“Bu ülkede sağcı, solcu; ilerici, gerici yoktur. Namuslular ve namussuzlar vardır.” der Cemil Meriç.
Çünkü bu ülkede her sınıftan, her siyasi düşünceden, her cemaatten, her görüşten insanlar arasında o kadar çok hırsız, yolsuz ve ahlaksız insan var ki... Nihayetinde bunların hepsi aynı eğitim sisteminden geçiyorlar.
Eğitim sisteminin özüne bakıldığında, sadece akademik başarıya yönelik bir yoğunlaşma var. İyi insan olma şuuru, haram-helal duygusu, Allah korkusu, kul hakkı bilinci, dürüst insan olma gibi hasletler kalplere işlenmiyor.
En son yaşanan fon krizinde adı geçen eski bakan, genç yaşta bakan olmuş, önemli sorumluluklar verilmiş bir isim.
Burada can alıcı nokta, bu eski bakanın İslamiyet'in en önemli şiarlarından biri olan “başörtüsü”nü takıyor olması. Çünkü başörtülü olması nedeniyle İslamiyet'e saldırmak için pusuda bekleyen İslam düşmanlarının eline büyük bir koz verilmiş oldu.
Başörtüsü, AK Parti'nin büyük mücadeleleri sonucunda, en azından uzun yıllardır, kamusal alanlarda serbest olarak kullanılmakta ve insanlar inançlarının gereği olarak başörtülü bir şekilde görevlerini yerine getirebilmektedirler. Geçmişte bu ülkede yaşayan insanlar, başörtüsü konusunda büyük sınavlardan geçtiler.
Yaşanan olayı “başörtüsü” üzerinden gündeme getirenler şunu iyi bilmeli ki; kalpleri Allah'ın sevgisi, merhameti ve kul hakkı yeme korkusuyla donatmadıktan sonra dış görünüşün nasıl göründüğünün hiçbir kıymeti yoktur.
Başörtüsü, İslam'ın şiarı; vicdan ise kişinin karakteridir.
Bir insan yanlış yapıyorsa bu onu bağlar, inancını değil. Yani olayı dinin temelleri üzerinden değil, kişilerin karakterleri üzerinden değerlendirmek gerekir.
Bu eski bakan ve ailesi bu yüksek mevkilere hangi sebeple getirildi? İslami değerlere uygun bir yaşantı içerisinde oldukları için. Bu önemli makamlara gelenler şunu unutmamalıdır ki; Müslümanın en ufak bir hatası, bütün Müslümanların suçlanmasına sebep olur.
Çünkü Müslümanın sarığı beyazdır, leke götürmez. Hele hele böyle büyük makamlarda, herkesin gözü önünde hiç götürmez.
Burada akıllara takılan soru şu: Eski bakan olan bu hanımefendi, bu genç yaşta bu kadar parayı nereden kazandı ve milyarlık fon vurgununu nasıl yaptı?
Umarım bir yanlış anlaşılma vardır. İnşallah eski bakanın temiz olduğu anlaşılır. Yoksa bu eski bakan ve ailesi değil, Müslümanlık zarar görecek bu fon vurgunundan.
Şunu da unutmamak gerekir ki; “Huzur İslam'dadır, İslamcılarda değil.” İslamiyet'e saldırmak için bekleyenler bu ikisini birbirine karıştırmasınlar.
Son yıllarda bu olayda ve buna benzer diğer olaylara baktığımızda, önemli makamlara gelenlerin bir kısmının parasal konulardaki zaafiyetini insanın havsalası bir türlü almıyor.
Bir insana ömür boyu yetebilecek her şeyiniz var. Gücünüz var, paranız var, nüfuzunuz var, şöhretiniz var. Yedi ceddinize yetecek kadar varlığınız var. Yani var da var...
Bunca varlığa rağmen doymuyorsunuz.
Öyle bir doyumsuzluk açlığı içindesiniz ki onca fakir fukara, aç, zayıf, ezilmiş, garip gureba insanın önündeki bir lokmayı da alıyorsunuz. Ufacık rızkına da göz dikiyorsunuz. Kefen parası diye zor günler için kenara koyduğu üç kuruşluk yatırımına da çöküyorsunuz. Binbir emekle, çileyle gireceği işine, pozisyonuna kendi akrabalarınızı dolduruyorsunuz.
İnsanların yalnız lokmasını değil; rızkını, hakkını, geleceğini, başarısını, ümidini, her şeyini çalıyorsunuz.
Açgözlülük; öyle hastalıklı bir veba ki yalnız bireyi değil, toplumsal huzuru, adalet sistemini, kardeşlik ve barış ortamını, kolektif bağı ve gelecek ümidini alaşağı ediyor.
Bu öyle bir durum ki yalnızca bir kişi için değil, binlercesi için geçerli.
Çünkü bu açgözlülüğün fikri yok, ideolojisi yok, dini yok, cinsiyeti yok, eğitimi yok, şekli şemali yok. Her kılığa kolaylıkla girebilecek bir mizaç bu.
