Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

Çanakkale Geçilmedi mi?

18 Mart 1915 tarihi, takvimlerden sıradan bir günü ifade etmez anadolu insanının kalbinde. 18 Mart tarihimizin en önemli kilometre taşlarından birisidir. Haçlı zihniyeti bütün askeri imkanlarını kullanarak “Hasta Adam” nitelemesi yaptıkları Osmanlı İmparatorluğuna, son darbeyi vurup, Osmanlıyı tarih sahnesinden silip yok etmek için, Çanakkale sırtlarına kadar dayanmışlardı. Fakat, hiç beklemedikleri hatta tahmin bile edemedikleri bir direnişle karşılaşmışlardı. Netice itibariyle 250 bin Mehmetçiğimizi şehit vermiş olsakta, Çanakkale’yi geçemedi düşman kuvvetleri. İşte bu şanlı zaferin 111. yılında, bu zaferin gerçek mânasını idrak edebilme şuuruna varabilmek için, millet olarak tüm Türkiye'de çeşitli etkinliklerle yad ediyoruz. Yapılan etkinlikler de en fazla duyacağımız  “Çanakkale Geçilmez” ifadesi olacaktır. Belki 18 Mart 1915’te geçilmedi Çanakkale, belki topla tüfekle geçilmedi, fakat düşman strateji değiştirerek Çanakkale’yi başka yollarla çoktan geçtiler diye düşünüyorum. Nasıl mı? Düşmanlar, cennet vatanımız Türkiye'mize, 1915'te  Çanakkale’den giremediler belki ama, başta televizyonlar olmak üzere, dijital dünyanın bir çok faklı mecralarından girdiler. Televizyonlarda gündüz programlarında işlenen konular, dizi ve filmlerin içeriklerine ne diyeceğiz? Toplumumuzun en temel direği olan, aile kurumu bombalanırken, adeta ailenin temeline dinamit yerleştirilirken, gençlerimiz, ahlaksızlığın, iffetsizliğin ve yasaklı madde baronlarının pençesinde ordan oraya savrulurken “Çanakkale Geçilmez” demenin çokta bir anlamı olmuyor. Ülkeler savaşlarla, ekonomik krizlerle yıkılmaz. Ülkeler ahlaksızlıkla, fuhşiyatla, ilkesizlikle ve aile kurumunun ortadan kaldırılması ile yıkılır, yok olur. Eskiden savaşlar, topla tüfekle yapılırdı. Şimdi, bunlara gerek kalmadı artık. Çünkü, çok daha sinsi, çok daha tehlikeli dijital silahlarla ülkeler istila edilebiliyor. Hemde çok şirin gösterilen dijital bombalarla yok ediliyor toplumlar. Çocuklarımızın ve gençlerimizin beyinleri çürüyor, algıları yavaşlıyor,  düşünme ve muhakeme güçleri zayıflıyor, bir nevi akletmeden, üretmeden hazıra alıştırılarak yaşayan bir nesil yetiştiriliyor. Bugün Çanakkale’yi doğru anlayabilmek için aşağıdaki soruları cevaplandırmak gerekir. Çanakkale'de vatan için canlarını feda eden ecdadımız; Namusumuz dediğimiz kadınlarımız, kızlarımız uygunsuz kıyafetlerle, ekranlarda teşhir edilsinler diye mi şehit oldu 250 bin askerimiz? Seyit Onbaşı yüzlerce kiloluk top mermisini tek başına gençlerimiz uyuşturucu ve alkol bataklığında yok olsunlar diye mi taşıdı? Gençlerimiz, "Sanal Kumar" bağımlılığının pençesinde sürüklensin diye mi, daha çocuk diye bileceğimiz yaşlarda şehit oldu genç yiğitlerimiz?  İnsanımız ahlaksız yayınları seyrederek örf ve adetlerimizden uzaklaşsın, ar, namus ayaklar altına alınsın diye mi aç susuz günlerce siperlerde kaldı Mehmetçiğimiz? Bugün neredeyse hiçbir sağlık problemleri olmamasına rağmen, oruç tutmadığı gibi oruç tutanlara saygı göstermeyip ulu orta yiyip içilsin diye mi, şeyhülislam "oruç tutmayabilirsiniz" diye fetva vermesine rağmen, savaş esnasında bile, sahursuz oruç tuttu ve sadece bir yudum su ile iftar ettiler askerlerimiz? Çanakkale geçilmez öyle mi? Şu televizyonların yayınlarına bir bakın. Baba oğul aynı masada kadeh tokuşturuyor. Gençliğe işte böyle olun mesajı veriliyor inceden inceye. Bunları örf ve adetlerimizin neresine koyacağız? Gece hayatları ve çıplaklık özendiriliyor. Her yıl başında bir Noel baba furyasıdır gidiyor. Gençlik hiç sorgulamıyor bile bu Noel baba bizim neyimiz oluyor diye? Noel'e gösterilen ilgi, benim dini değerlerime, ezanıma, orucuma, bayramıma gösterilmiyorsa, “Çanakkale Geçilmez” bizim için 1915'te kalmış demektir. Evet Çanakkale zaferinin 111.yılını kutluyoruz bugünlerde. 