Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

İnsanın, Onur ve Şerefi Olmalı!

Biat etmek; insanın kendi aklını ve sorgulama gücünü geri plana itip, bir kişinin eylem ve söylemlerini sorgulamadan doğru kabul etmesidir. Bu kişi bir siyasi lider, bir din adamı, bir yazar ya da bir sanatçı olabilir. Biat kültürü "ideolojik körlük" hâline dönüşmemelidir. İnsan bazen karşısındaki kişiden etkilenebilir... Duygularına kapılır, hayranlık duyar, güvenmek ister. Ama bu, her söyleneni doğru, her yapılanı makbul görmek anlamına gelmemeli. Çünkü, herkes yanılabilir. Çünkü, İnsan beşerdir, şaşar, ayakları doğru yoldan kayabilir.  Bunun için önemli olan insanın; Aklını ve mantığını kullanması lazım. Düşünüp iyice değerlendirmeli. Sorup sorgulaması gerekir. Duygular insanı yanıltabilir, kalp etkilenebilir, zihin dünyası alt üst olabilir. Ama akıl, doğruyu yanlıştan ayırmak için en sağlam ölçü, âdil bir terazidir. Kısacası;Kim olursa olsun, kim ne söylerse söylesin.. Aklınızın süzgecinden geçirmeyi ihmal etmeyin... İnsan olarak doğmak elinizde değildi. Mademki, insan olarak dünyaya geldiniz, insan olmayı ve insan kalmayı başarabilin. İnsan olmanın onuruyla yaşayın. Üç beş marka paçavra kıyafet giyeceğiz diye, Lüks arabalara bineceğiz diye, Görkemli otellerde tatil yapacağız diye, Işıltılı mekanlarda latte kahve içeceğiz diye, Akranlarımıza karşı biraz havamız olsun diye, Sosyal medya mecralarında bir kaç havalı fotoğrafları paylaşabilmek için,  Bir adım öne çıkabilmek, bir anlık hazlar için şahsiyetinizi geride bıraktığınız zaman,  Onurunuzdan, insanlığınızdan, şeref ve haysiyetinizden taviz verip, insan olmanın onurunu ayaklar altına aldığınız takdirde, Siz, kullanıp atılan, plastik kaplardan, tek kullanımlık sofra bezlerinden başka bir şey olamazsınız. Siz, denizin dibinde "inci" olmayı değil, kıyıya vurmuş çöp yığınlarından bir "çöp artığı" olmayı hak edersiniz ancak... Yaratıcının "eşref-i mahlukât" olarak yarattığı, yaratılmış varlıklar içerisinde en şerefli varlık olan, bir nevi kainatın yaratılmasına vesile olan, insan olmanın haysiyetini, şerefini ve insanlık onurunu yerlerde süründürmemek için; Gidin şerefinizle, namusunuzla çalışın, çabalayın, hayat mücadelesi verin ki; övünülecek bir şeyiniz  olsun hayatta, bir duruşunuz olsun, aynaya bakacak yüzünüz olsun... Gelecekte evlatlarınıza anlatabilecek gururlu bir gençliğiniz, müstakbel eşinizle paylaşabileceğiniz onurlu bir geçmişiniz olsun... Ben insanım diyebilecek sözünüz olsun... Sizler ve sizin gibiler, gelecek adına, geleceğe, bırakın sağlıklı bir nesil vaat etmeyi, sizler yapmış olduğunuz iffetsizlikle, ahlaksızlıkla, ancak namussuzluk vaat edebilirsiniz. Alnının teriyle, emeğiyle çalışan, didinen, hayat mücadelesi veren insanların sizin kadar, aklı ya da beyni yok mu sanıyorsunuz? Şundan emin olabilirsiniz ki, o insanlarda sizden daha çok akıl ve beyin var.... Daha da ötesi o insanlarda, sizde olmayan iffet, erdem, namus, ahlak ve değerler var.... Çünkü, o insanlar hayatın zorluklarına karşı, hayat mücadelesi verirlerken, karşılarına çıkan zorluklara karşı, önlerine bend olmaya çalışan art niyetli insanlara karşı; boyun eğmediler... Kolay olanı seçmediler, namuslarını ve iffetlerini ayaklar altına aldırıp, yerlere sermelerine müsaade etmediler... Belki, hayalleri yıkıldı, umutları kırıldı, taşıdıkları ağır yüklerden belleri büküldü, fakat asla boyunlarını eğip bükmediler... Bu insanlar daima kendileri ile hep gurur duydular; çünkü, üç kuruşa eğilip, beş kuruşa onurlarından olmadılar... Na merde muhtaç olup, onların heva ve isteklerine boyun eğip namuslarına leke sürdürmediler... Herşeye rağmen, tüm zorluklara rağmen insan olmanın onur ve şerefine leke sürdürmediler... Günler öyle ya da böyle geçmekte... Kuru ekmekle soğan yiyen içinde, ballı börek yiyip, kuş sütü içen içinde. Umutlar bir hayâl gibi uçup gitmekte... Hayallerine ulaşmayı sabırla bekleyenler içinde, sabırsızlıkla yanlıştan yanlışa koşanlar içinde. Geçmiş bir an gibi gelip geçmekte... Olduğu yerde bekleyen içinde, dünyayı dolaşıp gezip tozan içinde. Herkes bir yerlerde birilerini beklemekte; kimi yoldan gelenini, kimi yola gidenini... kimi terk ettiklerini, kimi davet ettiklerini...kimi oğlunu, kimi kızını... kimi babasını, kimi anasını... velhasıl hepimiz bekliyoruz, birgün ansızın vereceğemiz emanet olan son nefesi. Zaman hepimiz için, istesekte istemesekte, sessizce ve hızlıca akıp gidiyor... Ellerimizde yılların yıpranmışlığının izi, yüzümüzde rüzgârın sertliği, emeğin ve alınterinin çizgisi... Saçlarımıza düşen aklar, dizlerimize inen yorgunluk... Uykusuz geçen geceler, hasretle beklenen güzel günler... Helâl bir lokma ekmek yiyebilmek için verilen onlarca zorlu mücadele... Bunların hepsi gelip geçiyor... Geriye ne kalıyor biliyor musunuz? Ahlaklı bir hayat mücadelesi... Erdem ve edep dairesinde onurlu bir yaşam... Alınteri ile kazanılmış, insanca yaşanabilen bir hayat. Birinin “Allah razı olsun” deyişi. Ya da "İyi bir insandı" diye hayırla yâd etmesi.. Ve ardımızdan anlatılan küçük ama kıymetli anılar, kayda değer olan hâtıralar… Bu kısa dünya hayatının neticesinde; gök kubbede bırakılan "hoş bir seda"....
Ekleme Tarihi: 30 Mart 2026 -Pazartesi

