Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

1874’ten Sonra Yok Oldu: Isparta’nın Kayıp Köyü

Kültür-Sanat (Web Sitesi) - Web Sitesi | 04.01.2026 - 11:03, Güncelleme: 04.01.2026 - 11:03
 

1874’ten Sonra Yok Oldu: Isparta’nın Kayıp Köyü

Bugün adı neredeyse tamamen unutulan Savcı Köyü’nün, Isparta tarihindeki yeri araştırmacı yazar Bekir Manav’ın çalışmasıyla yeniden gündeme geldi. Devlet arşivlerinde Isparta’ya bağlı 16 köyden biri olarak yer alan Savcı Köyü’nün, 1874 yılından sonra resmî kayıtlardan tamamen silindiği ortaya çıktı.

Araştırmacı yazar Bekir Manav, Isparta’nın tarih hafızasında yer alan ancak bugün tamamen unutulan Savcı Köyü ile ilgili dikkat çekici bir araştırmayı kamuoyuyla paylaştı. Bekir Manav, paylaşımında, ''ISPARTA'NIN TERKEDİLEN SAVCI KÖYÜ  Savcı Köyü, bugün adı pek anılmayan ama Isparta’nın tarih hafızasında derin izler bırakmış eski bir yerleşimdi. Devlet arşivlerinde Isparta’ya bağlı olarak kaydedilen 16 köyden biri olan Savcı, 1874 yılından sonraki resmî kayıtlarda bir daha görünmez. Yani bir tarihten sonra, sessizce terk edilir. Bu köyün izleri oldukça eskilere uzanır. En eski tapu defterlerinde, 1478 yılı itibarıyla Savcı’nın 21 neferlik küçük bir köy olduğu görülür. Zamanla büyür, kök salar. 1570 yılına gelindiğinde 65 haneye ulaşır; bu da yaklaşık 300–350 kişilik canlı bir yerleşim demektir.  Süleyman Sami Böcüzâde, Savcı Köyü’nü eserinde Sav’a yakın bir köy olarak tarif eder. Hatta 16. yüzyılda Sav’da 9 dönüm bağı bulunan bu köyün, bölgenin tarımsal ve sosyal hayatında yeri olduğu anlaşılır. Savcı Köyü’nü diğer köylerden ayıran en önemli unsur ise, köyde Şeyh Hüsameddin adlı bir şeyhin ve ona ait bir tekkenin bulunmasıdır. Bu tekke, yalnızca bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda köyün ruhunu, kimliğini taşıyan bir merkezdir. Uzun zamandır zihnimi meşgul eden soru şuydu: Savcı Köyü neredeydi?  Bu arayış, Büyük Hacılar Köyü’nü ziyaret ettiğim bir gün, köylülerin “Tekke” diye andıkları bir yerden söz etmeleriyle bambaşka bir anlam kazandı. O an içimden “Savcı Köyü’nü bulduk” diye geçirdim. Çünkü Isparta’da, Hacılar çevresinde kayıtlarda geçen başka bir tekke-zaviye yoktu. Bir süre sonra, kıymetli hocalarımızın tez çalışmaları vesilesiyle Aliköy’de buluştuk. Büyük Hacılar Köyü muhtarımızı da yanımıza alarak “Tekke” denilen alana gittik. Karşımızda düz bir coğrafya vardı. Tapu kayıtlarında hâlen “tekke” ve “mezarlık” olarak geçen bu yerde, coğrafi hareketlenmeler nedeniyle mezar taşları net seçilemiyordu; fakat alanın bir mezarlık olduğu açıktı. Mezarlar dolmuş, ama hatıraları orada kalmıştı. Konum, tarihî kaynakların anlattıklarıyla birebir örtüşüyordu. Sav’a yakın bir köy olarak geçmesi sebebiyle ilk başta Dereboğazı tarafını düşünmüştüm. Zira o bölgede de bugün izi kalmamış en az üç köy daha vardır.  Ancak gezdiğimiz bu alan, “Tekke” adı, Sav’a olan yakınlığı ve bölgede başka bir tekkenin bulunmayışıyla, buranın Savcı Köyü olduğunu güçlü biçimde gösteriyordu. Eğer tapu kayıtlarında “tekke” ibaresi olmasaydı, belki şüpheyle yaklaşılabilirdi. Ama bütün veriler aynı noktayı işaret ediyordu. Büyük Hacılar Köyü muhtarımıza, köyde “Savcılar” ya da “Savcıoğulları” şeklinde bir sülale olup olmadığını sorduğumda, Savcı soyadını taşıyan ailelerin bulunduğunu, hatta aynı soyadın Sav’da da görüldüğünü öğrendim. Bu bilgi, Savcı Köyü’nün dağıldıktan sonra halkının Hacılar ve Sav’a yerleştiği düşüncesini daha da kuvvetlendirdi. Aslında bu durumun tespiti zor değildir. Savcı soyadını taşıyan hemşehrilerimiz e-Devlet üzerinden soy ağacına baktıklarında, en üstteki nüfus kayıtlarının “Savcı-Tekke” olarak mı, yoksa “Hacılar” ya da “Sav” olarak mı göründüğü bu soruya doğrudan cevap verebilir. Soyadlarının veriliş biçimi de bu ihtimali desteklemektedir. Asıl soru şudur: Savcı Köyü ne oldu da 1874’ten sonra kayıtlardan silindi, dağıldı ve başka köylere karıştı? Bu sorunun cevabı, dönemin tarihî şartlarında gizlidir. 1853 yılında Kopenhag’da başlayan büyük kolera salgını, kısa sürede dünyaya yayılmıştır. 1865’e gelindiğinde yalnızca Mısır’da 50 bin kişi koleradan hayatını kaybetmiştir. Kolera, o dönemde insanlığın karşılaştığı en ölümcül pandemilerden biridir. Halk bu hastalığı anlayamamıştı. Eşler, çocuklar, ana-babalar; gözlerinin önünde kısa sürede ishal, kusma ve yüksek ateşle can veriyordu. Bu ani ölümler toplumda büyük bir korku ve çaresizlik yaratmıştı. Osmanlı Devleti karantina tedbirleri almaya çalışmış, ancak halk yaşanan ölümleri kabullenememiş; karantinanın kendilerini ölüme terk etmek anlamına geldiğini düşünerek yer yer devlet görevlilerine tepki göstermiştir. Isparta da bu gerginliğin yaşandığı yerlerden biridir. Kış aylarında etkisi azalan salgın, baharla birlikte yeniden can almaya başlamış, tarih kayıtlarına “Dördüncü Kolera Pandemisi” olarak geçen bu dönem 1863–1879 yılları arasında sürmüştür.  Günlük ölümler 250–300 kişiye ulaşmış, ölüm oranı yüzde 55’e varmıştır. O günün şartlarında koleranın bir tedavisi yoktur. İşte tam bu tarihsel bağlamda Savcı Köyü’nün akıbeti anlam kazanır. Bu ölçekte bir salgın dışında, o dönemde köyleri topluca terk ettirecek başka bir sebep yoktur. Boşaltılan evler, çoğu zaman çatma yapılardı; göçebe çul çadırlar da aynı şekilde, hastalık bulaşmasın diye yakılırdı. Geriye sadece sessizlik kalırdı. Savcı Köyü de büyük ihtimalle böyle bir sessizlik içinde tarihten çekildi. Kaynak: Avrupa’nın Kolera’ya Karşı Savunulması (La Défense de l'Europe Contre le Choléra) Yorumlar kattığım bir yazı olup, hatalarım, yanılgılarım olabilir)'' ifalerine yer verdi.
Bugün adı neredeyse tamamen unutulan Savcı Köyü’nün, Isparta tarihindeki yeri araştırmacı yazar Bekir Manav’ın çalışmasıyla yeniden gündeme geldi. Devlet arşivlerinde Isparta’ya bağlı 16 köyden biri olarak yer alan Savcı Köyü’nün, 1874 yılından sonra resmî kayıtlardan tamamen silindiği ortaya çıktı.

