Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Sınav Sorumsuzluğu!

Yazarlar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 25.06.2026 - 18:53, Güncelleme: 25.06.2026 - 18:53
 

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Sınav Sorumsuzluğu!

Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Sınav Sorumsuzluğu...

Her sene haziran ayı geldi mi ekranlarda hep aynı bildik, iç acıtan ama bir o kadar da düşündüren manzaralarla karşı karşıya kalıyoruz. Üniversite sınavlarının olduğu gün; kapıda kalanlar, kıl payı yetişenler, saniyelerle geleceğini kaçıran gençler… ağlayanlar, isyan edenler, feryat figan ederek gözyaşı dökenler... İnsan bu türden haberleri izlerken hayretler içinde kalıyor; bu nedir Allah aşkına, bir insan hayatının en önemli sınavlarından birisi olan YKS 'yi basit nedenlerle nasıl kaçırır? Bu sınavlar yeni yapılmıyor, yani sadece şimdiki kuşağın girdiği bir sınav değil. Adları degişse de, eskiden beri var bu merkezi sınavlar. Bizden önce de, bizim zamanımızda da vardı bu sınavlar. Hemde bu sınavlarla ilgili bilgilendirmeler eskiden şimdiki kadar da yoktu. Şimdi televizyonlar, sosyal medya, internet haber siteleri; her yerde her platform da, sınavlardan bahsedilmekte. Her yıl televizyonların ana haber bültenlerinde "sınavı dakika ile kaçırdı" haberlerini izliyoruz. Bizim zamanımızda bu kadar teknolojik imkan yoktu belki. Ama içimizde öyle bir okuma, kendimizi bulunduğumuz ortamdan kurtarma azmi ve gayreti vardı ki… Sınavdan iki gün öncesinde, daha ortada sınav falan yokken, üşenmeden gidip sınava gireceğimiz okulu, hatta sınav salonuna varana kadar önceden görürdük. Hangi otobüse binilir, kaç dakikada gidilir, hepsini tek tek öğrenirdik. Sınav giriş belgelerini, nüfus cüzdanını, kalem silgi gibi (o zamanlar ÖSYM vermiyordu) temel materyalleri akşamdan hazırlar baş ucumuza koyardık. Sabah kalkınca son bir kontrol daha edip, eksiksiz olarak tüm belgeleri yanımıza alır, sınav başlamadan tam 30 dakika önce, sınava gireceğimiz okulda olurduk. Olmak zorundaydık; çünkü okumak zorunda olduğumuzu, hayatımızın bu sınavın neticesine göre şekilleneceğinin bilincindeydik. Sınavı kaçırmak mı? aklımızın ucundan bile geçmezdi, lügatimizde böyle bir ihtimal yazmazdı. Ayrıca, "sınavı kaçırma" ya da "girememe" gibi bir durumu ailemize anlatamazdık. Çünkü gireceğimiz sınavın müracaatından tutun, hazırlanılması ve sınava girilmesi dahil, sınavla ilgili tüm sorumluluklar bizdeydi. Ailelerimiz böyle bir sorumluluk bilinci ile yetiştirmişlerdi bizleri. Bizim dönemimizde sınav kaçıran olur muydu, olsa da haberimiz olmazdı belki, ama hiç hatırlamıyorum. Çünkü herkes işinin de, geleceğinin de, sorumluluğunun da farkındaydı. Şimdiki gençlere bakıyoruz; doğup büyüdüğü, her sokağını bildiği kendi oturduğu şehirdeki sınava yetişemiyorlar. Öyleki ellerinde navigasyonları var, altlarında arabaları var, kapılarının önünden metro ya da otobüs geçiyor ama yine de geç kalıyorlar sınavlara. Bu manzaraları izlerken insan gençlerin sorumsuzluğuna kızsa mı? yoksa bir dakika ile koskoca bir yılın