111 yılda ne değişti ki bu cennet vatanımız işgal edilmesin, namusumuza namahrem eli değmesin diye her şeyinden vazgeçip cepheye koşan yiğit Mehmetçiğimizin yerini şimdilerde atalarımızın kutsal vatanı ve namusları için göğüs göğüse vuruştuğu İngilizin, Fransızın torunlarıyla kadeh tokuşturan, uygunsuz kıyafetlerle caddelerde dolaşan gençler aldı. Evet şimdi şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı. 1915 'te ecdadımız vatanını savunmak için, Osmanlı İmparatorluğu'nun çeşitli bölgelerinden kalkıp gelmişlerdi Çanakkale'ye. Belkide bir çoğu ne  Çanakkale’nin nerede olduğunu bilirdi, ne de aynalı çarşının nasıl bir yer? onu bilirlerdi. Onlar için asıl önemli olan, Halife tarafından "Cihad-ı Ekber"in ilan edilmiş olmasıydı. Çünkü, şairin dediği gibi "kimi hindi, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela" zalimler toplanıp bir araya gelerek yüklenmişlerdi boğaza, geçmek için saldırıyorlardı tüm güçleriyle. Hani milli şairimiz Mehmet Akif’in, “Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?” dediği Çanakkale Boğazını geçmeye gelmişlerdi. Çünkü, hasta adam diye gördükleri Osmanlı'yı yenmek, onlara göre, basit bir şeydi. Yedi düvelle mücadele, mücâhede eden Osmanlı, Çanakkale Boğazını müdafaa edecek güçte değildi. Gözü dönmüş düşmanların, askerleri, sayısal olarak Osmanlı’dan kat kat fazla, silâhı, teçhizatı, her şeyi   döneminin en son sistemiydi. Sahip oldukları imkanlar sayesinde, dağları devirir, dümdüz ederlerdi. Öyleki, boğazı geçmek şöyle dursun, dev gemileriyle, sağı-solu bombalaya bombalaya, rahatlıkla ilerleyip, İstanbul’u bile ele geçirirlerdi. Fakat, bilmedikleri, düşünemedikleri ve hesaba katmadıkları bir şey vardı. Onların topuna, tüfeğine, teçhizatına karşı duracak, onları Çanakkale’den geçirmeyecek bir iman bendi vardı. O iman, o göğüsleri öyle bir çelik mihver haline getirmişti ki, onu delip geçecek bir silah, onlarda bulunmuyordu. En kesif orduların dördü beşi yüklenmişti, fakat, Çanakkale’yi geçememişti. Var olan güçlü iman, onları geçirmemişti. Bunun içindir ki, Çanakkale, imkânın, iman karşısında mağlup olduğunun belgesidir. Şanlı ecdadımız, gazi oldular, şehit oldular fakat, Çanakkale’yi geçmelerine izin vermediler, onları ya boğazın derin sularına gömdüler, ya da geldikleri gibi geri gönderdiler, asla namuslarını çiğnetmediler. Ama, muharebeden, o büyük cihaddan sonra, o şanlı ecdadın yaptıklarını boşa çıkarırcasına faaliyetlerle, milletin uğruna savaştığı dinine, dinî değerlerine taarruz başlamıştı. İçeriden ya da dışarıdan hainler, savaş meydanında yapamadıklarını, artık rahatça yapabilecekleri bir vaziyete kavuşmuşlardı. Geçilmez olan Çanakkale geçilmiş, İstanbul işgal edilmiş, hatta Anadolu’nun en ücra yerlerine kadar, saf anadolu insanı, düşmanların zehirli fikirleriyle zehirlenmişlerdi. Çanakkale geçilmedi ise, fikirlerini yaymak için saldıran, düşmanlar gökten mi indiler?  Bu topraklar, sadece bir savaşın değil, bir milletin yeniden doğuşuna şahit oldu. Anafartalar’da, Conkbayırı’nda, Koca Seyit’in omuzlarında yükselen bir destandır Çanakkale. Fikir ve düşünce açısından bakıldığında, Çanakkale savaşında, Türk milleti hariç, herkes kazandı. Çünkü, Çanakkale Savaşı, bize, bir imparatorluğun yok olmasına, yüzbinlerce gencimizin ve okumuş insanımızın kaybına mal olmuştur. Çanakkale savaşından sonra bize öyle bir vatan kaldı ki; Ayağı topal, gözü yaşlı, kalbi kırık... 1945’te Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan atom bombalarının verdiği ekonomik, toplumsal ve psikolojik etkilerini, Japon toplumu eğitim sisteminin içerisinde çocuklarına küçük yaşlardan itibaren çok iyi anlattılar ve adeta zihinlerine kazıdılar. Peki biz Çanakkale Savaşının değerlerini çocuklarımıza gerçekten anlatıp, olması gereken şuuru ve bilinci verebildik mi? Biz toplum olarak, milli ve manevi değerlerimize gerçekten sahip çıkabildik mi? Yoksa o şanlı değerlerimizi sadece, günü geldiğinde bir slogan olarak mı anmaya çalışıyoruz? O gün orada, Çanakkale'de Allah için toprağa düşenler, bu topraklarda ezan susmasın, nâmahreme eller uzanmasın, kadınlarımızın şerefi olan örtüsüne dil uzatılmasın, Kur’an sesleri kesilmesin, ezan dinmesin, bayrak indirilmesin diye can verdiler. Bugüne geldiğimizde, ne yazık ki "aman olmasın" diye uğruna can verdikleri her şey oldu. Bugün hâlâ bu milletin mili ve manevi değerleriyle çatışma içerisinde olan, âdeta dini değerlere savaş açan bir sürü hainler yok mu? Çanakkale'ye iki bacakla koşarak gidip, tek bacakla geri dönen onbeşli gazilerimiz, hayatlarında elektrikli araçları, takma protezleri olmadan ömürlerinin geride kalan yıllarını, tek ayakkabı, iki koltuk değnekleriyle yaşadılar. Bugün, onların aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Kahraman ecdadımızın, Ruhları şad, mekanları cennet, makamları âli olsun inşaallah.
Ekleme Tarihi: 23 Mart 2026 -Pazartesi

