Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

Öğretmenim Önlüğün Nerede?

Öğretmenlik, bireylerin bilgi, beceri ve değerlerini geliştirmelerine rehberlik eden, eğitsel ve toplumsal sorumluluğu olan bir meslektir. Öğretmenler, yalnızca bilgi aktaran kişiler değil, aynı zamanda öğrencilerin kişisel, sosyal ve duygusal gelişimlerini destekleyen rehberlerdir. Öğretmenlik mesleği, sabır, sevgi, sorumluluk ve fedakârlık gerektiren kutsal bir meslektir. Bir öğretmen, öğrencilerin hayatına dokunarak onların geleceklerini şekillendirmelerine yardımcı olur. Öğretmenin temel görevi; Sadece bilgi aktarmak değil, öğrencilere rehberlik yapmak, onlara değer kazandırmak ve öğrencilerin davranışlarını olumlu yönde kanalize etmektir. Öğretmen, bir çocukda davranış değişikliği kazandırabilecek, en önemli unsurdur. Bir bahçıvan gibi, özenle yetiştirmeli çocukları. Budanması gereken yanlış davranışları budamalı, filiz vermesi gereken dalların filizlenmesi için ise o dallara yol vermelidir. Kendisine teslim edilen çocukların olumsuz yönlerini törpülerken, olumlu yönlerini keşfedip filizlenip yeşermesine imkan sağlamalıdır.  Öğretmen, sadece sınıfta öğretmen değildir. Öğretmen caddede - sokakta, yolda - trafikte, çarşıda - pazarda, kasapta - manavda, markette - bakkalda, dağda - bayırda, gölde- denizde, piknikte - panayırda, evde - apartmanda kısacası öğretmen her yerde öğretmendir. Bu yönüyle öğretmen her yerde tavır ve davranışlarına, söz ve eylemlerine dikkat etmek zorundadır. Çünkü hem öğrencileri ile hemde velileri ya da normal vatandaşlarla her an karşı karşıya gelme durumları vardır. Özellikle öğrencileri onları sadece sınıfta değil, sınıf dışı ortamlarda da saygı duyulacak bir pozisyonda görmeleri daha doğru olur. Günümüz dijital dünyasında, öğretmenler sadece normal toplumsal hayatta değil, aynı zamanda dijital ortamlarda da paylaşımlarına dikkat etmek zorundalar. Çünkü öğrenciler her yerde. Bir öğretmen normal hayatta öğrencilerinin yanında düzgün giyindiği gibi, sosyal medya paylaşımlarında da düzgün giyinimli olmalı. Normal hayatta öğrencilerinin göreceği yerlerde sigara ve alkol tüketmediği gibi, dijital ortamlarda da elinde sigaralı ve alkol masalarında çekilmiş fotoğraf paylaşımlarında bulunmamalıdır. Normal hayatta küfür ve argo kelimeler kullanmadığı gibi, sosyal medya platformlarında da küfürsüz ve argosuz paylaşımlar yapmaya özen göstermelidir.  Öğretmen sadece öğrencilerin öğretmeni değildir. Öğretmen; velinin, delinin, yürüyenin, koşanın, mahallenin, apartmanın, sokağın, kısacası öğretmen herkesin öğretmenidir.Dolayısıyla her zaman her yerde; giyimine, kuşamına, söz ve davranışlarına dikkat etmeli, öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve onuruna halel getirecek eylemlerden uzak durmalıdır.  Öğretmenlik mesleğini seçen arkadaşlar, bu ilkeleri ve hassasiyeti bilerek, bu mesleği seçmeleri gerekir. Bu mesleğin gereğini yerine getiremeyeceklerse seçmemeliler. Mesleğin kurallarını değil, kendilerini değiştirmeliler. Her mesleğin kendine özgü normları vardır. Öğretmenlik mesleği, icra edilecek meslekler içerisinde en özel ve en değerli meslektir. Bu açıdan bu mesleğin hakkını verebilecek olanlar bu yükün altına girmeliler. "Ben hem öğretmenlik yaparım, hem de istediğim gibi giyinir, istediğim gibi konuşurum" demek çok insani bir düşünce tarzı değildir. Bu mesleğe uygun değilseniz bırakınız, bunu layıkıyla yapabilecek olanlar gelsinler. Sırada bekleyen on binlerce öğretmen adayı var. Mutlaka içlerinden, bu mesleğin hakkını tüm yönleriyle verebilecek birileri çıkar diye düşünüyorum.   