heba olmasına bakıp, hallerine üzülüp acısa mı? Karar vermekte zorlanıyor. Çünkü bu çocukların gerçekten okumaya, bir gelecek inşa etmeye niyeti olsa, hayatlarını şekillendirecek bir günde bu kadar laubali, bu kadar rahat ve bu kadar sorumsuzca davranabilirler miydi? Bu arada bir insan ve bir eğitimci olarak "hiç üzülmüyorum" desem yalan olur. Sonuçta ortada bir emek var, umut var, beklentiler var, maddi manevi yapılan masraflar var ve en önemlisi de verilen mücadeleler var. Ayrıca ne de olsa insan, o yaşta dökülen gözyaşlarına, yıkılan hayallere ve bir sonraki yıl için verilecek emeklere acıyor. Ama bir yandan da sormadan edemiyor, bu çocuklar aileleri tarafından nasıl bir rahatlıkla yetiştiriliyorlar? Anne babaları her şey ayaklarına serince, çocuklardaki sorumluluk duygusu tamamen yok mu oluyor?  Yarın bir gün biz bu vatanı, bu devletin geleceğini bu kadar rahat, bu kadar tasasız, bu kadar vurdumduymaz bir nesle nasıl emanet edeceğiz? Diye düşünmeden de edemiyor insan. Netice itibariyle sebebi ve gerekçesi her ne olursa olsun, her yıl üniversite sınavlarında son dakikaya kalanlar, gireceği okulu karıştıranlar, küpe ya da piercing takıp ta evde çıkarmadan gelip son dakika okulun önünde, belkide heyecandan çıkaramayanlar, kimliğini ya da giriş belgesini unutanlar, okulun önünde ya da sınav esnasında fenalık geçirenler; genel itibariyle sorumsuzlukla yargılanıyorlar. Hatta yargılamaktan öte, bir çoğumuz akıl sır erdiremiyoruz bu yaşananlara. Olaya, kendi hayatları açısından önemli bir merhale teşkil eden bu sınavlara geç kalan öğrenciler açısından baktığımızda; yaşanılanların basit bir durum olmadığını, altında kocaman psikolojik travmaların yattığını görebiliriz. Yani geç kalmak, birileri için bilinçli bir tercih te olabilir.  Bu türden eylemlerde bulunan gençlerin, içlerinde kendilerinin dahi farketmediği bir çatışma var. Sınav sonuçlarına ve geleceklerine dair baskı ve belirsizlik, o kadar ağır geliyor ki, bu unutmalar ve gecikmeler; kaygıyı bastırmak için bir nevi sabotaj olarak açığa çıkıyor. Bu kişiler bilinçli olarak istemeseler de, olası başarısızlık ihtimalini dışsal bir nedene bağlayabileceği somut ve doğal bir alan oluşturuyor. Çünkü sınavda soruları yapamamak ve neticesinde başarısız olmak, "hazırlanamadım", "geç kaldım ya da kimliğimi unuttum" demekten psikolojik olarak daha ağır geliyor. Böyle bir durum karşısında da "bilinçli olarak kurala uymamak" kişiye âdeta bir "kaçış rampası" oluşturmaktadır. Yaşanılan bu türden olaylarda her yıl "geç kaldığı için sınava giremeyenlerle" ilgili olarak 3. Şahısların da olaya dahil olduğu bir tartışma konusu vardır. Özellikle sınava alınma süresi ile ilgili olarak. Bilen de bilmeyende, ilgisi olan da olmayan da, tabir caizse "ağzı olan herkes" konuşuyor, yazıyor çiziyor adeta ahkam kesiyor bu konularda. Neymiş "giriş süresi biraz esnetilebilirmiş". İyi de kardeşim bu yeni uygulanan, ilk defa o yılki sınavda uygulanan bir kural değil ki, yıllardır uygulanan ve bilinen bir kural. Ayrıca süreyi ne kadar esnetirseniz esnetin, her zaman geç