Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

Beyaz Yalan; Sahte İhram!

Suudi Arabistan Yetkilileri tarafından Covid-19 döneminde başlatılan ve bugün de hâlâ devam eden yasaklardan birisi de; erkeklerin zemindeki tavaf alanına girmesinin kısıtlanmasıdır. Alınan karar gereği Beytullah’ın yanında ancak ihramlı olanlar tavaf yapabilir, ihramlı olmayanlar da üst katlarda tavaf yaparlar. Elbette bu yasak sadece erkekler içindir. Kadınlar, Mescid-i Haram’ın farklı yerlerinde Allah’ın evi’ni kolaylıkla tavaf edebilirler. Suudi Arabistan yetkilileri bu kararlarını büyük bir titizlikle uygulayabilmek için, birçok giriş kapısı olan Kabe'de, Mescid-i Haram görevlileri, günlük kıyafetleriyle gelen erkeklerin Kabe'nin bulunduğu zemin kat'a girmesine müsaade etmemektedirler. Bu uygulama dünyanın farklı ülkelerinden hac ya da umre ibadeti yapmak için Mekke'ye gelen insanlar tarafından yadırganmaktadır. Hal böyle olunca da erkekler Kâbe’nin yanında tavaf yapabilmek ve Kabe'ye dokunabilmek için farklı yollara başvurmaktadırlar. Bunların başında da "Sahte ihram" olarak adlandırılan, yani "umreye niyet etmeden sadece kıyafet olarak ihram bezine bürünerek yapılan tavaf" gelmektedir. Yapılan bu uygulama da yeni bir tartışmanın başlamasına sebep olmuştur. Umre için niyetlenildiği zaman giyilmesi şart olan "ihram" kıyafetinin, umre niyeti olmamasına rağmen, sadece Kabe'ye daha yakın olabilmek için giyilen bir kıyafete dönüşmesi ne kadar doğru bir davranış şeklidir? Sorusu, "Umre ibadeti" için Mekke'ye gelen Müslümanların en önemli gündemi olmuştur. Fıkhi kurallara ve din işleri yüksek kurulu açıklamalarına göre nafile tavaf yapmak için ihramlı olma zorunluluğu yoktur. Ancak Suudi Arabistan yetkilileri, Kabe’nin en alt katındaki tavaf yoğunluğunu azaltmak için sadece ihram giymiş erkeklerin bu alana girmesine izin vermesi nedeniyle birçok kişi, üst katlarda zemine göre daha uzun tavaflar yapmak yerine alt katta tavaf yapabilmek için, umre niyeti etmeksizin ihram elbisesi giymektedirler. Olaya ibadetin geçerli olması açısından bakıldığında yapılan Tavafın geçerli olması için kişinin illaki ihram giymesi şart değildir. Yani normal bir kıyafetle de altını ve üstünü usulüne uygun bir şekilde örten bir kişi tavaf yapabilir. Sadece beyaz örtülere bürünerek nafile bir ibadet olan tavafı yerine getirmek, ibadetin sıhhatine bir engel teşkil etmez. Olayın en önemli boyutu ise "ahlaki ve vicdani" olarak olayı ele almaktır. Umreye niyet etmediği halde sadece alt kata girebilmek için ihram giymek, oradaki güvenlik görevlilerini yanıltmak anlamına gelir. İslam alimleri ve bazı din görevlileri, sırf alanı kullanabilmek için "ihramlıymış gibi" davranmanın dürüstlük ilkesiyle tam bağdaşmadığına dikkat çekmektedir. Bununla beraber uygulanan bu yöntem, gerçekten umre ibadetini yapan ve o esnada ihram yasaklarına titizlikle uyan kişilerin işini zorlaştırması, yani mataf alanını gereksiz yere kalabalıklaştırmaya sebep olduğu için "kul hakkına" neden olabilir. Ayrıca aşırı yoğunluktan dolayı, gerçekten "umre niyeti" olan insanların mataf alanına girememe gibi bir durumla karşı karşıya kalmalarına sebebiyet verdiği için de "kul hakkına" girilmiş olabilir. Hem kul hakkının çiğnenmesi hem de yöneticilere itaat etmeyerek, âdeta onları kandırarak bir ibadetin yapılması; ahlaki açıdan önemli bir sorundur. Ayrıca Ulul’emre yani yöneticilere itaati emreden ayeti celile de (Nisâ, 4/59): “İtaat ediniz” emri tekrarlanmadan “ülü’l-emre de” denilmesi, müminlerin kendilerinden olan idarecilere Allah’ın emirleri