Tabi burada bugün kılık kıyafet ve öz bakım becerileri konusunda öğretmenleri eleştirirken, dün öğretmenlerin var olan düzenini, "sivil iteatsizlik" adı altında bir takım uygulamalarla bozan, öğrencilere ve eğitimcilere serbest kıyafet uygulamasını getiren, geçmiş dönem bürokratlarını ve bakanlarını da unutmamak gerekiyor. Bunlar yapmış oldukları uygulamalarla, tabir caizse, eğitim sisteminin temeline "dinamit" koydular. Bu dinamitler öyle bir patladı ki, eğitim sistemi darmadağın oldu. Yıkılan sistem bir daha belini doğrultamadı. Öyleki atanan her Millî Eğitim Bakanı, ilk açıklamasında "bu şekilde olmaz, bu sistem değişmeli" diye beyanat verdiler. Fakat hiçbirisi eğitim kurumlarını bırakın geliştirmeyi, eski rayına bile oturtamadılar. Var olan kurulu düzeni bozmak çok kolaydır. Çünkü insanoğlunun fıtratında "rahata meyletmek" vardır. Verilen en küçük bir taviz, başka bir tavizi doğurur. Taviz verile verile, kar topu gibi yuvarlana yuvarlana kocaman bir kar kütlesi hâline dönüştü. Şimdi bu kar kütlesini eritmek, sorunları çözmek istiyorsun, başta bu kütlenin içerisinde yer alanlar bunun çözülmesini istemiyorlar. İsyan içeriden başlayınca susturmak ve bastırmak daha da zorlaşıyor. Hele hele zaten çocukluk yıllarından başlayıp, okul sıralarında da serbest kıyafetlerle okuyarak öğretmen olan birisini, o kıyafet disipliline sokmak oldukça zordur. Yıllar önce Kaymakamlık ve İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü'nün daveti üzerine konferans vermek için bir ilçeye gitmiştim. İlçe Millî Eğitim Müdürü ile sohbet ederken, konu ister istemez kılık kıyafet üzerine yoğunlaştı. Millî Eğitim Müdürünün paylaştığı bilgiyi, konuyla direk alakası olduğu için bende sizlerle paylaşmak istiyorum. Müdür bey, okul idarecileri ve öğretmenlerle eğitim yılının başında bir toplantı yapıyor. Müdür bey toplantıda "Arkadaşlar kılık kıyafetinize dikkat edin, sınıfa girerken öğretmen mesleğinin saygınlığına zarar vermemek adına, öğretmene yakışır bir şekilde giyinin" diyor. Toplantı bittikten sonra öğretmenlerden bir tanesi " hocam özel konuşabilir miyiz?" diyor. Müdür bey "tabii ki" deyip müdürün odasına geçiyorlar. Öğretmen, İlçe Milli Eğitim Müdürüne "hocam öğretmene yakışır kılık kıyafetten neyi kastettiniz" diyor. Müdür bey, kıyafetlerin nasıl olacağını anlatıyor. Öğretmenin cevabı enteresan "hocam diyor benim öyle sizin anlattığınız gibi hiç kıyafetlerim yok" diyor. Müdür bey diyor ki bana "hocam zaten toplantıya da "motorcu kıyafeti" gibi bir kıyafetle gelmiş. Düşünebiliyor musunuz? Öğretmen olmuş, okurken de öğretmen olacağını biliyor. Ama öğretmene yakışır bir kıyafet edinmeyi düşünememiş. Çünkü öğretmenlik mesleğini içselleştirememiş. Şimdi siz bu insandan "önlükle" derse girmesini bekleyeceksiniz. Bir insanın içerisinde öğretmenlik yoksa, dışarısında önlük olması bir anlam ifade etmez. Bir beyaz önlük, bütün ayıpları örtmeye yetmez.  Öğretmen sadece bilgiyi öğretmez. Öğretmen; yemeyi içmeyi, giyinmeyi, yürümeyi, dürüstlüğü, ahlakı, adaleti, sevgiyi, saygıyı, israf etmemeyi, düzgün konuşmayı, başkasına zarar vermemeyi, paylaşmayı, vatan ve millet sevgisini kısacası, öğretmen "hayatı" öğretir.  Öğretmen önce kendisi öğrenir, önce kendisi uygular, kendisi yaşar, sonra karşısındakilere öğretir. Çünkü öğretmen bilir ki, "Nefsini ıslah edemeyen, bir başkasını ıslah edemez." Öğretmen sadece öğreten değil, hem öğrenen hem de öğretendir. Bunun için önce kendinden başlar öğretmen, öğretmeye.  