kalan birileri olacaktır. Unutulmamalıdır ki, sınava zamanında gelmekte bir sınavdır. Zaman yönetimi denilen bir gerçek var hayatın içerisinde. Aslında bütün mesele de burada yat mıyor mu? Yani zamanı yönetebilmekte. Deseler ki, son 15 dk kalana kadar sınava girebilirsiniz, mutlaka birileri 14.dk da gelirler. Ayrıca milyonlarca adayın katıldığı, Türkiye'de ve KKTC'de uygulanan merkezi bir sınavda, kuralların esnetilmesinin ciddi karışıklıklara yol açabileceği unutulmamalıdır. Kendi ihmallerinden dolayı, sınava geç kalan bir adayın sınav binasına alınmaması, aday için ÖSYM'nin uyguladığı bir "ceza" değil, tamamen adayın sorumluluğundan kaynaklanan bir sonuçtur. Bazı insanların en ufak bir kurala dahi tahammülleri yok maalesef. Adeta herkes kafasına göre takılsın istiyorlar. Kendi sorumsuzluklarının faturasını birilerine ödetmek peşindeler. Ya ülkeyi yönetenlere, ya ÖSYM yetkililerine ya da sınav salonlarındaki görevlilere fatura kesmepeşindeler. Bu düşünceye sahip insanların, "suçu başkasına atma" savunma mekanizmasından vaz geçmeleri gerekir. Hangi sistem uygulanırsa uygulansın bunun bir sonu yok. Bu nedenle sıkıntı yaşamamak için, aileler sınava girecek çocuklarına sorumluluk bilincini kazandırması ve sınava girecek gençlerde de sorumluluk bilinci olması lazım. Genel itibariyle toplum olarak sınava geç kalanlara ve onların çıkardıkları seslere odaklanıyoruz. Yaşanılan olayları onlar üzerinden okumaya çalışıyoruz. Bir de sınava vaktinde giren "sessiz bir çoğunluk" var. Vaktinde gelmişler, hiç bir sıkıntı yaşamadan sınav binalarına girip, salondaki yerlerini almışlar. Olaya bu açıdan bakıp değerlendirmek gerekiyor. Kendi sorumsuzluğu nedeniyle, sınava geç kalanlar sınav salonlarına alınsalar, kurala uyanların, evinden erken çıkıp vaktinde gelenlerin mükafatı ne olacak? Bu dünyada yapılan her şeyin bir bedeli vardır. Herkes yaptığı davranışın bedelini öder. Nasıl ki bir restauranta girip herkes ne yediyse onun karşılığında bedelini ödemek zorunda kalıyorsa. Kebap yemenin bedeli ile makarna yemenin bedeli aynı olmayacağına göre. Sınava vaktinde gelmenin ya da gelmemenin bedeli de aynı olmamalıdır.  Saniyelerle bir uçağı kaçırdığınız zaman, uçağın pilotuna ya da devlet hava meydanları yetkilisine kızmaya hakkımız yoksa; yks'ye geç kaldığımız zamanda, binadaki görevlilere ya da ÖSYM' ye kızmaya hakkımız yoktur. Bir kural varsa herkes o kurala uymalı, ayrıca sorumluluk bilinci olan birisi de, "kurallara uyar", geç kalmaz vaktinde gelir zaten. Şunu da unutmamak gerekir ki, sorumluluk bilinci olmayan birisi; bugün sınava geç kalır, yarın memur ya da amir olur işine geç kalır, evlenir evine eşine geç kalır, çocukları olur çocuklarına geç kalır. Sorumsuzluk alışkanlığa dönüşür, bu da davranışlara yansır. Sebebi ve gerekçesi her ne olursa olsun, böyle bir durumla karşı karşıya kalan ve bu türden davranış sergileyen sorumsuz çocukların, sorumsuzluğunun sorumlusu, onlara küçük yaştan itibaren sorumluluk bilincini veremeyen; sorumsuz aileleridir.
Akademisyen/Sosyolog Ahmet Aydın: Sınav Sorumsuzluğu...