ile çelişmediği sürece itaat edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Suudi yetkililer böyle bir karar aldılarsa, biz Müslümanların yapması gereken buna riayet etmek olmalıdır. Bu uygulama güvenlik ve düzen amaçlıdır; sırf zemin katta tavaf yapmak için niyet etmeden ihram giymek yerine üst katlarda normal elbiselerle tavaf yapmak daha doğru bir davranıştır. Bu bağlamda; hac ve umre ibadetlerini ziyaretçilerin suhuletle eda edebilmeleri için yetkili makamların kararlarına uymak insani ve İslami bir vazife olarak değerlendirilebilir. Ancak hastalık, yaşlılık ve benzeri sebeplerle mazereti olan kimseler Kâbe’nin yakınında tavaf yapabilmek için ihramlı gibi gözükerek ihram elbisesi giymelerinde bir mahsur olmaz. Sağlığı yerinde ve durumu elverişli olan kimselerin bu yola başvurmaması daha ahlaki ve isabetli bir davranış olur.  Bu konuda hem Diyanet İşleri Başkanlığı Yetkililerinin hem de dini meselelerde ihtisas yapmış hocaların ekseriyatının görüşü açık ve nettir. Kâbe'nin etrafındaki tavaf alanına sadece ihramlıların alınması kuralını geçmek için umreye niyet etmeden "çakma ya da sahte ihram" giymek caiz değildir. Akıllı bir Müslüman, dini meselelerde fetvalardan çıkarımlar yaparken "nefsani duygularla" değil, akıl ve mantık ilkelerine göre yapmalıdır. Çünkü İslam "akıl ve mantık" dinidir İbadetlerde asıl olan niyet ve samimiyet olduğundan, "sırf kapılardaki güvenlik görevlilerini yanıltmak" için böyle bir şeye yönelmek İslam'a ve ahlaka uygun düşmez. Bu kural, sadece normal umrelerini tamamlamış ve umre yapmadıkları günlerde kabenin yanında tavaf yapmaya çalışanlara yönelik alınmış bir tedbirdir. Tavafı aşağıda yapabilmek için "sahte ihram" giyenler! lütfen Allah'tan korkun. Ne olur var olan kuralları çiğneme hevesine kapılmayın. Normal tavaflarınızı üst katlarda yapın, evet belki aşağıya göre biraz daha uzun sürebilir, ama en azından başta kendiniz olmak üzere kimseyi kandırmamış ve de en önemlisi kul hakkına girmemiş olursunuz. İslam inancına göre "kul hakkı" önemli bir prensiptir. Bu bağlamda Kâbe’yi yakından tavaf edeceğim diye gerçekten umreye niyetli ve ihramlı insanların haklarına girmemeye dikkat etmelisiniz. Kabenin yanında tavaf etmeyince Allah'ın sizi göremediğini mi düşünüyorsunuz? Allah sizi her zaman ve heryerde görüyor. Allah'a yakın olmak fiziki olarak, Kabe'ye yakın olmakla değil, gönülden, kalpten samimi bir niyetle ve ihlasla mümkündür. Allah'ın bize yakın olması ise Kur'an-ı Kerim'de "Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf-16) ayeti ile ifade edilmektedir. Her yolcu yola kendi iradesiyle çıktığını sanır. Oysaki bazı yolların sahibi vardır. Kâbe de o yollardan biridir. Nice zenginler vardır, nasip olmaz gidemezler. Nice maddi imkânı olmayanlar vardır, davet gelir giderler. Çünkü orası alelade bir şehir değildir. Yapılan yolculuk ta öylesine bir yolculuk hiç değildir. Kutsal bir çağrıdır... Ve çağrıyı duyan kul bilir... Aslında kendisi gitmemiştir... Götürülmüştür. Belki de bu yüzden büyüklerimiz "Parası olan değil, nasibi olan gider" demişlerdir. Nasibiniz sizi alıp buraya kadar getirdiyse, kıymetini bilip hile karıştırmayın ibadetlerinize. Bunun için değerli dostlar, gelin umre ve tavaf ibadetlerimizi usulüne uygun olarak düzgün bir şekilde yapalım. Zaten 15 - 20 günlük bir umre organizasyonunda en az 4 veya 6 defa umre ibadeti yapıyoruz. Biliyorsunuz ki, Peygamber Efendimiz hayatı boyunca 1 Hac ve 4 Umre ibadeti gerçekleştirmiştir. Allah ömründe en az bir defa "umre ibadeti" için Mekke'ye giden bizlere 4 veya 6 