İnsanın, Onur ve Şerefi Olmalı!

Biat etmek; insanın kendi aklını ve sorgulama gücünü geri plana itip, bir kişinin eylem ve söylemlerini sorgulamadan doğru kabul etmesidir. Bu kişi bir siyasi lider, bir din adamı, bir yazar ya da bir sanatçı olabilir. Biat kültürü "ideolojik körlük" hâline dönüşmemelidir.

İnsan bazen karşısındaki kişiden etkilenebilir...

Duygularına kapılır, hayranlık duyar, güvenmek ister. Ama bu, her söyleneni doğru, her yapılanı makbul görmek anlamına gelmemeli.

Çünkü, herkes yanılabilir. Çünkü, İnsan beşerdir, şaşar, ayakları doğru yoldan kayabilir. 

Bunun için önemli olan insanın;

Aklını ve mantığını kullanması lazım.

Düşünüp iyice değerlendirmeli.

Sorup sorgulaması gerekir.

Duygular insanı yanıltabilir, kalp etkilenebilir, zihin dünyası alt üst olabilir. Ama akıl, doğruyu yanlıştan ayırmak için en sağlam ölçü, âdil bir terazidir.

Kısacası;Kim olursa olsun, kim ne söylerse söylesin..

Aklınızın süzgecinden geçirmeyi ihmal etmeyin...

İnsan olarak doğmak elinizde değildi. Mademki, insan olarak dünyaya geldiniz, insan olmayı ve insan kalmayı başarabilin. İnsan olmanın onuruyla yaşayın.

Üç beş marka paçavra kıyafet giyeceğiz diye,

Lüks arabalara bineceğiz diye,

Görkemli otellerde tatil yapacağız diye,

Işıltılı mekanlarda latte kahve içeceğiz diye,

Akranlarımıza karşı biraz havamız olsun diye,

Sosyal medya mecralarında bir kaç havalı fotoğrafları paylaşabilmek için, 

Bir adım öne çıkabilmek, bir anlık hazlar için şahsiyetinizi geride bıraktığınız zaman, 

Onurunuzdan, insanlığınızdan, şeref ve haysiyetinizden taviz verip, insan olmanın onurunu ayaklar altına aldığınız takdirde,

Siz, kullanıp atılan, plastik kaplardan, tek kullanımlık sofra bezlerinden başka bir şey olamazsınız.