Her sene haziran ayı geldi mi ekranlarda hep aynı bildik, iç acıtan ama bir o kadar da düşündüren manzaralarla karşı karşıya kalıyoruz. Üniversite sınavlarının olduğu gün; kapıda kalanlar, kıl payı yetişenler, saniyelerle geleceğini kaçıran gençler… ağlayanlar, isyan edenler, feryat figan ederek gözyaşı dökenler...

İnsan bu türden haberleri izlerken hayretler içinde kalıyor; bu nedir Allah aşkına, bir insan hayatının en önemli sınavlarından birisi olan YKS 'yi basit nedenlerle nasıl kaçırır?

Bu sınavlar yeni yapılmıyor, yani sadece şimdiki kuşağın girdiği bir sınav değil. Adları degişse de, eskiden beri var bu merkezi sınavlar. Bizden önce de, bizim zamanımızda da vardı bu sınavlar. Hemde bu sınavlarla ilgili bilgilendirmeler eskiden şimdiki kadar da yoktu. Şimdi televizyonlar, sosyal medya, internet haber siteleri; her yerde her platform da, sınavlardan bahsedilmekte. Her yıl televizyonların ana haber bültenlerinde "sınavı dakika ile kaçırdı" haberlerini izliyoruz.

Bizim zamanımızda bu kadar teknolojik imkan yoktu belki. Ama içimizde öyle bir okuma, kendimizi bulunduğumuz ortamdan kurtarma azmi ve gayreti vardı ki… Sınavdan iki gün öncesinde, daha ortada sınav falan yokken, üşenmeden gidip sınava gireceğimiz okulu, hatta sınav salonuna varana kadar önceden görürdük. Hangi otobüse binilir, kaç dakikada gidilir, hepsini tek tek öğrenirdik. Sınav giriş belgelerini, nüfus cüzdanını, kalem silgi gibi (o zamanlar ÖSYM vermiyordu) temel materyalleri akşamdan hazırlar baş ucumuza koyardık. Sabah kalkınca son bir kontrol daha edip, eksiksiz olarak tüm belgeleri yanımıza alır, sınav başlamadan tam 30 dakika önce, sınava gireceğimiz okulda olurduk.

Olmak zorundaydık; çünkü okumak zorunda olduğumuzu, hayatımızın bu sınavın neticesine göre şekilleneceğinin bilincindeydik. Sınavı kaçırmak mı? aklımızın ucundan bile geçmezdi, lügatimizde böyle bir ihtimal yazmazdı. Ayrıca, "sınavı kaçırma" ya da "girememe" gibi bir durumu ailemize anlatamazdık. Çünkü gireceğimiz sınavın müracaatından tutun, hazırlanılması ve sınava girilmesi dahil, sınavla ilgili tüm sorumluluklar bizdeydi. Ailelerimiz böyle bir sorumluluk bilinci ile yetiştirmişlerdi bizleri.

Bizim dönemimizde sınav kaçıran olur muydu, olsa da haberimiz olmazdı belki, ama hiç hatırlamıyorum. Çünkü herkes işinin de, geleceğinin de, sorumluluğunun da farkındaydı. Şimdiki gençlere bakıyoruz; doğup büyüdüğü, her sokağını bildiği kendi oturduğu şehirdeki sınava yetişemiyorlar. Öyleki ellerinde navigasyonları var, altlarında arabaları var, kapılarının önünden metro ya da otobüs geçiyor ama yine de geç kalıyorlar sınavlara.

Bu manzaraları izlerken insan gençlerin sorumsuzluğuna kızsa mı? yoksa bir dakika ile koskoca bir yılın heba olmasına bakıp, hallerine üzülüp acısa mı? Karar vermekte zorlanıyor. Çünkü bu çocukların gerçekten okumaya, bir gelecek inşa etmeye niyeti olsa, hayatlarını şekillendirecek bir günde bu kadar laubali, bu kadar rahat ve bu kadar sorumsuzca davranabilirler miydi?