Araştırmacı yazar Bekir Manav, Isparta’nın tarih hafızasında yer alan ancak bugün tamamen unutulan Savcı Köyü ile ilgili dikkat çekici bir araştırmayı kamuoyuyla paylaştı. Bekir Manav, paylaşımında, ''ISPARTA'NIN TERKEDİLEN SAVCI KÖYÜ 
Savcı Köyü, bugün adı pek anılmayan ama Isparta’nın tarih hafızasında derin izler bırakmış eski bir yerleşimdi. Devlet arşivlerinde Isparta’ya bağlı olarak kaydedilen 16 köyden biri olan Savcı, 1874 yılından sonraki resmî kayıtlarda bir daha görünmez. Yani bir tarihten sonra, sessizce terk edilir.

Bu köyün izleri oldukça eskilere uzanır. En eski tapu defterlerinde, 1478 yılı itibarıyla Savcı’nın 21 neferlik küçük bir köy olduğu görülür. Zamanla büyür, kök salar. 1570 yılına gelindiğinde 65 haneye ulaşır; bu da yaklaşık 300–350 kişilik canlı bir yerleşim demektir. 

Süleyman Sami Böcüzâde, Savcı Köyü’nü eserinde Sav’a yakın bir köy olarak tarif eder. Hatta 16. yüzyılda Sav’da 9 dönüm bağı bulunan bu köyün, bölgenin tarımsal ve sosyal hayatında yeri olduğu anlaşılır.

Savcı Köyü’nü diğer köylerden ayıran en önemli unsur ise, köyde Şeyh Hüsameddin adlı bir şeyhin ve ona ait bir tekkenin bulunmasıdır. Bu tekke, yalnızca bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda köyün ruhunu, kimliğini taşıyan bir merkezdir.

Uzun zamandır zihnimi meşgul eden soru şuydu: Savcı Köyü neredeydi? 