Çanakkale Geçilmedi mi?

18 Mart 1915 tarihi, takvimlerden sıradan bir günü ifade etmez anadolu insanının kalbinde. 18 Mart tarihimizin en önemli kilometre taşlarından birisidir. Haçlı zihniyeti bütün askeri imkanlarını kullanarak “Hasta Adam” nitelemesi yaptıkları Osmanlı İmparatorluğuna, son darbeyi vurup, Osmanlıyı tarih sahnesinden silip yok etmek için, Çanakkale sırtlarına kadar dayanmışlardı. Fakat, hiç beklemedikleri hatta tahmin bile edemedikleri bir direnişle karşılaşmışlardı. Netice itibariyle 250 bin Mehmetçiğimizi şehit vermiş olsakta, Çanakkale’yi geçemedi düşman kuvvetleri.

İşte bu şanlı zaferin 111. yılında, bu zaferin gerçek mânasını idrak edebilme şuuruna varabilmek için, millet olarak tüm Türkiye'de çeşitli etkinliklerle yad ediyoruz. Yapılan etkinlikler de en fazla duyacağımız  “Çanakkale Geçilmez” ifadesi olacaktır. Belki 18 Mart 1915’te geçilmedi Çanakkale, belki topla tüfekle geçilmedi, fakat düşman strateji değiştirerek Çanakkale’yi başka yollarla çoktan geçtiler diye düşünüyorum.

Nasıl mı?

Düşmanlar, cennet vatanımız Türkiye'mize, 1915'te  Çanakkale’den giremediler belki ama, başta televizyonlar olmak üzere, dijital dünyanın bir çok faklı mecralarından girdiler.
Televizyonlarda gündüz programlarında işlenen konular, dizi ve filmlerin içeriklerine ne diyeceğiz? Toplumumuzun en temel direği olan, aile kurumu bombalanırken, adeta ailenin temeline dinamit yerleştirilirken, gençlerimiz, ahlaksızlığın, iffetsizliğin ve yasaklı madde baronlarının pençesinde ordan oraya savrulurken “Çanakkale Geçilmez” demenin çokta bir anlamı olmuyor.
Ülkeler savaşlarla, ekonomik krizlerle yıkılmaz. Ülkeler ahlaksızlıkla, fuhşiyatla, ilkesizlikle ve aile kurumunun ortadan kaldırılması ile yıkılır, yok olur.

Eskiden savaşlar, topla tüfekle yapılırdı. Şimdi, bunlara gerek kalmadı artık. Çünkü, çok daha sinsi, çok daha tehlikeli dijital silahlarla ülkeler istila edilebiliyor. Hemde çok şirin gösterilen dijital bombalarla yok ediliyor toplumlar. Çocuklarımızın ve gençlerimizin beyinleri çürüyor, algıları yavaşlıyor,  düşünme ve muhakeme güçleri zayıflıyor, bir nevi akletmeden, üretmeden hazıra alıştırılarak yaşayan bir nesil yetiştiriliyor.