Ne okul sıradan bir işyeridir, ne de öğretmenlik sıradan bir meslektir. Bu açıdan öğretmenlik mesleğini seçecek kişiler bu gerçeği bilerek seçmeliler. Eğitim öğretim ciddiyetsizlik kaldırmaz, çünkü sonuçları geleceğimiz olan gençleri etkiliyor. Son günlerde gündeme gelen ve toplumun farklı kesimleri tarafından, önlük konusunun ideolojik çıkarlar uğruna gereğinden fazla gündemleştirilmesini yerinde görmüyorum. Çünkü öğretmen milli ve manevi değerler açısından kendini yetiştirememişse, önlük tek başına bütün ayıpları örtmeye yetmez. Öğretmenlik mesleğinin değeri, kullanılan kıyafet üzerinden değil; ortaya konulan emek, üstlenilen sorumluluk ve eğitime yapılan katkı üzerinden değerlendirilmelidir.  Bununla birlikte, mesleğe uygun, düzenli ve özenli bir görünümün de profesyonel duruşun tamamlayıcı bir unsuru olduğu göz ardı edilmemelidir. Ayrıca öğretmenlerin derslere önlük giyerek girmeleri yeni bir uygulama değildir. Yıllardır uygulanan bir uygulamaydı.  Özetle; Öğretmenlik, sadece bilgi aktarmak değil, aynı zamanda rehberlik etmek, değer kazandırmak ve rol model olmak gibi çok yönlü sorumluluk gerektiren kutsal bir meslektir. İyi bir öğretmen; bilgili, sabırlı, adil, iletişimi güçlü, üretken, sorumluluk sahibi ve motivasyon sağlayan bir kişidir. Öğretmenin sahip olduğu bu özellikler, öğrencilerin hem akademik hem de kişisel gelişiminde belirleyici rol oynar. Netice itibariyle, bugün eğitimdeki mesele ne önlük ne de öğrenci. Asıl mesele sistemin baştan aşağı yenilenmesi gerekiyor. Öğretmenlik mesleğinin eski saygınlığını kazanabilmesi için gerekli çalışmalar ivedilikle yapılmalıdır. Bu mesleği yapacak kişilerde olması gereken nitelikleri tek tek, açık ve net bir şekilde belirleyip yazarsanız; öğretmen olmak isteyenlerde kendilerini ona göre yetiştirirler. Oyunun kuralını, yani öğretmenlik mesleğinin ilkelerini en baştan belirlemelisiniz. Öğretmen olmak isteyen birisi, çocukluk yıllarından itibaren, bu şartları bilerek, kendini ona göre yetiştirmeli ve ona göre hazırlık yapmalıdır. Tıpkı askerlik mesleğinde olduğu gibi. Büyünce askerlik mesleğini yapmak isteyen, yani Genel Kurmay Başkanlığı bünyesinde, herhangi bir görev almak isteyen çocuk, kendini ona göre hazırlamaktadır. Bu hazırlanış aynı zamanda, o mesleğe ve üniformaya duyduğu saygıyı da beraberinde getirmektedir. Bu mesleğe hazırlanan çocuk, o mesleğin giyim kuşamından tutun, hâl ve hareketlerine varana kadar, tüm özelliklerini içselleştirip, benimsemektedir. Mesleğe girdikten sonra da, "ben bu üniformayı giymem", "bu kurallara uymam" gibi bir düşüncenin içerisine girmemektedir. Olay net, oyun belli, kurallar belli; bu oyunu oynamak isteyenler, bilerek, isteyerek bu oyuna girmektedirler. İnsanlarla daha çocukluk yıllarından itibaren karşı karşıya gelinen, bir çocuğun şekillenmesinde ve yetişmesinde önemli bir yere sahip olan öğretmenlik mesleğininde, çok net kuralları olmalı, bu kurallar hiçbir siyasi, ideolojik ve şahsi ihtiraslara kurban edilmemelidir. Hatta iktidarlar değişse de, Millî Eğitimin ve öğretmenlik mesleğinin ilkeleri oldu bittiye getirilip değişmemelidir. Çünkü eğitim işi, prensipleri ve ilkeleri olan ciddi bir iştir. Öyle "ben yaptım oldu" diyerek, oldu bittiye getirilecek kadar basit bir şey değildir.  Öğretmen, sadece bir çocuğun değil, bir ailenin ve aynı zamanda bir toplumun yetişmesine öncülük etmektedir. Dolayısıyla eğitim kurumu bir toplumun varlığını devam ettirebilmesi açısından en az, o toplumun milli savunma sistemi kadar önemlidir.  Son söz; Bu ülkenin eğitim sisteminde ki, en büyük sorun öğretmenlerin önlük giyip giymemesi değil, öğretmene yakışır bir duruşun, ahlaki değerlerin, milli ve manevi duyguların yok olmasıdır. 
Ekleme Tarihi: 14 Eylül 2026 -Pazartesi