defa umre yapmayı nasip etmiş. Milyarlarca insanın içerisinden seçilip gelmişsiniz. Yani gidenlere nasip olmuş. Allah gitmek isteyenlere de en kısa zamanda nasip etsin. Hem Nafile ibadetlerde sayılara takılmayın, sayı değil, samimiyet önemlidir. İhlas ve dürüstlük önemlidir. Hem insan sevdiğine verdiğini sayar mı? En önemlisi de Allah sizi evine kabul etmiştir. Siz sahte kimlikle içeriye girmeye çalışıyorsunuz. Değerli Müslüman Kardeşlerim! Bazen kurallar bizi üzebilir, canımızı sıkabilir, zora sokabilir. Ne olur "sahte ihram" giymeye tevessül ederek, tavaf ibadetinizin sevaplarını mahvetmeyin. Son yıllarda her yanımız sahtekarlık ve sahtekarlarla doldu, tavaf ibadetine bari sahtekarlık bulaştırmayalım. Tertemiz "nur topu" gibi umre ibadetinize, hile karıştırmayın. İbadetlerinizi düşüncelerinizle ve davranışlarınızla kirletmeyin. Biliyorsunuz sinek küçüktür fakat yiyecek ve içeceklerin içerisinde gördüğümüzde midemiz bulanır. Bu açıdan baktığımızda "Sahte ihramla" tavaf yapmakta ibadetimize gölge düşürebilir. Böyle şaibeli işlerden kaçınmak gerekir. Ayrıca "sahte ihram" giyerek, tavaf yaptığınızda, zaruri olarak "normal ihram" giyen insanlara da suizan edilmesine sebep olmaktasınız. Çünkü etrafınızda baktığınızda herkes ihramlı olarak görüyorsunuz. İster istemez akıllara kim "gerçek" ihramlı? Ya da kimler "sahte" ihramlı? Soruları gelmektedir. Hac ve umre ibadeti için kutsal topraklara gide insanların başında görevli olarak giden, ister Diyanet isterse özel şirketlerin "din görevlileri", eğer bu konuda insanları bilgilendirmez hatta sorumlu olduğunuz insanları bu "sahte ihram" işine "bir şey olmaz" diye bilerek yönlendirirseniz; unutmayın ki, sizin vebaliniz daha ağırdır. Ayrıca bu beldelerin duaların red edilmediği, kabul edildiği yerler olduğunu hatırlatmayı, size saygısızlık olur diye düşünüyorum. Böyle giderse Suudi yetkililer yakında "x- ray cihazları" kurarak "sahte ihram" denetlemesi yapabilirler. Hatta daha da ileri giderek, belkide yapay zekadan yararlanarak kimler umreye niyetli kimler değil diye "niyet okuyuculuğu" yaptırabilirler. Nafile tavafta "Sahte ihram" giyilmesinde İbadetin salahiyatı açısından ve dini açıdan bir sakınca görülmeyebilir. Fakat şüphe içermesi noktasında şaibeli bir durumdur. Rahmetli Alev Alatlı'nın "Her yasal hak, hak değildir" sözünde de vurguladığı gibi, yapılan Tavafın dini açıdan sakıncası olmaması yapılan işin doğru olduğu anlamına gelmez. Çünkü İslam inancının özünde "dürüstlük ve erdem" yer almaktadır.  Müslüman da dürüst olmak zorundadır. Hz. Peygamberimizin en önemli özelliği "emin" olmasıydı. Daha Peygamber olmadan önce "Muhammedü'l-Emîn" olarak bilinmesi ve Peygamber olduktan sonra da, "Din güzel ahlaktır" buyurarak, âdeta İslam dininin "özünü" özetleyen, Hz.Peygamberimizin “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” hadisi ise, inancın ve ibadetlerin nihai amacının "erdemli" bir insan olmak ve toplumsal yaşamda "ahlakı" zirveye taşımak olduğunu göstermektedir. İnsanoğlu başkalarını aldatmaya çalışırken, aslında çoğu zaman kendini aldattığının farkında değildir. Oysaki hakikate giden yol, binbir türlü bahanelerle başkalarını suçlamaktan ve aldatmaktan değil, kendine karşı dürüst olabilmekten geçer. Ortaya konan bahaneler, insanı geçici olarak rahatlatabilir; hakikat ise, insanı kalıcı bir şekilde olgunlaştırır. Haydi Kabe'nin kapılarındaki görevlileri "sahte ihram" giyerek kandırdınız diyelim, ya sizin gizli açık her hâlinizi bilen Allah’ı kandırabilecek misiniz?
Ekleme Tarihi: 27 Temmuz 2026 -Pazartesi