Bu arada bir insan ve bir eğitimci olarak "hiç üzülmüyorum" desem yalan olur. Sonuçta ortada bir emek var, umut var, beklentiler var, maddi manevi yapılan masraflar var ve en önemlisi de verilen mücadeleler var. Ayrıca ne de olsa insan, o yaşta dökülen gözyaşlarına, yıkılan hayallere ve bir sonraki yıl için verilecek emeklere acıyor.

Ama bir yandan da sormadan edemiyor, bu çocuklar aileleri tarafından nasıl bir rahatlıkla yetiştiriliyorlar?

Anne babaları her şey ayaklarına serince, çocuklardaki sorumluluk duygusu tamamen yok mu oluyor? 

Yarın bir gün biz bu vatanı, bu devletin geleceğini bu kadar rahat, bu kadar tasasız, bu kadar vurdumduymaz bir nesle nasıl emanet edeceğiz? Diye düşünmeden de edemiyor insan.

Netice itibariyle sebebi ve gerekçesi her ne olursa olsun, her yıl üniversite sınavlarında son dakikaya kalanlar, gireceği okulu karıştıranlar, küpe ya da piercing takıp ta evde çıkarmadan gelip son dakika okulun önünde, belkide heyecandan çıkaramayanlar, kimliğini ya da giriş belgesini unutanlar, okulun önünde ya da sınav esnasında fenalık geçirenler; genel itibariyle sorumsuzlukla yargılanıyorlar. Hatta yargılamaktan öte, bir çoğumuz akıl sır erdiremiyoruz bu yaşananlara.

Olaya, kendi hayatları açısından önemli bir merhale teşkil eden bu sınavlara geç kalan öğrenciler açısından baktığımızda; yaşanılanların basit bir durum olmadığını, altında kocaman psikolojik travmaların yattığını görebiliriz. Yani geç kalmak, birileri için bilinçli bir tercih te olabilir. 

Bu türden eylemlerde bulunan gençlerin, içlerinde kendilerinin dahi farketmediği bir çatışma var. Sınav sonuçlarına ve geleceklerine dair baskı ve belirsizlik, o kadar ağır geliyor ki, bu unutmalar ve gecikmeler; kaygıyı bastırmak için bir nevi sabotaj olarak açığa çıkıyor. Bu kişiler bilinçli olarak istemeseler de, olası başarısızlık ihtimalini dışsal bir nedene bağlayabileceği somut ve doğal bir alan oluşturuyor.

Çünkü sınavda soruları yapamamak ve neticesinde başarısız olmak, "hazırlanamadım", "geç kaldım ya da kimliğimi unuttum" demekten psikolojik olarak daha ağır geliyor. Böyle bir durum karşısında da "bilinçli olarak kurala uymamak" kişiye âdeta bir "kaçış rampası" oluşturmaktadır.

Yaşanılan bu türden olaylarda her yıl "geç kaldığı için sınava giremeyenlerle" ilgili olarak 3. Şahısların da olaya dahil olduğu bir tartışma konusu vardır. Özellikle sınava alınma süresi ile ilgili olarak. Bilen de bilmeyende, ilgisi olan da olmayan da, tabir caizse "ağzı olan herkes" konuşuyor, yazıyor çiziyor adeta ahkam kesiyor bu konularda.

Neymiş "giriş süresi biraz esnetilebilirmiş". İyi de kardeşim bu yeni uygulanan, ilk defa o yılki sınavda uygulanan bir kural değil ki, yıllardır uygulanan ve bilinen bir kural. Ayrıca süreyi ne kadar esnetirseniz esnetin, her zaman geç kalan birileri olacaktır. Unutulmamalıdır ki, sınava zamanında gelmekte bir sınavdır. Zaman yönetimi denilen bir gerçek var hayatın içerisinde. Aslında bütün mesele de burada yat mıyor mu? Yani zamanı yönetebilmekte. Deseler ki, son 15 dk kalana kadar sınava girebilirsiniz, mutlaka birileri 14.dk da gelirler.

