Bahar mevsiminin sonunda, yaz aylarına doğru adım adım ilerlerken, belediyeler tarafından organize edilen festivaller ve üniversiteler tarafından gerçekleştirilen bahar şenlikleri hazırlıkları ilgili kurumlar tarafından tüm hızıyla devam etmektedir.
Festivallerin gölgesinde kaybolan değerlerimiz;
Son yıllarda nereye baksak aynı manzara..
Bir belde'de, bir ilçe'de, bir il'de "festivaller" düzenleniyor. Afişler hazırlanıyor, davetler yapılıyor ve her seferinde ayn cümleler kuruluyor; "Kültürümüzü yaşatıyoruz." "Geleneklerimizi gelecek nesillere aktarıyoruz."
Ne güzel sözler...
Ama keşke sözler kadar, uygulamalar da güzel olsa.
İsimleri başka, il ve ilçe belediyeleri farklı olsada, yapılan ya da yapılacak olan festivallerde genel itibariyle görülen ortak nokta, toplumsal çürüme, kültürel yozlaşma ve ahlaki değerlerin bozulması.
Festivallerde genel olarak görülen yozlaşma; kültürel değerlerin metalaşması, ahlaki yapının dejenere olması, aşırı alkol tüketiminin yanısıra organizasyonlarda rüşvet/yolsuzluk gibi, etik dışı finansal faaliyetler şeklinde kendini göstermektedir. Ayrıca âdeta eline mikrofonu alan ya da sabah erken uyanan ve toplumsal değerlerden bi haber olan birilerinin, çocukların, gençlerin ve halkın önüne sanatçıymış gibi lanse edilip çıkarılmasıdır. Böyle bir durumda, doğal olarak festivallerin olması gereken özgün amaçlarının dışına çıkmasına yol açmaktadır.
Festivallerde gözlemlenen başlıca yozlaşma unsurları;
Ahlaki ve Kültürel Yozlaşma: Festivallerde genel itibariyle, geleneksel değerlerin ayaklar altına alındığı, manevi ve ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı, çocuklar ve gençler açısından alkol kullanımını özendirdiği ve ahlaki yozlaşmanın tavan yaptığı etkinlikler olarak kendini göstermektedir.
Finansal ve İdari Yolsuzluklar: Özellikle bazı belediyelerin düzenlediği etkinliklerde, kültür sanat etkinlikleri gider kaleminden festival bütçelerini usulsüz kullandıkları, sanatçılara değerinden daha fazla para ödendiği, sponsorluk gelirlerinin başka hesaplara aktarıldığı veya rüşvet karşılığı bazı durumlara göz yumulması gibi ciddi iddialar, yakın zamanda ulusal basına yansıyıp gündeme geldiği ve bazı belediyelerin festivallerde ödenen paralar nedeniyle mahkemelik olduğu hepimizin malumu.
Kültürel Metalaşma: Özünde yerel kültürel dinamikleri yansıtması gereken festivaller, ticari kaygılarla özünden koparak sadece tüketim odaklı etkinliklere dönüşebilmektedir.
Ayrıca topluma ve ekonomiye katkısı olmayan kültürel etkinliklerin, ses ve gürültü kirliliğinden öteye geçemediği görülmektedir. Burada sorulması gereken temel soru; manevi değerlerimiz açısından, festivallerde ne kazanıldığı ne kaybedildiğidir. Yani kayıplar ve kazançlar açısından, yerel halka ne faydasının olduğudur. Kazançlar mı? Yoksa kayıplar mı daha fazla?
Sanatçılardaki Kalite Eksikliği: Sanatsal ağırlıklı olması gereken festivallerin, katılımcılardan yeterli ilgiyi görmemesi, bu alanda profesyonel organizasyon eksikliğinin olması ve sanatsal içerikten ziyade popülist yaklaşımların öne çıkması olarak kendini göstermektedir. Festivallerde gençlerin önüne rol model olarak çıkarılan bazı sanatçıların(!), sanatsal niteliklerinden ziyade; fütursuz giyim tarzları, ahlaktan yoksun söz ve dans figürleri ile ön plana çıkıyor olmaları, ayrıca sanat adına hiçbir şey ortaya koyamamaları, toplumun çoğunluğu tarafından tasvip edilmemektedir.
Genel itibariyle festivallerde ortaya çıkan bu yozlaşma; asıl amacından sapan festivallerin, toplumsal birlikteliği artırma, kültürel değerleri yaşatma ve kültürü kuşaktan kuşağa aktarma potansiyelini zayıflatmaktadır.