Beyaz Yalan; Sahte İhram!

Suudi Arabistan Yetkilileri tarafından Covid-19 döneminde başlatılan ve bugün de hâlâ devam eden yasaklardan birisi de; erkeklerin zemindeki tavaf alanına girmesinin kısıtlanmasıdır. Alınan karar gereği Beytullah’ın yanında ancak ihramlı olanlar tavaf yapabilir, ihramlı olmayanlar da üst katlarda tavaf yaparlar. Elbette bu yasak sadece erkekler içindir. Kadınlar, Mescid-i Haram’ın farklı yerlerinde Allah’ın evi’ni kolaylıkla tavaf edebilirler. Suudi Arabistan yetkilileri bu kararlarını büyük bir titizlikle uygulayabilmek için, birçok giriş kapısı olan Kabe'de, Mescid-i Haram görevlileri, günlük kıyafetleriyle gelen erkeklerin Kabe'nin bulunduğu zemin kat'a girmesine müsaade etmemektedirler.

Bu uygulama dünyanın farklı ülkelerinden hac ya da umre ibadeti yapmak için Mekke'ye gelen insanlar tarafından yadırganmaktadır. Hal böyle olunca da erkekler Kâbe’nin yanında tavaf yapabilmek ve Kabe'ye dokunabilmek için farklı yollara başvurmaktadırlar.

Bunların başında da "Sahte ihram" olarak adlandırılan, yani "umreye niyet etmeden sadece kıyafet olarak ihram bezine bürünerek yapılan tavaf" gelmektedir. Yapılan bu uygulama da yeni bir tartışmanın başlamasına sebep olmuştur.

Umre için niyetlenildiği zaman giyilmesi şart olan "ihram" kıyafetinin, umre niyeti olmamasına rağmen, sadece Kabe'ye daha yakın olabilmek için giyilen bir kıyafete dönüşmesi ne kadar doğru bir davranış şeklidir? Sorusu, "Umre ibadeti" için Mekke'ye gelen Müslümanların en önemli gündemi olmuştur.

