahip olduğu huzurun zerresini elinden kaçırmak istemiyor. Ama pek çok Türk genci, Müslüman bir ailede, ezan okunan güzel bir memlekette olmaktan ben Müslümanım demekten utanç duyar hale gelebiliyor.. Denizin içinde suyun kıymetini bilmeyen balıklar misali...
Bilhassa muhafazakar ailede yetişen çocuklar İslam'dan uzak bir atmosferin ne kadar korkunç olabileceğini tahayyül bile edemiyor. Alkolik karısını döven ve aldatan bir baba, konken, kumar oynamaktan, estetik yaptırmaktan başka derdi olmayan, çocuklarıyla hiç ilgilenmeyen bir anneyi sadece filmlerde gördüler belki. İçki ve uyuşturucu komasına girmiş, bir gün dövmeli, ertesi günü çivili ağızla, yüzle, gökkuşağı renklerine (LGBT) dahil olmaya çalışan bir kardeşi de olmadı muhtemelen. İşte Hristiyan yahut ateist olan Batılı bir genç, bu sahneleri her gün kendi ailesinde yahut çevresinde sıkça gördüğü için nezih, huzurlu bir ailenin ve hayatın ancak İslam'la mümkün olduğunu fark etmiş, nefes almanın, insan olmanın hazzını tatmış. Onu bir dakika bile bırakmak ister mi hiç?
Bugün terörist, soykırımcı İsrail'in Gazzelilere zulmünü Avrupalı ve Amerikalı gençler görüp sorgularken ülkemizdeki pek çok sözde Müslüman "Arapların çocukları için üzülecek vaktim yok." diyerek vicdanı rahat bir şekilde Starbucks'ta oturup kahvesini içmeye devam edebiliyor.
Ülkemizde Müslüman ailede büyümüş gençlerin kompleksli bir din anlayışına sahip olmaları hatta tarihi vahşetle dolu Haçlı medeniyetine hayranlıkla bakmaları nasıl izah edilebilir? Bazı dindar anne babaların çocuklarını Kuran'ı ve Hz. Peygamber'i (sav) sevdirmek yerine korkutarak baskıyla yetiştirmeleri nedenlerden biri olarak söylenebilir. Yahut çocuk ailesinin yanında dinine ve değerlerine bağlıyken lise ve üniversite ortamında seküler ve modern çevresine kendini kabul ettirmek için muhalif olmayı seçmiş olabilir. İslamofobik sosyal medya paylaşımlarının, gerçeklikten uzak pek çok meselenin çocuklarımızın algoritmasına sinsice yerleştirildiğini de iyi biliyoruz. Ve birgün bambaşka evde ve kültürde yetişmiş gibi konuşan isyankar gençler kabus gibi aniden karşımıza çıkabiliyor.
Batılın, küfrün karanlığında Kuran'ın ışığını yakalayan Alman genç, o nuru arkadaşlarıyla paylaşıp etrafını da güzelleştirmek istiyor. Aksine Siyonizmin, modernizmin tuzaklarına takılıp çamura, dikenlere, ümitsizliğe düşenler de herkes aynı çukurda boğulsun istiyor. Allah çocuklarımıza, gençlerimize hakla batılı ayırabilme kabiliyeti versin. Rabbim bizi de sehven ayağı kayıp düşse bile tövbe edip yeniden sırat-ı müstakim üzere olan ve etrafını aydınlatan güzel insanlardan eylesin...