Öğretmenim Önlüğün Nerede?

Öğretmenlik, bireylerin bilgi, beceri ve değerlerini geliştirmelerine rehberlik eden, eğitsel ve toplumsal sorumluluğu olan bir meslektir. Öğretmenler, yalnızca bilgi aktaran kişiler değil, aynı zamanda öğrencilerin kişisel, sosyal ve duygusal gelişimlerini destekleyen rehberlerdir.

Öğretmenlik mesleği, sabır, sevgi, sorumluluk ve fedakârlık gerektiren kutsal bir meslektir. Bir öğretmen, öğrencilerin hayatına dokunarak onların geleceklerini şekillendirmelerine yardımcı olur.

Öğretmenin temel görevi; Sadece bilgi aktarmak değil, öğrencilere rehberlik yapmak, onlara değer kazandırmak ve öğrencilerin davranışlarını olumlu yönde kanalize etmektir. Öğretmen, bir çocukda davranış değişikliği kazandırabilecek, en önemli unsurdur. Bir bahçıvan gibi, özenle yetiştirmeli çocukları. Budanması gereken yanlış davranışları budamalı, filiz vermesi gereken dalların filizlenmesi için ise o dallara yol vermelidir. Kendisine teslim edilen çocukların olumsuz yönlerini törpülerken, olumlu yönlerini keşfedip filizlenip yeşermesine imkan sağlamalıdır. 

Öğretmen, sadece sınıfta öğretmen değildir. Öğretmen caddede - sokakta, yolda - trafikte, çarşıda - pazarda, kasapta - manavda, markette - bakkalda, dağda - bayırda, gölde- denizde, piknikte - panayırda, evde - apartmanda kısacası öğretmen her yerde öğretmendir. Bu yönüyle öğretmen her yerde tavır ve davranışlarına, söz ve eylemlerine dikkat etmek zorundadır. Çünkü hem öğrencileri ile hemde velileri ya da normal vatandaşlarla her an karşı karşıya gelme durumları vardır. Özellikle öğrencileri onları sadece sınıfta değil, sınıf dışı ortamlarda da saygı duyulacak bir pozisyonda görmeleri daha doğru olur.