Fıkhi kurallara ve din işleri yüksek kurulu açıklamalarına göre nafile tavaf yapmak için ihramlı olma zorunluluğu yoktur. Ancak Suudi Arabistan yetkilileri, Kabe’nin en alt katındaki tavaf yoğunluğunu azaltmak için sadece ihram giymiş erkeklerin bu alana girmesine izin vermesi nedeniyle birçok kişi, üst katlarda zemine göre daha uzun tavaflar yapmak yerine alt katta tavaf yapabilmek için, umre niyeti etmeksizin ihram elbisesi giymektedirler.

Olaya ibadetin geçerli olması açısından bakıldığında yapılan Tavafın geçerli olması için kişinin illaki ihram giymesi şart değildir. Yani normal bir kıyafetle de altını ve üstünü usulüne uygun bir şekilde örten bir kişi tavaf yapabilir. Sadece beyaz örtülere bürünerek nafile bir ibadet olan tavafı yerine getirmek, ibadetin sıhhatine bir engel teşkil etmez.

Olayın en önemli boyutu ise "ahlaki ve vicdani" olarak olayı ele almaktır. Umreye niyet etmediği halde sadece alt kata girebilmek için ihram giymek, oradaki güvenlik görevlilerini yanıltmak anlamına gelir. İslam alimleri ve bazı din görevlileri, sırf alanı kullanabilmek için "ihramlıymış gibi" davranmanın dürüstlük ilkesiyle tam bağdaşmadığına dikkat çekmektedir.

Bununla beraber uygulanan bu yöntem, gerçekten umre ibadetini yapan ve o esnada ihram yasaklarına titizlikle uyan kişilerin işini zorlaştırması, yani mataf alanını gereksiz yere kalabalıklaştırmaya sebep olduğu için "kul hakkına" neden olabilir. Ayrıca aşırı yoğunluktan dolayı, gerçekten "umre niyeti" olan insanların mataf alanına girememe gibi bir durumla karşı karşıya kalmalarına sebebiyet verdiği için de "kul hakkına" girilmiş olabilir.

Hem kul hakkının çiğnenmesi hem de yöneticilere itaat etmeyerek, âdeta onları kandırarak bir ibadetin yapılması; ahlaki açıdan önemli bir sorundur. Ayrıca Ulul’emre yani yöneticilere itaati emreden ayeti celile de (Nisâ, 4/59): “İtaat ediniz” emri tekrarlanmadan “ülü’l-emre de” denilmesi, müminlerin kendilerinden olan idarecilere Allah’ın emirleri ile çelişmediği sürece itaat edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Suudi yetkililer böyle bir karar aldılarsa, biz Müslümanların yapması gereken buna riayet etmek olmalıdır.

Bu uygulama güvenlik ve düzen amaçlıdır; sırf zemin katta tavaf yapmak için niyet etmeden ihram giymek yerine üst katlarda normal elbiselerle tavaf yapmak daha doğru bir davranıştır.

Bu bağlamda; hac ve umre ibadetlerini ziyaretçilerin suhuletle eda edebilmeleri için yetkili makamların kararlarına uymak insani ve İslami bir vazife olarak değerlendirilebilir. Ancak hastalık, yaşlılık ve benzeri sebeplerle mazereti olan kimseler Kâbe’nin yakınında tavaf yapabilmek için ihramlı gibi gözükerek ihram elbisesi giymelerinde bir mahsur olmaz. Sağlığı yerinde ve durumu elverişli olan kimselerin bu yola başvurmaması daha ahlaki ve isabetli bir davranış olur. 