Türkiye’de festival, etkinlik, tanıtım ya da bahar şenlikleri adı altında, ülkemizde gelişen birtakım olumsuz olayları yaşayan aileleri hüzünlendiren ve derinden etkileyen sırf eğlence amaçlı etkinlikler, belediyeler tarafından yapılmamalı ya da merkezi idarenin müdahalesiyle durdurulmalıdır. Yaz boyunca devletin ve milletin parasıyla, sadece toplumun bir kesimini eğlendirebilmek için, ehliyetsiz ve âdab-ı muaşeretten yoksun sözde sanatçılara harcanan bu paraların hesabı, bu milletin yoksul insanları adına, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını korumak adına sorulmalıdır.
Belediyelerin asli görevi, milletin ve bu halkın paralarıyla, birilerini zengin etmek, birilerini de eğlendirmek olmamalıdır. Eğlenmek isteyenler, kendi paralarıyla gidip eğlence mekanlarında istedikleri gibi eğlenebilirler. Yöneticiler el sırtından kurban kesmeyi bırakıp, bu halkın parasını boş şeylere harcamamalılar. Halkın vergileriyle elde edilen paralar, halkın temel ve zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılmalıdır.
Yerel halkın çoğunluğu tarafından istenilmediği bilinen ve yöre halkının inancıyla, ahlakıyla bağdaşmayan, uygunsuz davranışların kabul edilmesinin mümkün olmadığı, Sezai Karakoç'un "İnancın yarısı utançtır. Her şeyi tam olsa da, utancını yitirmiş bir medeniyet, sağlıksızdır." Dizelerinde ifade ettiği gibi, utanmama duygusunun tavan yaptığı bu etkinlikler son bulmalıdır. Bu festivaller illa yapılacaksa da, toplumun temel milli ve manevi hassasiyetleri göz önünde bulundurularak yapılması için gayret gösterilmelidir.
Temel amacı, kültürel mirası korumak, sanatı yaygınlaştırmak, toplumsal birlikteliği güçlendirmek, turizmi canlandırmak ve yerel ekonomiye katkı sağlamak düşüncesiyle organize edilen festivallerde, bazı sanatçı ve gruplar, Türk örf ve âdetlerinden yoksun olan fikirlerini, söyledikleri parçalarda geçen gayri ahlaki sözlerini, uygunsuz giyim ve davranışlarını, festivaller aracılığıyla tüm Türkiye'ye yaymaya çalışıyorlar ve gençlerimizi yavaş yavaş zehirliyorlar. Genel olarak zaten düşünmeyen, araştırmayan, çalışmayan, okumayan bir gençliğe, sadece eğlenmeyi ve ahlaksızlığı aşılıyorlar.
Bir festivalde sahneye çıkan sözde sanatçı veya oyuncu, kendileri açısından festivallerin tanımını ve gerçek amacını tam olarak ifade eden “Çadırlarda ..... mi? İçki sokuldu mu? Pişman olacağınız şeyler yapıldı mı? O zaman bu bir festivaldir.” diyerek rezil bir açıklamaya imza atmıştı.
Bir başkası özellikle genç kızlara "istediğiniz gibi giyinin, giyiminize karışanlara, orta parmağınızı gösterin" diye ahlaksızlık zehirini akıtmıştı.
Kısacası sözde sanatçılar, ahlaksızlığın adını, özgürlük koymuşlar "satıyorlar" festivallerde. Maalesef yetkililerde, bunların tezgah açabilmesi ve rezilliklerini satabilmesi için, milletin parasıyla âdeta "pazar kuruyorlar" şehirlerin kalbine.
Bu kadar paralar harcanarak yapılan festivallere, bırakın dünya kentlerinden kimlerin geldiğini, Türkiye'den hangi illerimizden insanlar geliyor ve katılım sağlıyorlar?
Bırakın hangi ülkelerden "ünlü" katılımcıların geldiğini, ulusal hangi "değerli" yüzler "festivallerin tanıtım yüzü" oluyor, var mı gelen?
Adı sanı çok dar bir kitle tarafından bilinen, popüler kültürün içerisinde yoğrulmuş, bir kaç parçanın dışında(onuda pleybek olarak söyleyen) sanat adına hiçbir katkısı olmayan, sadece adı sanatçı olan insanların dışında kimler var?
Hangi ulusal kanallar bu festivalleri canlı yayınlıyorlar? Ya da hangi ulusal kanalların ana haber bültenlerinde, haber değeri olarak görülüp veriliyor?
Daha önceden düzenlenmiş olan festivallere toplumdan kaç kişi katılım sağlamış?
Yerel halkın yüzde kaçına hitap etmiş festivaller?
Katılmayanların çoğunlukta olduğu kesindir. Katılmayan halkın neden katılmadığı araştırıldı mı mesela?
İnsanların neden katılmadığının cevabı, katılım sağlamayı gerek görmediği, kendisine bir şey katmayacağı ve değer üreten bir festival havasını görmedikleri için mi katılmadılar acaba?