Günümüz dijital dünyasında, öğretmenler sadece normal toplumsal hayatta değil, aynı zamanda dijital ortamlarda da paylaşımlarına dikkat etmek zorundalar. Çünkü öğrenciler her yerde. Bir öğretmen normal hayatta öğrencilerinin yanında düzgün giyindiği gibi, sosyal medya paylaşımlarında da düzgün giyinimli olmalı. Normal hayatta öğrencilerinin göreceği yerlerde sigara ve alkol tüketmediği gibi, dijital ortamlarda da elinde sigaralı ve alkol masalarında çekilmiş fotoğraf paylaşımlarında bulunmamalıdır. Normal hayatta küfür ve argo kelimeler kullanmadığı gibi, sosyal medya platformlarında da küfürsüz ve argosuz paylaşımlar yapmaya özen göstermelidir. 

Öğretmen sadece öğrencilerin öğretmeni değildir. Öğretmen; velinin, delinin, yürüyenin, koşanın, mahallenin, apartmanın, sokağın, kısacası öğretmen herkesin öğretmenidir.Dolayısıyla her zaman her yerde; giyimine, kuşamına, söz ve davranışlarına dikkat etmeli, öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve onuruna halel getirecek eylemlerden uzak durmalıdır. 

Öğretmenlik mesleğini seçen arkadaşlar, bu ilkeleri ve hassasiyeti bilerek, bu mesleği seçmeleri gerekir. Bu mesleğin gereğini yerine getiremeyeceklerse seçmemeliler. Mesleğin kurallarını değil, kendilerini değiştirmeliler. Her mesleğin kendine özgü normları vardır. Öğretmenlik mesleği, icra edilecek meslekler içerisinde en özel ve en değerli meslektir. Bu açıdan bu mesleğin hakkını verebilecek olanlar bu yükün altına girmeliler. "Ben hem öğretmenlik yaparım, hem de istediğim gibi giyinir, istediğim gibi konuşurum" demek çok insani bir düşünce tarzı değildir. Bu mesleğe uygun değilseniz bırakınız, bunu layıkıyla yapabilecek olanlar gelsinler. Sırada bekleyen on binlerce öğretmen adayı var. Mutlaka içlerinden, bu mesleğin hakkını tüm yönleriyle verebilecek birileri çıkar diye düşünüyorum.  

Tabi burada bugün kılık kıyafet ve öz bakım becerileri konusunda öğretmenleri eleştirirken, dün öğretmenlerin var olan düzenini, "sivil iteatsizlik" adı altında bir takım uygulamalarla bozan, öğrencilere ve eğitimcilere serbest kıyafet uygulamasını getiren, geçmiş dönem bürokratlarını ve bakanlarını da unutmamak gerekiyor. Bunlar yapmış oldukları uygulamalarla, tabir caizse, eğitim sisteminin temeline "dinamit" koydular. Bu dinamitler öyle bir patladı ki, eğitim sistemi darmadağın oldu. Yıkılan sistem bir daha belini doğrultamadı. Öyleki atanan her Millî Eğitim Bakanı, ilk açıklamasında "bu şekilde olmaz, bu sistem değişmeli" diye beyanat verdiler. Fakat hiçbirisi eğitim kurumlarını bırakın geliştirmeyi, eski rayına bile oturtamadılar. Var olan kurulu düzeni bozmak çok kolaydır. Çünkü insanoğlunun fıtratında "rahata meyletmek" vardır. Verilen en küçük bir taviz, başka bir tavizi doğurur.

Taviz verile verile, kar topu gibi yuvarlana yuvarlana kocaman bir kar kütlesi hâline dönüştü. Şimdi bu kar kütlesini eritmek, sorunları çözmek istiyorsun, başta bu kütlenin içerisinde yer alanlar bunun çözülmesini istemiyorlar. İsyan içeriden başlayınca susturmak ve bastırmak daha da zorlaşıyor. Hele hele zaten çocukluk yıllarından başlayıp, okul sıralarında da serbest kıyafetlerle okuyarak öğretmen olan birisini, o kıyafet disipliline sokmak oldukça zordur.

