Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Rahmi Sarıkurt
Köşe Yazarı
Rahmi Sarıkurt
 

Recep, Şaban, Ramazan’la Başlayan Alay

Papa Türkiye’ye geldiğinde protokol hazırdı. Karşılamalar yapıldı, “hoş geldiniz” mesajları verildi, kameralar çalıştı. Kimse itiraz etmedi. Etmemeli de. Çünkü bir dinin temsilcisine saygı göstermek, insan olmanın gereğidir. Ama iş ne zaman Müslüman bir din büyüğüne gelince, aynı hassasiyet ortadan kayboluyor. Geçtiğimiz günlerde Seyyid Abdulbaki el-Hüseynî Hazretlerinin mahdumu Seyyid Muhammed Fettah Efendi, Mimar Sinan Camii’ni ziyaret etti. Öğle namazını cemaatle eda etti. Sessiz, sade, gösterişten uzak, tamamen manevi bir buluşma… Ve sonra sosyal medya… Yorumlara bakıyorsunuz, insan utanıyor. Öyle çirkin, öyle seviyesiz, öyle ahlaksız ifadeler yazıldı ki; inanın bu dili bir gavur bile kullanmazdı. Seversin, sevmezsin. Benimsersin, benimsemezsin. Ama saygı duymak zorundasın. Çünkü bu ülke bin yıldır camiyle, ezanla, âlimle ayakta duruyor. Bu toprakların harcında iman var. Sokaktan bir papaz geçse, dönüp saygıyla bakılır. Kimse tek kelime etmez. “Hoşgörü” denir, “medeniyet” denir. Ama aynı sokakta bir imam görülünce eleştiri başlar, alay başlar, hakaret başlar. İşte mesele tam da burada. Sorun hoşgörü değil. Sorun din değil. Sorun İslam’a tahammülsüzlük. Aynı zihniyeti yakın zamanda yaşanan bir cami imamı olayı sonrasında da gördük. Bu kez hedefe müftü konulmak istendi. Linç girişimleri, algı operasyonları, karalama kampanyaları… Ama başaramadılar. Çünkü bir müftü gider, bin müftü gelir. Ama bu milletin inancı yerinde durur. Asıl dertleri kişiler değil. Asıl dertleri, İslam’ın bu topraklarda hâlâ diri olması. Ve bu iş dün başlamadı. Komedi filmi diyerek başladılar. “Masum eğlence” dediler. Mübarek üç ayların isimlerini alay konusu yaptılar. Recep, Şaban, Ramazan isimlerini; filmlerde gülünecek, hafife alınacak karakterlere dönüştürdüler. Yetmedi… Hocaları sahtekâr, din adamlarını üçkâğıtçı gibi gösterdiler. Bir milletin değerleriyle dalga geçmeyi mizah sandılar. Bunu bir anda yapmadılar. Parça parça yaptılar. Bir filmle, bir sahneyle, bir replikle… Ahlâkımızı yavaş yavaş aşındırdılar. İnancımızı espri malzemesi yaptılar. Kutsal olanı sıradanlaştırdılar. Ve acı olan şu ki; genel olarak da başardılar. Bugün bazıları “neden bu kadar duyarsızlaştık” diye soruyor. Neden kutsala saldırı bu kadar normalleşti diye şaşırıyor. Sebebi bu. Yıllarca “ne var bunda” dedik. “Film sonuçta” dedik. “Abartmayın” dedik. Ama şimdi görüyoruz ki; İnancı hafife alan mizah, ahlâkı zayıflatan eğlence, saygıyı yok eden bir alışkanlığa dönüştü. Ve şimdi gelelim meselenin en acı tarafına… Düşman Çanakkale’den giremedi. Topla, tüfekle, süngüyle geçemedi. Ama bugün görüyoruz ki; çanak antenden girdi. Silahla değil, ekranla… Askerle değil, algıyla… Cepheden değil, zihinlerden… Bir zamanlar cephede başaramadıklarını; bugün dizilerle, sosyal medya linçleriyle, yorumlarla deniyorlar. Caminin içini hedef alıyorlar, imamı küçümsüyorlar, müftüyü itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Ama bilsinler ki; Bu milletin inancı sinyal kesilince susmaz. Ezan uzaktan kumandayla kapanmaz. Cami sosyal medya yorumlarıyla boşalmaz. Siz ne kadar bağırırsanız bağırın; Bu millet kimliğini inkâr etmez. Geçmişine küfretmez. İnancına sırtını dönmez. Sorun camide değil… Sorun imanda değil… Sorun, kendi aynasına bakmaktan korkan zihniyettedir.
Ekleme Tarihi: 18 Ocak 2026 -Pazar

Recep, Şaban, Ramazan’la Başlayan Alay

Papa Türkiye’ye geldiğinde protokol hazırdı. Karşılamalar yapıldı, “hoş geldiniz” mesajları verildi, kameralar çalıştı. Kimse itiraz etmedi. Etmemeli de. Çünkü bir dinin temsilcisine saygı göstermek, insan olmanın gereğidir.

