Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

Sigara İçme Dersi: Üstelik Ücretsiz ve Uygulamalı!

Eğitimin nasıl olması gerektiği ile ilgili olarak yıllardır süregelen bir tartışma vardır. Eğitim "teorik mi?" olmalı yoksa "uygulamalı mı?". Genel itibariyle eğitimin "uygulamalı" olması fikri daha yaygındır; bir davranış eğitimin nasıl yapılacağı ile ilgili olarak, sayıları çok az olan, bazı okullarda dikkat edilse de, hemen hemen bütün okulların kapı önünde, bu işin laboratuvarı oluşturulmuş. Konu; sigaranın zararları. Yöntem; uygulamalı. Müfredat sade ve yalın; söyleneni değil, yapılanı 'uygula' yeter. Öğrenciler okuldan bir bir çıkıyor, eğitimciler çoktan yerini almışlar; dumanlar, sanki bir fabrika bacasını andırırcasına göklere yükseliyor. Bu durumu görünce, eğitim kurumları için söylenen "bacasız fabrika" deyiminin yersiz ve içinin boş olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Çünkü belki bacası yok, fakat, dumanı çok bazı eğitim kurumlarının. Mesele sadece sigara içmek değil; asıl mesele sigaranın nasıl teşvik edici bir şekilde içildiğidir. Eğitimciler kapının önünde, öğrencilerin tam görüş hizasında duruyorlar. Sigaralar elde, sohbet koyu, kahkahalar sigara dumanının eşliğinde havada uçuşuyor. Arada bir dumanı sağa sola doğru üflüyorlar, her eğitimcinin kendine has bir "sigara dumanı üfleme" sitili var. Ne de olsa eskiler "her yiğidin, bir yoğurt yeyişi var" demişler. Öğrenciler merakla ve dört gözle bakıyorlar; çünkü eğitim "uygulamalı", ayrıca bakılmayacak gibi de değil. Zaten rol model dediğin, kendini saklamaz, saklamamalı da. Kapalı alanlarda sigara içilmemesi konusu, apayrı bir muamma; kanunda kapalı alanlarda sigara içmek yasak, uygulama da serbest. Bugün ister kamu da isterse özel sektör de olsun, sigara içen insanların çoğu, bulundukları kapalı alanlarda sigara içiyorlar. Bu duruma kurumların yöneticileri de ses çıkarmıyorlar. Çünkü yöneticiler, eğer sigara içiyorlarsa, kendileri de odalarında, kapalı mekanlarda sigaralarını içmeye devam ediyorlar. Burada uygulama tersine işliyor. Yani kanunda var, lakin uygulamada yok. Öğrenci velileri de eğitimcilerden geri kalmıyorlar. Özellikle İlkokul ya da ortaokul çağındaki çocuklarını okuldan almaya gelen anne-babalar, okul kapısının hemen dışında küçük bir “sigara halkası” oluşturuyorlar. Sigaralar yakılıyor, paketler çıkarılıyor,  "buyur buradan yak",  “olmaz valla benden al” gibi karşılıklı, adeta bir birine ikram yarışı başlıyor. Burada bir birine ikram edilen şey, sadece sigara değil; ikram ediliş davranışının kendisi. Öğrencilere sözsüz bir davet şekli; “büyüyünce sizde burada olacaksınız." Sizde çocuklarınızı bizim gibi; bekleyip karşılamalısınız. Adeta "çocukların okuldan çıkışı nasıl beklenir" dersinin "uygulamalı" halini gösteriyorlar. Arada bir, biri çıkıp “kötü alışkanlık, sakın siz başlamayın ha” diye yarım ağızla bir cümle kuruyor. Diğer taraftan bir başka veli, sigarasının külünü parmağının ucuyla silkeliyor, izmariti ayağının ucuyla ezip yere bırakıyor. Ebeveynler sadece okul önünde mi? Tabii ki hayır; evde, balkonda, yemek masasında, oturma odasında televizyon karşısında, piknikte, yolculukta arabanın içerisinde kısacası çocuklarıyla birlikte oldukları her yerde, âdeta yedi yirmi dört çocuklarının yanında sigara içiyorlar. Bazı ebeveynlerde kendilerine göre, yaptıkları hatayı daha masum gösterebilmek adına; "ben çocuklarımın yanında içmiyorum, evin