Bu arayış, Büyük Hacılar Köyü’nü ziyaret ettiğim bir gün, köylülerin “Tekke” diye andıkları bir yerden söz etmeleriyle bambaşka bir anlam kazandı. O an içimden “ Savcı Köyü’nü bulduk” diye geçirdim. Çünkü Isparta’da, Hacılar çevresinde kayıtlarda geçen başka bir tekke-zaviye yoktu.

Bir süre sonra, kıymetli hocalarımızın tez çalışmaları vesilesiyle Aliköy’de buluştuk. Büyük Hacılar Köyü muhtarımızı da yanımıza alarak “Tekke” denilen alana gittik. Karşımızda düz bir coğrafya vardı. Tapu kayıtlarında hâlen “tekke” ve “mezarlık” olarak geçen bu yerde, coğrafi hareketlenmeler nedeniyle mezar taşları net seçilemiyordu; fakat alanın bir mezarlık olduğu açıktı. Mezarlar dolmuş, ama hatıraları orada kalmıştı.

Konum, tarihî kaynakların anlattıklarıyla birebir örtüşüyordu. Sav’a yakın bir köy olarak geçmesi sebebiyle ilk başta Dereboğazı tarafını düşünmüştüm. Zira o bölgede de bugün izi kalmamış en az üç köy daha vardır. 

Ancak gezdiğimiz bu alan, “Tekke” adı, Sav’a olan yakınlığı ve bölgede başka bir tekkenin bulunmayışıyla, buranın Savcı Köyü olduğunu güçlü biçimde gösteriyordu. Eğer tapu kayıtlarında “tekke” ibaresi olmasaydı, belki şüpheyle yaklaşılabilirdi. Ama bütün veriler aynı noktayı işaret ediyordu.

Büyük Hacılar Köyü muhtarımıza, köyde “Savcılar” ya da “Savcıoğulları” şeklinde bir sülale olup olmadığını sorduğumda, Savcı soyadını taşıyan ailelerin bulunduğunu, hatta aynı soyadın Sav’da da görüldüğünü öğrendim. Bu bilgi, Savcı Köyü’nün dağıldıktan sonra halkının Hacılar ve Sav’a yerleştiği düşüncesini daha da kuvvetlendirdi.

Aslında bu durumun tespiti zor değildir. Savcı soyadını taşıyan hemşehrilerimiz e-Devlet üzerinden soy ağacına baktıklarında, en üstteki nüfus kayıtlarının “Savcı-Tekke” olarak mı, yoksa “Hacılar” ya da “Sav” olarak mı göründüğü bu soruya doğrudan cevap verebilir. Soyadlarının veriliş biçimi de bu ihtimali desteklemektedir.

Asıl soru şudur: Savcı Köyü ne oldu da 1874’ten sonra kayıtlardan silindi, dağıldı ve başka köylere karıştı?

Bu sorunun cevabı, dönemin tarihî şartlarında gizlidir. 1853 yılında Kopenhag’da başlayan büyük kolera salgını, kısa sürede dünyaya yayılmıştır. 1865’e gelindiğinde yalnızca Mısır’da 50 bin kişi koleradan hayatını kaybetmiştir. Kolera, o dönemde insanlığın karşılaştığı en ölümcül pandemilerden biridir.

Halk bu hastalığı anlayamamıştı. Eşler, çocuklar, ana-babalar; gözlerinin önünde kısa sürede ishal, kusma ve yüksek ateşle can veriyordu. Bu ani ölümler toplumda büyük bir korku ve çaresizlik yaratmıştı. Osmanlı Devleti karantina tedbirleri almaya çalışmış, ancak halk yaşanan ölümleri kabullenememiş; karantinanın kendilerini ölüme terk etmek anlamına geldiğini düşünerek yer yer devlet görevlilerine tepki göstermiştir. Isparta da bu gerginliğin yaşandığı yerlerden biridir.

Kış aylarında etkisi azalan salgın, baharla birlikte yeniden can almaya başlamış, tarih kayıtlarına “Dördüncü Kolera Pandemisi” olarak geçen bu dönem 1863–1879 yılları arasında sürmüştür. 

Günlük ölümler 250–300 kişiye ulaşmış, ölüm oranı yüzde 55’e varmıştır. O günün şartlarında koleranın bir tedavisi yoktur.

İşte tam bu tarihsel bağlamda Savcı Köyü’nün akıbeti anlam kazanır. Bu ölçekte bir salgın dışında, o dönemde köyleri topluca terk ettirecek başka bir sebep yoktur. Boşaltılan evler, çoğu zaman çatma yapılardı; göçebe çul çadırlar da aynı şekilde, hastalık bulaşmasın diye yakılırdı. Geriye sadece sessizlik kalırdı.

Savcı Köyü de büyük ihtimalle böyle bir sessizlik içinde tarihten çekildi.

Kaynak: Avrupa’nın Kolera’ya Karşı Savunulması (La Défense de l'Europe Contre le Choléra)
Yorumlar kattığım bir yazı olup, hatalarım, yanılgılarım olabilir)'' ifalerine yer verdi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.