Yıllar önce Kaymakamlık ve İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü'nün daveti üzerine konferans vermek için bir ilçeye gitmiştim. İlçe Millî Eğitim Müdürü ile sohbet ederken, konu ister istemez kılık kıyafet üzerine yoğunlaştı. Millî Eğitim Müdürünün paylaştığı bilgiyi, konuyla direk alakası olduğu için bende sizlerle paylaşmak istiyorum. Müdür bey, okul idarecileri ve öğretmenlerle eğitim yılının başında bir toplantı yapıyor. Müdür bey toplantıda "Arkadaşlar kılık kıyafetinize dikkat edin, sınıfa girerken öğretmen mesleğinin saygınlığına zarar vermemek adına, öğretmene yakışır bir şekilde giyinin" diyor. Toplantı bittikten sonra öğretmenlerden bir tanesi " hocam özel konuşabilir miyiz?" diyor. Müdür bey "tabii ki" deyip müdürün odasına geçiyorlar. Öğretmen, İlçe Milli Eğitim Müdürüne "hocam öğretmene yakışır kılık kıyafetten neyi kastettiniz" diyor. Müdür bey, kıyafetlerin nasıl olacağını anlatıyor. Öğretmenin cevabı enteresan "hocam diyor benim öyle sizin anlattığınız gibi hiç kıyafetlerim yok" diyor. Müdür bey diyor ki bana "hocam zaten toplantıya da "motorcu kıyafeti" gibi bir kıyafetle gelmiş. Düşünebiliyor musunuz? Öğretmen olmuş, okurken de öğretmen olacağını biliyor. Ama öğretmene yakışır bir kıyafet edinmeyi düşünememiş. Çünkü öğretmenlik mesleğini içselleştirememiş. Şimdi siz bu insandan "önlükle" derse girmesini bekleyeceksiniz.

Bir insanın içerisinde öğretmenlik yoksa, dışarısında önlük olması bir anlam ifade etmez. Bir beyaz önlük, bütün ayıpları örtmeye yetmez. 

Öğretmen sadece bilgiyi öğretmez. Öğretmen; yemeyi içmeyi, giyinmeyi, yürümeyi, dürüstlüğü, ahlakı, adaleti, sevgiyi, saygıyı, israf etmemeyi, düzgün konuşmayı, başkasına zarar vermemeyi, paylaşmayı, vatan ve millet sevgisini kısacası, öğretmen "hayatı" öğretir. 

Öğretmen önce kendisi öğrenir, önce kendisi uygular, kendisi yaşar, sonra karşısındakilere öğretir. Çünkü öğretmen bilir ki, "Nefsini ıslah edemeyen, bir başkasını ıslah edemez." Öğretmen sadece öğreten değil, hem öğrenen hem de öğretendir. Bunun için önce kendinden başlar öğretmen, öğretmeye. 

Ne okul sıradan bir işyeridir, ne de öğretmenlik sıradan bir meslektir. Bu açıdan öğretmenlik mesleğini seçecek kişiler bu gerçeği bilerek seçmeliler. Eğitim öğretim ciddiyetsizlik kaldırmaz, çünkü sonuçları geleceğimiz olan gençleri etkiliyor.

Son günlerde gündeme gelen ve toplumun farklı kesimleri tarafından, önlük konusunun ideolojik çıkarlar uğruna gereğinden fazla gündemleştirilmesini yerinde görmüyorum. Çünkü öğretmen milli ve manevi değerler açısından kendini yetiştirememişse, önlük tek başına bütün ayıpları örtmeye yetmez. Öğretmenlik mesleğinin değeri, kullanılan kıyafet üzerinden değil; ortaya konulan emek, üstlenilen sorumluluk ve eğitime yapılan katkı üzerinden değerlendirilmelidir. 