balkonunda içiyorum" gibi bir savunma mekanizması geliştirmişler. Oysaki sigaranın içerisinde var olan dört binden fazla zararlı maddelerin oluşturduğu patriküller, içen insanın üstünde, nereye giderse gitsin beraberinde gidiyor. Yani ben "eşimin ya da çocuklarımın yanında içmiyorum" ifadesi, sigara içen ebeveyni masum göstermez. Daha da kötüsü, ebeveyni masum göstermediği gibi, kendi eliyle sevdiklerini KOAH hastalığı gibi bir tehlikenin içerisine atıyorlar. Çünkü pasif içici durumunda olanlar, KOAH hastalığına daha kolay yakalanıyorlar. Anne babaların çocuklarına, "bu sigara çok kötü, sakın ha içmeyin, ben başladım siz başlamayın, çünkü başlayınca bırakılmıyor bu meret" gibi uyarıları dilden dile dolaşan, sözde olupta, özde olmayan, ayrıca samimi olmadığı için de, çok ta etkili olmayan bir uyarı şeklidir. Dersin adıyla uygulaması arasında ince bir çizgi var; sigaranın dumanı. Çocuklar da o perdenin arkasında, görmemeleri gerekenleri, en net haliyle görüyorlar. Çocuklara yapılan uyarılar sözde kalırken, alışkanlıklar ise meydanda, açık ve net bir şekilde sahneleniyor. Geçen gün bir eğitimci(!) Okulun önünde sigarasını bitirdikten sonra, izmaritini öyle bir attı ki, öyle gelişigüzel bir atış değil; kıvrak ve afilli bir parmak hareketiyle, sanki kendine has, görenlerin hafızasında bir iz bırakma ve hareketin altına "bu hareket benim tarzım" dercesine imza atar gibi. Yani “ben buyum” diyen bir iz. Öğrencilerin gözünün önünde, zihinlerine  bırakılan küçük bir hatıra. Öyle bir hatıra ki, hem insan sağlığına, hem de çevreye bırakılan silinmesi zor bir iz. Eskiden eğitimciler kapalı mekanlarda içerlerdi sigaralarını, en azından öğrencilerinin gözünün önünde değil. Kapalı alanlarda sigara içmek sağlık açısından sakıncalıdır düşüncesiyle, sigara içenleri açık alanlara çıkardık, âdeta eğitimcilere denildi ki, "sigara nasıl içilir, herkese gösterin". Dedik ya, eğitim dediğin, uygulamalı olmalıdır. Şimdi okulların etrafında, eğitimciler ile öğrenciler karşılıklı olarak "sigara nasıl içilir dersini" uygulamalı bir şekilde işliyorlar.  Yani öğrenciler de bu duruma karşı sessiz ve kayıtsız değiller. Gözleriyle yazıyorlar her şeyi; “bize ne söylendi, ne yapılıyor.” Ortada defter yok, kalem yok, silgiye zaten gerek yok; çünkü hafıza sağlam. Nasıl olsa bu dersin sınavı da yok, telafisine de gerek yok. Çünkü cevap anahtarı sınavdan önce herkese dağıtılmış; cevap belli "büyükler ne yapıyorsa, sizde onu yapın". Ne de olsa en kolay ve en kalıcı öğrenme metodu "modeli gözlemleyerek, taklit yoluyla yapılan öğrenme" yöntemidir. Burada şu unutulmamalıdır ki; çocuklar gözlerinden kirlenir, kulaklarından zehirlenirler. Yani biz büyükler, gösterdiklerimizle kirletiyoruz çocuklarımızın temiz dimağlarını, söylediklerimizle zehirliyoruz hafızalarını. Zaman içerisinde o çocuklar büyüyecekler. Okulun kapısının önünde durup sigarasını yakacak, dumanını sağa sola üfleyecek, izmariti kendine has oluşturduğu sitiliyle fırlatacak. O da kendini eğiten, eğitimcilerin ya da kendisini almaya gelen anne babasının yaptığı gibi; bir çocuğun belkide kendi çocuğunun gözünün içine bakıp, bir ah geçirecek ve içi rahat edecek. Çünkü evde ve okul yollarında kendisine öğretilenleri bir bir "uygulamaya" başlamıştı. Nede olsa, evde ve okulda en etkili eğitim, göstere göstere yapılan "uygulamalı" eğitimdir.
Ekleme Tarihi: 04 Mayıs 2026 -Pazartesi

Sigara İçme Dersi: Üstelik Ücretsiz ve Uygulamalı!