Ayrıca milyonlarca adayın katıldığı, Türkiye'de ve KKTC'de uygulanan merkezi bir sınavda, kuralların esnetilmesinin ciddi karışıklıklara yol açabileceği unutulmamalıdır. Kendi ihmallerinden dolayı, sınava geç kalan bir adayın sınav binasına alınmaması, aday için ÖSYM'nin uyguladığı bir "ceza" değil, tamamen adayın sorumluluğundan kaynaklanan bir sonuçtur.

Bazı insanların en ufak bir kurala dahi tahammülleri yok maalesef. Adeta herkes kafasına göre takılsın istiyorlar. Kendi sorumsuzluklarının faturasını birilerine ödetmek peşindeler. Ya ülkeyi yönetenlere, ya ÖSYM yetkililerine ya da sınav salonlarındaki görevlilere fatura kesmepeşindeler. Bu düşünceye sahip insanların, "suçu başkasına atma" savunma mekanizmasından vaz geçmeleri gerekir. Hangi sistem uygulanırsa uygulansın bunun bir sonu yok. Bu nedenle sıkıntı yaşamamak için, aileler sınava girecek çocuklarına sorumluluk bilincini kazandırması ve sınava girecek gençlerde de sorumluluk bilinci olması lazım.

Genel itibariyle toplum olarak sınava geç kalanlara ve onların çıkardıkları seslere odaklanıyoruz. Yaşanılan olayları onlar üzerinden okumaya çalışıyoruz. Bir de sınava vaktinde giren "sessiz bir çoğunluk" var. Vaktinde gelmişler, hiç bir sıkıntı yaşamadan sınav binalarına girip, salondaki yerlerini almışlar. Olaya bu açıdan bakıp değerlendirmek gerekiyor. Kendi sorumsuzluğu nedeniyle, sınava geç kalanlar sınav salonlarına alınsalar, kurala uyanların, evinden erken çıkıp vaktinde gelenlerin mükafatı ne olacak?

Bu dünyada yapılan her şeyin bir bedeli vardır. Herkes yaptığı davranışın bedelini öder. Nasıl ki bir restauranta girip herkes ne yediyse onun karşılığında bedelini ödemek zorunda kalıyorsa. Kebap yemenin bedeli ile makarna yemenin bedeli aynı olmayacağına göre. Sınava vaktinde gelmenin ya da gelmemenin bedeli de aynı olmamalıdır. 

Saniyelerle bir uçağı kaçırdığınız zaman, uçağın pilotuna ya da devlet hava meydanları yetkilisine kızmaya hakkımız yoksa; yks'ye geç kaldığımız zamanda, binadaki görevlilere ya da ÖSYM' ye kızmaya hakkımız yoktur.

Bir kural varsa herkes o kurala uymalı, ayrıca sorumluluk bilinci olan birisi de, "kurallara uyar", geç kalmaz vaktinde gelir zaten. Şunu da unutmamak gerekir ki, sorumluluk bilinci olmayan birisi; bugün sınava geç kalır, yarın memur ya da amir olur işine geç kalır, evlenir evine eşine geç kalır, çocukları olur çocuklarına geç kalır. Sorumsuzluk alışkanlığa dönüşür, bu da davranışlara yansır.

Sebebi ve gerekçesi her ne olursa olsun, böyle bir durumla karşı karşıya kalan ve bu türden davranış sergileyen sorumsuz çocukların, sorumsuzluğunun sorumlusu, onlara küçük yaştan itibaren sorumluluk bilincini veremeyen; sorumsuz aileleridir.

Habere ifade bırak !
Haberle İlişkili Makale
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.