Bu konuda hem Diyanet İşleri Başkanlığı Yetkililerinin hem de dini meselelerde ihtisas yapmış hocaların ekseriyatının görüşü açık ve nettir. Kâbe'nin etrafındaki tavaf alanına sadece ihramlıların alınması kuralını geçmek için umreye niyet etmeden "çakma ya da sahte ihram" giymek caiz değildir. Akıllı bir Müslüman, dini meselelerde fetvalardan çıkarımlar yaparken "nefsani duygularla" değil, akıl ve mantık ilkelerine göre yapmalıdır. Çünkü İslam "akıl ve mantık" dinidir

İbadetlerde asıl olan niyet ve samimiyet olduğundan, "sırf kapılardaki güvenlik görevlilerini yanıltmak" için böyle bir şeye yönelmek İslam'a ve ahlaka uygun düşmez. Bu kural, sadece normal umrelerini tamamlamış ve umre yapmadıkları günlerde kabenin yanında tavaf yapmaya çalışanlara yönelik alınmış bir tedbirdir.

Tavafı aşağıda yapabilmek için "sahte ihram" giyenler! lütfen Allah'tan korkun. Ne olur var olan kuralları çiğneme hevesine kapılmayın. Normal tavaflarınızı üst katlarda yapın, evet belki aşağıya göre biraz daha uzun sürebilir, ama en azından başta kendiniz olmak üzere kimseyi kandırmamış ve de en önemlisi kul hakkına girmemiş olursunuz. İslam inancına göre "kul hakkı" önemli bir prensiptir. Bu bağlamda Kâbe’yi yakından tavaf edeceğim diye gerçekten umreye niyetli ve ihramlı insanların haklarına girmemeye dikkat etmelisiniz.

Kabenin yanında tavaf etmeyince Allah'ın sizi göremediğini mi düşünüyorsunuz? Allah sizi her zaman ve heryerde görüyor. Allah'a yakın olmak fiziki olarak, Kabe'ye yakın olmakla değil, gönülden, kalpten samimi bir niyetle ve ihlasla mümkündür. Allah'ın bize yakın olması ise Kur'an-ı Kerim'de "Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf-16) ayeti ile ifade edilmektedir.

Her yolcu yola kendi iradesiyle çıktığını sanır. Oysaki bazı yolların sahibi vardır. Kâbe de o yollardan biridir. Nice zenginler vardır, nasip olmaz gidemezler. Nice maddi imkânı olmayanlar vardır, davet gelir giderler. Çünkü orası alelade bir şehir değildir. Yapılan yolculuk ta öylesine bir yolculuk hiç değildir. Kutsal bir çağrıdır... Ve çağrıyı duyan kul bilir... Aslında kendisi gitmemiştir... Götürülmüştür. Belki de bu yüzden büyüklerimiz "Parası olan değil, nasibi olan gider" demişlerdir. Nasibiniz sizi alıp buraya kadar getirdiyse, kıymetini bilip hile karıştırmayın ibadetlerinize.

Bunun için değerli dostlar, gelin umre ve tavaf ibadetlerimizi usulüne uygun olarak düzgün bir şekilde yapalım. Zaten 15 - 20 günlük bir umre organizasyonunda en az 4 veya 6 defa umre ibadeti yapıyoruz. Biliyorsunuz ki, Peygamber Efendimiz hayatı boyunca 1 Hac ve 4 Umre ibadeti gerçekleştirmiştir. Allah ömründe en az bir defa "umre ibadeti" için Mekke'ye giden bizlere 4 veya 6 defa umre yapmayı nasip etmiş. Milyarlarca insanın içerisinden seçilip gelmişsiniz. Yani gidenlere nasip olmuş. Allah gitmek isteyenlere de en kısa zamanda nasip etsin. Hem Nafile ibadetlerde sayılara takılmayın, sayı değil, samimiyet önemlidir. İhlas ve dürüstlük önemlidir. Hem insan sevdiğine verdiğini sayar mı?

En önemlisi de Allah sizi evine kabul etmiştir. Siz sahte kimlikle içeriye girmeye çalışıyorsunuz.

Değerli Müslüman Kardeşlerim!

Bazen kurallar bizi üzebilir, canımızı sıkabilir, zora sokabilir.