Eğitimin nasıl olması gerektiği ile ilgili olarak yıllardır süregelen bir tartışma vardır. Eğitim "teorik mi?" olmalı yoksa "uygulamalı mı?". Genel itibariyle eğitimin "uygulamalı" olması fikri daha yaygındır; bir davranış eğitimin nasıl yapılacağı ile ilgili olarak, sayıları çok az olan, bazı okullarda dikkat edilse de, hemen hemen bütün okulların kapı önünde, bu işin laboratuvarı oluşturulmuş.

Konu; sigaranın zararları.
Yöntem; uygulamalı.
Müfredat sade ve yalın; söyleneni değil, yapılanı 'uygula' yeter.

Öğrenciler okuldan bir bir çıkıyor, eğitimciler çoktan yerini almışlar; dumanlar, sanki bir fabrika bacasını andırırcasına göklere yükseliyor. Bu durumu görünce, eğitim kurumları için söylenen "bacasız fabrika" deyiminin yersiz ve içinin boş olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Çünkü belki bacası yok, fakat, dumanı çok bazı eğitim kurumlarının.

Mesele sadece sigara içmek değil; asıl mesele sigaranın nasıl teşvik edici bir şekilde içildiğidir. Eğitimciler kapının önünde, öğrencilerin tam görüş hizasında duruyorlar. Sigaralar elde, sohbet koyu, kahkahalar sigara dumanının eşliğinde havada uçuşuyor. Arada bir dumanı sağa sola doğru üflüyorlar, her eğitimcinin kendine has bir "sigara dumanı üfleme" sitili var. Ne de olsa eskiler "her yiğidin, bir yoğurt yeyişi var" demişler. Öğrenciler merakla ve dört gözle bakıyorlar; çünkü eğitim "uygulamalı", ayrıca bakılmayacak gibi de değil. Zaten rol model dediğin, kendini saklamaz, saklamamalı da.

Kapalı alanlarda sigara içilmemesi konusu, apayrı bir muamma; kanunda kapalı alanlarda sigara içmek yasak, uygulama da serbest. Bugün ister kamu da isterse özel sektör de olsun, sigara içen insanların çoğu, bulundukları kapalı alanlarda sigara içiyorlar. Bu duruma kurumların yöneticileri de ses çıkarmıyorlar. Çünkü yöneticiler, eğer sigara içiyorlarsa, kendileri de odalarında, kapalı mekanlarda sigaralarını içmeye devam ediyorlar. Burada uygulama tersine işliyor. Yani kanunda var, lakin uygulamada yok.

Öğrenci velileri de eğitimcilerden geri kalmıyorlar. Özellikle İlkokul ya da ortaokul çağındaki çocuklarını okuldan almaya gelen anne-babalar, okul kapısının hemen dışında küçük bir “sigara halkası” oluşturuyorlar. Sigaralar yakılıyor, paketler çıkarılıyor,  "buyur buradan yak",  “olmaz valla benden al” gibi karşılıklı, adeta bir birine ikram yarışı başlıyor. Burada bir birine ikram edilen şey, sadece sigara değil; ikram ediliş davranışının kendisi.

Öğrencilere sözsüz bir davet şekli; “büyüyünce sizde burada olacaksınız." Sizde çocuklarınızı bizim gibi; bekleyip karşılamalısınız. Adeta "çocukların okuldan çıkışı nasıl beklenir" dersinin "uygulamalı" halini gösteriyorlar.

Arada bir, biri çıkıp “kötü alışkanlık, sakın siz başlamayın ha” diye yarım ağızla bir cümle kuruyor. Diğer taraftan bir başka veli, sigarasının külünü parmağının ucuyla silkeliyor, izmariti ayağının ucuyla ezip yere bırakıyor.

Ebeveynler sadece okul önünde mi? Tabii ki hayır; evde, balkonda, yemek masasında, oturma odasında televizyon karşısında, piknikte, yolculukta arabanın içerisinde kısacası çocuklarıyla birlikte oldukları her yerde, âdeta yedi yirmi dört çocuklarının yanında sigara içiyorlar.