Bununla birlikte, mesleğe uygun, düzenli ve özenli bir görünümün de profesyonel duruşun tamamlayıcı bir unsuru olduğu göz ardı edilmemelidir. Ayrıca öğretmenlerin derslere önlük giyerek girmeleri yeni bir uygulama değildir. Yıllardır uygulanan bir uygulamaydı. 

Özetle; Öğretmenlik, sadece bilgi aktarmak değil, aynı zamanda rehberlik etmek, değer kazandırmak ve rol model olmak gibi çok yönlü sorumluluk gerektiren kutsal bir meslektir. İyi bir öğretmen; bilgili, sabırlı, adil, iletişimi güçlü, üretken, sorumluluk sahibi ve motivasyon sağlayan bir kişidir. Öğretmenin sahip olduğu bu özellikler, öğrencilerin hem akademik hem de kişisel gelişiminde belirleyici rol oynar.

Netice itibariyle, bugün eğitimdeki mesele ne önlük ne de öğrenci. Asıl mesele sistemin baştan aşağı yenilenmesi gerekiyor. Öğretmenlik mesleğinin eski saygınlığını kazanabilmesi için gerekli çalışmalar ivedilikle yapılmalıdır. Bu mesleği yapacak kişilerde olması gereken nitelikleri tek tek, açık ve net bir şekilde belirleyip yazarsanız; öğretmen olmak isteyenlerde kendilerini ona göre yetiştirirler. Oyunun kuralını, yani öğretmenlik mesleğinin ilkelerini en baştan belirlemelisiniz. Öğretmen olmak isteyen birisi, çocukluk yıllarından itibaren, bu şartları bilerek, kendini ona göre yetiştirmeli ve ona göre hazırlık yapmalıdır. Tıpkı askerlik mesleğinde olduğu gibi. Büyünce askerlik mesleğini yapmak isteyen, yani Genel Kurmay Başkanlığı bünyesinde, herhangi bir görev almak isteyen çocuk, kendini ona göre hazırlamaktadır. Bu hazırlanış aynı zamanda, o mesleğe ve üniformaya duyduğu saygıyı da beraberinde getirmektedir.

Bu mesleğe hazırlanan çocuk, o mesleğin giyim kuşamından tutun, hâl ve hareketlerine varana kadar, tüm özelliklerini içselleştirip, benimsemektedir. Mesleğe girdikten sonra da, "ben bu üniformayı giymem", "bu kurallara uymam" gibi bir düşüncenin içerisine girmemektedir. Olay net, oyun belli, kurallar belli; bu oyunu oynamak isteyenler, bilerek, isteyerek bu oyuna girmektedirler.

İnsanlarla daha çocukluk yıllarından itibaren karşı karşıya gelinen, bir çocuğun şekillenmesinde ve yetişmesinde önemli bir yere sahip olan öğretmenlik mesleğininde, çok net kuralları olmalı, bu kurallar hiçbir siyasi, ideolojik ve şahsi ihtiraslara kurban edilmemelidir. Hatta iktidarlar değişse de, Millî Eğitimin ve öğretmenlik mesleğinin ilkeleri oldu bittiye getirilip değişmemelidir.

Çünkü eğitim işi, prensipleri ve ilkeleri olan ciddi bir iştir. Öyle "ben yaptım oldu" diyerek, oldu bittiye getirilecek kadar basit bir şey değildir. 

Öğretmen, sadece bir çocuğun değil, bir ailenin ve aynı zamanda bir toplumun yetişmesine öncülük etmektedir. Dolayısıyla eğitim kurumu bir toplumun varlığını devam ettirebilmesi açısından en az, o toplumun milli savunma sistemi kadar önemlidir. 

Son söz; Bu ülkenin eğitim sisteminde ki, en büyük sorun öğretmenlerin önlük giyip giymemesi değil, öğretmene yakışır bir duruşun, ahlaki değerlerin, milli ve manevi duyguların yok olmasıdır. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.