Ne olur "sahte ihram" giymeye tevessül ederek, tavaf ibadetinizin sevaplarını mahvetmeyin.

Son yıllarda her yanımız sahtekarlık ve sahtekarlarla doldu, tavaf ibadetine bari sahtekarlık bulaştırmayalım.

Tertemiz "nur topu" gibi umre ibadetinize, hile karıştırmayın.

İbadetlerinizi düşüncelerinizle ve davranışlarınızla kirletmeyin.

Biliyorsunuz sinek küçüktür fakat yiyecek ve içeceklerin içerisinde gördüğümüzde midemiz bulanır. Bu açıdan baktığımızda "Sahte ihramla" tavaf yapmakta ibadetimize gölge düşürebilir. Böyle şaibeli işlerden kaçınmak gerekir.

Ayrıca "sahte ihram" giyerek, tavaf yaptığınızda, zaruri olarak "normal ihram" giyen insanlara da suizan edilmesine sebep olmaktasınız. Çünkü etrafınızda baktığınızda herkes ihramlı olarak görüyorsunuz. İster istemez akıllara kim "gerçek" ihramlı? Ya da kimler "sahte" ihramlı? Soruları gelmektedir.

Hac ve umre ibadeti için kutsal topraklara gide insanların başında görevli olarak giden, ister Diyanet isterse özel şirketlerin "din görevlileri", eğer bu konuda insanları bilgilendirmez hatta sorumlu olduğunuz insanları bu "sahte ihram" işine "bir şey olmaz" diye bilerek yönlendirirseniz; unutmayın ki, sizin vebaliniz daha ağırdır. Ayrıca bu beldelerin duaların red edilmediği, kabul edildiği yerler olduğunu hatırlatmayı, size saygısızlık olur diye düşünüyorum.

Böyle giderse Suudi yetkililer yakında "x- ray cihazları" kurarak "sahte ihram" denetlemesi yapabilirler. Hatta daha da ileri giderek, belkide yapay zekadan yararlanarak kimler umreye niyetli kimler değil diye "niyet okuyuculuğu" yaptırabilirler.

Nafile tavafta "Sahte ihram" giyilmesinde İbadetin salahiyatı açısından ve dini açıdan bir sakınca görülmeyebilir. Fakat şüphe içermesi noktasında şaibeli bir durumdur. Rahmetli Alev Alatlı'nın "Her yasal hak, hak değildir" sözünde de vurguladığı gibi, yapılan Tavafın dini açıdan sakıncası olmaması yapılan işin doğru olduğu anlamına gelmez. Çünkü İslam inancının özünde "dürüstlük ve erdem" yer almaktadır.  Müslüman da dürüst olmak zorundadır.

Hz. Peygamberimizin en önemli özelliği "emin" olmasıydı. Daha Peygamber olmadan önce "Muhammedü'l-Emîn" olarak bilinmesi ve Peygamber olduktan sonra da, "Din güzel ahlaktır" buyurarak, âdeta İslam dininin "özünü" özetleyen, Hz.Peygamberimizin “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” hadisi ise, inancın ve ibadetlerin nihai amacının "erdemli" bir insan olmak ve toplumsal yaşamda "ahlakı" zirveye taşımak olduğunu göstermektedir.

İnsanoğlu başkalarını aldatmaya çalışırken, aslında çoğu zaman kendini aldattığının farkında değildir. Oysaki hakikate giden yol, binbir türlü bahanelerle başkalarını suçlamaktan ve aldatmaktan değil, kendine karşı dürüst olabilmekten geçer. Ortaya konan bahaneler, insanı geçici olarak rahatlatabilir; hakikat ise, insanı kalıcı bir şekilde olgunlaştırır.

Haydi Kabe'nin kapılarındaki görevlileri "sahte ihram" giyerek kandırdınız diyelim, ya sizin gizli açık her hâlinizi bilen Allah’ı kandırabilecek misiniz?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.