Ama iş ne zaman Müslüman bir din büyüğüne gelince, aynı hassasiyet ortadan kayboluyor.

Geçtiğimiz günlerde Seyyid Abdulbaki el-Hüseynî Hazretlerinin mahdumu Seyyid Muhammed Fettah Efendi, Mimar Sinan Camii’ni ziyaret etti. Öğle namazını cemaatle eda etti. Sessiz, sade, gösterişten uzak, tamamen manevi bir buluşma…

Ve sonra sosyal medya…

Yorumlara bakıyorsunuz, insan utanıyor.
Öyle çirkin, öyle seviyesiz, öyle ahlaksız ifadeler yazıldı ki; inanın bu dili bir gavur bile kullanmazdı.

Seversin, sevmezsin.
Benimsersin, benimsemezsin.

Ama saygı duymak zorundasın.

Çünkü bu ülke bin yıldır camiyle, ezanla, âlimle ayakta duruyor. Bu toprakların harcında iman var.

Sokaktan bir papaz geçse, dönüp saygıyla bakılır. Kimse tek kelime etmez. “Hoşgörü” denir, “medeniyet” denir.
Ama aynı sokakta bir imam görülünce eleştiri başlar, alay başlar, hakaret başlar.

İşte mesele tam da burada.

Sorun hoşgörü değil.
Sorun din değil.

Sorun İslam’a tahammülsüzlük.

Aynı zihniyeti yakın zamanda yaşanan bir cami imamı olayı sonrasında da gördük. Bu kez hedefe müftü konulmak istendi. Linç girişimleri, algı operasyonları, karalama kampanyaları…

Ama başaramadılar.

Çünkü bir müftü gider, bin müftü gelir.
Ama bu milletin inancı yerinde durur.

Asıl dertleri kişiler değil.
Asıl dertleri, İslam’ın bu topraklarda hâlâ diri olması.

Ve bu iş dün başlamadı.

Komedi filmi diyerek başladılar.
“Masum eğlence” dediler.

Mübarek üç ayların isimlerini alay konusu yaptılar.
Recep, Şaban, Ramazan isimlerini; filmlerde gülünecek, hafife alınacak karakterlere dönüştürdüler.
Yetmedi… Hocaları sahtekâr, din adamlarını üçkâğıtçı gibi gösterdiler.

Bir milletin değerleriyle dalga geçmeyi mizah sandılar.

Bunu bir anda yapmadılar.
Parça parça yaptılar.
Bir filmle, bir sahneyle, bir replikle…

Ahlâkımızı yavaş yavaş aşındırdılar.
İnancımızı espri malzemesi yaptılar.
Kutsal olanı sıradanlaştırdılar.

Ve acı olan şu ki;
genel olarak da başardılar.

Bugün bazıları “neden bu kadar duyarsızlaştık” diye soruyor.
Neden kutsala saldırı bu kadar normalleşti diye şaşırıyor.

Sebebi bu.

Yıllarca “ne var bunda” dedik.
“Film sonuçta” dedik.
“Abartmayın” dedik.

Ama şimdi görüyoruz ki;
İnancı hafife alan mizah,
ahlâkı zayıflatan eğlence,
saygıyı yok eden bir alışkanlığa dönüştü.

Ve şimdi gelelim meselenin en acı tarafına…

Düşman Çanakkale’den giremedi.
Topla, tüfekle, süngüyle geçemedi.

Ama bugün görüyoruz ki;
çanak antenden girdi.

Silahla değil, ekranla…
Askerle değil, algıyla…
Cepheden değil, zihinlerden…

Bir zamanlar cephede başaramadıklarını; bugün dizilerle, sosyal medya linçleriyle, yorumlarla deniyorlar.
Caminin içini hedef alıyorlar,
imamı küçümsüyorlar,
müftüyü itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

Ama bilsinler ki;

Bu milletin inancı sinyal kesilince susmaz.
Ezan uzaktan kumandayla kapanmaz.
Cami sosyal medya yorumlarıyla boşalmaz.

Siz ne kadar bağırırsanız bağırın;
Bu millet kimliğini inkâr etmez.
Geçmişine küfretmez.
İnancına sırtını dönmez.

Sorun camide değil…
Sorun imanda değil…

Sorun, kendi aynasına bakmaktan korkan zihniyettedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.