Siz, denizin dibinde "inci" olmayı değil, kıyıya vurmuş çöp yığınlarından bir "çöp artığı" olmayı hak edersiniz ancak...

Yaratıcının "eşref-i mahlukât" olarak yarattığı, yaratılmış varlıklar içerisinde en şerefli varlık olan, bir nevi kainatın yaratılmasına vesile olan, insan olmanın haysiyetini, şerefini ve insanlık onurunu yerlerde süründürmemek için;

Gidin şerefinizle, namusunuzla çalışın, çabalayın, hayat mücadelesi verin ki; övünülecek bir şeyiniz  olsun hayatta, bir duruşunuz olsun, aynaya bakacak yüzünüz olsun...

Gelecekte evlatlarınıza anlatabilecek gururlu bir gençliğiniz, müstakbel eşinizle paylaşabileceğiniz onurlu bir geçmişiniz olsun...

Ben insanım diyebilecek sözünüz olsun...

Sizler ve sizin gibiler, gelecek adına, geleceğe, bırakın sağlıklı bir nesil vaat etmeyi, sizler yapmış olduğunuz iffetsizlikle, ahlaksızlıkla, ancak namussuzluk vaat edebilirsiniz.

Alnının teriyle, emeğiyle çalışan, didinen, hayat mücadelesi veren insanların sizin kadar, aklı ya da beyni yok mu sanıyorsunuz?

Şundan emin olabilirsiniz ki, o insanlarda sizden daha çok akıl ve beyin var....

Daha da ötesi o insanlarda, sizde olmayan iffet, erdem, namus, ahlak ve değerler var....

Çünkü, o insanlar hayatın zorluklarına karşı, hayat mücadelesi verirlerken, karşılarına çıkan zorluklara karşı, önlerine bend olmaya çalışan art niyetli insanlara karşı; boyun eğmediler... Kolay olanı seçmediler, namuslarını ve iffetlerini ayaklar altına aldırıp, yerlere sermelerine müsaade etmediler...

Belki, hayalleri yıkıldı, umutları kırıldı, taşıdıkları ağır yüklerden belleri büküldü, fakat asla boyunlarını eğip bükmediler...

Bu insanlar daima kendileri ile hep gurur duydular; çünkü, üç kuruşa eğilip, beş kuruşa onurlarından olmadılar...

Na merde muhtaç olup, onların heva ve isteklerine boyun eğip namuslarına leke sürdürmediler...

Herşeye rağmen, tüm zorluklara rağmen insan olmanın onur ve şerefine leke sürdürmediler...

Günler öyle ya da böyle geçmekte...

Kuru ekmekle soğan yiyen içinde, ballı börek yiyip, kuş sütü içen içinde.

Umutlar bir hayâl gibi uçup gitmekte...

Hayallerine ulaşmayı sabırla bekleyenler içinde, sabırsızlıkla yanlıştan yanlışa koşanlar içinde.

Geçmiş bir an gibi gelip geçmekte...

Olduğu yerde bekleyen içinde, dünyayı dolaşıp gezip tozan içinde.

Herkes bir yerlerde birilerini beklemekte; kimi yoldan gelenini, kimi yola gidenini... kimi terk ettiklerini, kimi davet ettiklerini...kimi oğlunu, kimi kızını... kimi babasını, kimi anasını... velhasıl hepimiz bekliyoruz, birgün ansızın vereceğemiz emanet olan son nefesi.

Zaman hepimiz için, istesekte istemesekte, sessizce ve hızlıca akıp gidiyor...

Ellerimizde yılların yıpranmışlığının izi, yüzümüzde rüzgârın sertliği, emeğin ve alınterinin çizgisi...

Saçlarımıza düşen aklar, dizlerimize inen yorgunluk...

Uykusuz geçen geceler, hasretle beklenen güzel günler...

Helâl bir lokma ekmek yiyebilmek için verilen onlarca zorlu mücadele...

Bunların hepsi gelip geçiyor...

Geriye ne kalıyor biliyor musunuz?

Ahlaklı bir hayat mücadelesi...

Erdem ve edep dairesinde onurlu bir yaşam...

Alınteri ile kazanılmış, insanca yaşanabilen bir hayat.

Birinin “Allah razı olsun” deyişi.

Ya da "İyi bir insandı" diye hayırla yâd etmesi..

Ve ardımızdan anlatılan küçük ama kıymetli anılar, kayda değer olan hâtıralar…

Bu kısa dünya hayatının neticesinde; gök kubbede bırakılan "hoş bir seda"....

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.