Bir işi yaparken, en ince ayrıntılarına varana kadar, ciddi planlamalar yapılmalı ve getirisi/götürüsü nedir ona bakılmalı.
Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok, yeniden keşfedebilmek için bu işlere ne kadar harcama yapılıyor?
Yapılan festivallerin bütçesi nedir?
Halkın cebinden ne kadar para çıkıyor?
Vatandaşların izni alınmadan harcanan paralar için, halktan helallik isteniyor mu?
Seçim zamanlarında oylarına talip olunan halkın, parasını harcarken fikirlerine başvurmak bu kadar zor mu?
Yöneticiler kendi şahsi paralarını harcarken, hesaplarını yapmadan bu kadar kolay bir şekilde har vurup harman savuruyorlar mı?
Bu ve benzeri sorular, daha da uzatılıp bir çok soru sorulabilir.
Fakat bu sorulara samimi olarak cevap verebilecek yetkili birilerini bulmak çok zor. Hatta bu soruları sorduğumuz için, yöneticiler memnun olmayacaklar onuda biliyorum. Sessiz kalmanın da bir Müslümana yakışmayacağını da biliyorum.
Kendi şahsi parasından harcama yaparken kılı kırk yarıp ta, devletin kasasından harcama yaparken har vurup harman savuranlar. Harcadığınız parada tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu unutmayın. Çünkü mahşer gününde bütün hesapları kendi kasanızdan ödeyeceksiniz bilesiniz.
Gazze ve Doğu Türkistan'daki insanlık dramı sürerken konser ve eğlence etkinliklerinin yapılması vicdani ve insani açıdan doğru olmadığı kanaatindeyim. Bir taraftan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın diğer taraftan belediyelerin illerde ve ilçelerde, benzer festivaller düzenleyerek halkın sorunlarına çözüm üretmek yerine ahlaki yozlaşmaya sebep olan, halkın inancı ve kültürüyle bağdaşmayan festivallerde, inanç ve kültürel değerlerinin hiçe sayıldığı, sahneye çıkan sözde sanatçıların uygunsuz haldeki giyim tarzları vicdanları yaralamaktadır.
Kendini muhafazakâr olarak niteleyen bir partinin Kültür Bakanlığının ve Belediyelerin organize ettikleri festivaller aracılığıyla; Anadolu’nun en ücra yerlerine kadar, dalg dalga yayılan etkinliklerde, âdeta ahlaksızlık pazarlanıyor memleketin her köşesinde.
Öyleki Avrupa'da konser vermesine izin verilmeyen bir sanatçı, benim cennet vatanım da, Fatih Sultan Mehmet'in fet ettiği, ecdad yadigarı İstanbul' da konser verebiliyor. Bu konser için 118 bin insan bilet alarak destek veriyorlar. Seslendirdiği paçavraların birinde de "ben Allahım" diye haykırıyor. Onunla beraber onu izlemeye gelen yüzbinlerce gençte "ben Allah'ım" diyerek eşlik ediyorlar.
Gazze'de her gün onlarca insanın katledildiği bir süreçte ve yakın bir zamanda asrın felaketi olarak ifade edilen, 11 ilimizi yer sarsıntıları ile, geri kalan 70 ilimizi de ekonomik, sosyal ve demografik açıdan etkilemiş ciddi bir depremi yaşamış, hâlen de ciddi ekonomik ve sosyal sıkıntılarla boğuşan bir ülke de, böyle festivallerin yapılması samimiyetten uzak bir trajedidir. Gazze'de yaşanan bunca vahşete rağmen biz hâlâ eğlenceler tertip ediyorsak, ne yaşanan depremlerden ne de Gazze’den insanlık adına hiçbir şey anlamamışız demektir.
Netice itibariyle bu günümüze baktığımızda;
Bir yanımız bahar yaz, diğer yanımız kara kış
Bir yanımız alev yangın, diğer yanımız düğün bayram
Bir yanımız açlık, diğer yanımız müsriflik
Bir yanımız yoksulluk, diğer yanımız doyumsuzluk
Bir yanımız göz yaşı, diğer yanımız halay başı
Bir yanımız toz duman, diğer yanımız gül çimen
Bir yanımız kuraklık, diğer yanımız vurdumduymazlık
Bir yanımız otur ağla, diğer yanımız çal çal oyna
Bir yanımız susuzluk, diğer yanımız aymazlık
Bir yanımız şenlik festival, diğer yanımız dertli yürek
Bir yanımız Filistin Gazze, diğer yanımız Kanye West.
Festivallerimizin, körlerle sağırlar, bir birini ağırlar festivali olmaktan çıkıp, birilerinin egosunu tatmin etmeden uzak, asıl amacına uygun, toplumsal değerleri koruyan, festival gibi festivaller olması temennisiyle.