Bazı ebeveynlerde kendilerine göre, yaptıkları hatayı daha masum gösterebilmek adına; "ben çocuklarımın yanında içmiyorum, evin balkonunda içiyorum" gibi bir savunma mekanizması geliştirmişler. Oysaki sigaranın içerisinde var olan dört binden fazla zararlı maddelerin oluşturduğu patriküller, içen insanın üstünde, nereye giderse gitsin beraberinde gidiyor. Yani ben "eşimin ya da çocuklarımın yanında içmiyorum" ifadesi, sigara içen ebeveyni masum göstermez. Daha da kötüsü, ebeveyni masum göstermediği gibi, kendi eliyle sevdiklerini KOAH hastalığı gibi bir tehlikenin içerisine atıyorlar. Çünkü pasif içici durumunda olanlar, KOAH hastalığına daha kolay yakalanıyorlar.

Anne babaların çocuklarına, "bu sigara çok kötü, sakın ha içmeyin, ben başladım siz başlamayın, çünkü başlayınca bırakılmıyor bu meret" gibi uyarıları dilden dile dolaşan, sözde olupta, özde olmayan, ayrıca samimi olmadığı için de, çok ta etkili olmayan bir uyarı şeklidir.

Dersin adıyla uygulaması arasında ince bir çizgi var; sigaranın dumanı. Çocuklar da o perdenin arkasında, görmemeleri gerekenleri, en net haliyle görüyorlar. Çocuklara yapılan uyarılar sözde kalırken, alışkanlıklar ise meydanda, açık ve net bir şekilde sahneleniyor.

Geçen gün bir eğitimci(!) Okulun önünde sigarasını bitirdikten sonra, izmaritini öyle bir attı ki, öyle gelişigüzel bir atış değil; kıvrak ve afilli bir parmak hareketiyle, sanki kendine has, görenlerin hafızasında bir iz bırakma ve hareketin altına "bu hareket benim tarzım" dercesine imza atar gibi. Yani “ben buyum” diyen bir iz. Öğrencilerin gözünün önünde, zihinlerine  bırakılan küçük bir hatıra. Öyle bir hatıra ki, hem insan sağlığına, hem de çevreye bırakılan silinmesi zor bir iz.

Eskiden eğitimciler kapalı mekanlarda içerlerdi sigaralarını, en azından öğrencilerinin gözünün önünde değil. Kapalı alanlarda sigara içmek sağlık açısından sakıncalıdır düşüncesiyle, sigara içenleri açık alanlara çıkardık, âdeta eğitimcilere denildi ki, "sigara nasıl içilir, herkese gösterin".

Dedik ya, eğitim dediğin, uygulamalı olmalıdır. Şimdi okulların etrafında, eğitimciler ile öğrenciler karşılıklı olarak "sigara nasıl içilir dersini" uygulamalı bir şekilde işliyorlar. 

Yani öğrenciler de bu duruma karşı sessiz ve kayıtsız değiller. Gözleriyle yazıyorlar her şeyi; “bize ne söylendi, ne yapılıyor.” Ortada defter yok, kalem yok, silgiye zaten gerek yok; çünkü hafıza sağlam. Nasıl olsa bu dersin sınavı da yok, telafisine de gerek yok. Çünkü cevap anahtarı sınavdan önce herkese dağıtılmış; cevap belli "büyükler ne yapıyorsa, sizde onu yapın". Ne de olsa en kolay ve en kalıcı öğrenme metodu "modeli gözlemleyerek, taklit yoluyla yapılan öğrenme" yöntemidir. Burada şu unutulmamalıdır ki; çocuklar gözlerinden kirlenir, kulaklarından zehirlenirler. Yani biz büyükler, gösterdiklerimizle kirletiyoruz çocuklarımızın temiz dimağlarını, söylediklerimizle zehirliyoruz hafızalarını.

Zaman içerisinde o çocuklar büyüyecekler. Okulun kapısının önünde durup sigarasını yakacak, dumanını sağa sola üfleyecek, izmariti kendine has oluşturduğu sitiliyle fırlatacak. O da kendini eğiten, eğitimcilerin ya da kendisini almaya gelen anne babasının yaptığı gibi; bir çocuğun belkide kendi çocuğunun gözünün içine bakıp, bir ah geçirecek ve içi rahat edecek. Çünkü evde ve okul yollarında kendisine öğretilenleri bir bir "uygulamaya" başlamıştı. Nede olsa, evde ve okulda en etkili eğitim, göstere göstere yapılan "uygulamalı" eğitimdir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.