Bu marazlı mizaçların soyu kurutulana, kursaklarından garibanın hakkı olan her kuruş tahsil edilene kadar ıslah edilmesi gerekiyor. Aksi halde bu hastalıklı düşüncelerden kurtuluşun başka yolu yok.
Sizi eğitimli biri olarak, bir de bu ülkede imkân verilirse “başörtülü” kızlarımızın ve kadınlarımızın önemli işlere imza atabileceklerini temsil etmeniz açısından seçip vitrine koymuşlar. Bakan yapmışlar, yetmemiş genel başkan yardımcısı yapmışlar.
Zaten genel olarak ekonomik sorunlarını çözmüşsün...
Bu açgözlülük niye?
Anlamak mümkün değil…
“Yapmadım, öyle bir şey yok, bana iftira atıyorlar.” diyerek inkâr etseydi, “Acaba?” diyebilirdik. Ama etmiyor... Demek ki?
Eğer ortaya atılan iddialar doğruysa, durum hem çok vahim hem de çok yazık…
İnsan en çok başörtülülere ve başörtüsüne verdiği zarara üzülüyor. Halbuki duruşuyla, yapmaya çalıştığı hizmetleriyle güzel izler bırakabilirdi.
Başörtüsü takmak büyük bir sorumluluk ister. Fakat içini doldurmayınca, o şuur olmayınca hiçbir kıymeti de olmuyor.
Yapılan bu türden hatalar yüzünden tesettürün içi boşalıyor ve çok yazık oluyor.
Önce İslami değerler yerleştirilmeli zihinlere. Yani önce ahlak ve maneviyat…
O zaman tesettürün bir anlamı oluyor.
Dünyanın cazibedar yüzüne aldanan ve dünyevileşen, “seküler” dindarların bir kısmı çok ciddi bir şekilde oradan oraya savrulmaya devam ediyorlar.
Verdikleri hasarın farkında bile olmayan insanlara neyi, nasıl anlatacaksınız?
Bir kere bile “Ben bu hatayı nasıl yaptım? Ben bu makamları nasıl bu hale getirdim?” diye üzülmeyip, bir kere bile kaybetme korkusuyla eli ayağına dolaşmayan insanlara neyi anlatacaksınız?
Bakanlığı döneminde “kadının beyanı esastır” anlayışının savunucusu olması nedeniyle binlerce ailenin dağılmasının önü açılmıştı.
Acaba dağılan ailelerin ahı mı tuttu sayın eski bakana?
Ya da Allah'ın ayetlerini anlattığı ve uyulması gerektiğini hatırlattığı için “Bu türden hocalara itibar etmeyin.” diyerek görevinden ayrılmasına sebep olduğu hocanın mı ahı tuttu?
Ahı tuttu... Çünkü bu işte bakan yalnız değildir, onu buldu.
Ah eski bakan hanım, ah...
Bizler inananlar olarak beyaz sarığa namzet olmuşuz. Bunu bilerek kirletenlere yazıklar olsun.
Oldu mu? Yaptığınız iş size hiç yakıştı mı? Davanıza, inancınıza, başınızdaki başörtüsüne... Bu ne düşüncesizlik?
Nedir bu açgözlülük?
Sadece size değil, sizin gibi düşünenlerin hepsine yazıklar olsun.
Siyaseti “zenginler kulübüne” çevirerek haksız ve hukuksuz kazanç kapısı hâline getirenlere yazıklar olsun.
Vekil ve bakan olduktan sonra illegal yollarla kesesini dolduranlara yazıklar olsun.
“Sen bu parayı nereden buldun?” diye hesap sormayanlara da yazıklar olsun.
Ve bunlar sokağa çıkma cesaretini gösterip aramızda dolaşmaya başladıklarında, bunlara rağbet gösterip “Hoş geldiniz vekilim, hoş geldiniz bakanım, hoş geldiniz başkanım.” diyerek ağırlayıp da gönderenlere, velhasıl hepimize yazıklar olsun.
Resmen devletin gücüyle zengin olanlara binlerce kez yazıklar olsun.
Siz ve sizin gibiler; saya saya bitiremediniz, soya soya bitiremediniz güzelim ülkenin kaynaklarını.
Aslında bu meselenin özeti şu:
Bu basit bir fon vurgunu ya da piyasa dolandırıcılığı falan değildir. Bu yapılan düpedüz vatana ihanettir. Kendisine verilen yetkiyi kötüye kullanmaktır.
Bu nedenle ibretialem için bedeli en ağır şekilde ödetilmelidir. Bu tür insanların kökü bir daha yeşermemesi için iyice kazınmalıdır.
Kim suç işlemişse hesabını vermeli...
Kim görevini ihmal etmişse onun sorumluluğu da ortaya çıkarılmalı...
Kim korumuş, kollamış veya görmezden gelmişse hukuk onun karşısında da aynı şekilde işlemelidir.
Devletimizin “adalet sistemine” güvenimiz tamdır.
Ne diyelim, “Allah sonumuzu hayırlı etsin.” demekten başka elimizden gelen bir şey yok.