Bugün Çanakkale’yi doğru anlayabilmek için aşağıdaki soruları cevaplandırmak gerekir.

Çanakkale'de vatan için canlarını feda eden ecdadımız;

Namusumuz dediğimiz kadınlarımız, kızlarımız uygunsuz kıyafetlerle, ekranlarda teşhir edilsinler diye mi şehit oldu 250 bin askerimiz?

Seyit Onbaşı yüzlerce kiloluk top mermisini tek başına gençlerimiz uyuşturucu ve alkol bataklığında yok olsunlar diye mi taşıdı?

Gençlerimiz, "Sanal Kumar" bağımlılığının pençesinde sürüklensin diye mi, daha çocuk diye bileceğimiz yaşlarda şehit oldu genç yiğitlerimiz? 

İnsanımız ahlaksız yayınları seyrederek örf ve adetlerimizden uzaklaşsın, ar, namus ayaklar altına alınsın diye mi aç susuz günlerce siperlerde kaldı Mehmetçiğimiz?

Bugün neredeyse hiçbir sağlık problemleri olmamasına rağmen, oruç tutmadığı gibi oruç tutanlara saygı göstermeyip ulu orta yiyip içilsin diye mi, şeyhülislam "oruç tutmayabilirsiniz" diye fetva vermesine rağmen, savaş esnasında bile, sahursuz oruç tuttu ve sadece bir yudum su ile iftar ettiler askerlerimiz?

Çanakkale geçilmez öyle mi?

Şu televizyonların yayınlarına bir bakın. Baba oğul aynı masada kadeh tokuşturuyor. Gençliğe işte böyle olun mesajı veriliyor inceden inceye. Bunları örf ve adetlerimizin neresine koyacağız?
Gece hayatları ve çıplaklık özendiriliyor. Her yıl başında bir Noel baba furyasıdır gidiyor. Gençlik hiç sorgulamıyor bile bu Noel baba bizim neyimiz oluyor diye?

Noel'e gösterilen ilgi, benim dini değerlerime, ezanıma, orucuma, bayramıma gösterilmiyorsa, “Çanakkale Geçilmez” bizim için 1915'te kalmış demektir.

Evet Çanakkale zaferinin 111.yılını kutluyoruz bugünlerde. 111 yılda ne değişti ki bu cennet vatanımız işgal edilmesin, namusumuza namahrem eli değmesin diye her şeyinden vazgeçip cepheye koşan yiğit Mehmetçiğimizin yerini şimdilerde atalarımızın kutsal vatanı ve namusları için göğüs göğüse vuruştuğu İngilizin, Fransızın torunlarıyla kadeh tokuşturan, uygunsuz kıyafetlerle caddelerde dolaşan gençler aldı.

Evet şimdi şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı.

1915 'te ecdadımız vatanını savunmak için, Osmanlı İmparatorluğu'nun çeşitli bölgelerinden kalkıp gelmişlerdi Çanakkale'ye. Belkide bir çoğu ne  Çanakkale’nin nerede olduğunu bilirdi, ne de aynalı çarşının nasıl bir yer? onu bilirlerdi. Onlar için asıl önemli olan, Halife tarafından "Cihad-ı Ekber"in ilan edilmiş olmasıydı. Çünkü, şairin dediği gibi "kimi hindi, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela" zalimler toplanıp bir araya gelerek yüklenmişlerdi boğaza, geçmek için saldırıyorlardı tüm güçleriyle. Hani milli şairimiz Mehmet Akif’in, “Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?” dediği Çanakkale Boğazını geçmeye gelmişlerdi. Çünkü, hasta adam diye gördükleri Osmanlı'yı yenmek, onlara göre, basit bir şeydi. Yedi düvelle mücadele, mücâhede eden Osmanlı, Çanakkale Boğazını müdafaa edecek güçte değildi. Gözü dönmüş düşmanların, askerleri, sayısal olarak Osmanlı’dan kat kat fazla, silâhı, teçhizatı, her şeyi   döneminin en son sistemiydi. Sahip oldukları imkanlar sayesinde, dağları devirir, dümdüz ederlerdi. Öyleki, boğazı geçmek şöyle dursun, dev gemileriyle, sağı-solu bombalaya bombalaya, rahatlıkla ilerleyip, İstanbul’u bile ele geçirirlerdi.

Fakat, bilmedikleri, düşünemedikleri ve hesaba katmadıkları bir şey vardı. Onların topuna, tüfeğine, teçhizatına karşı duracak, onları Çanakkale’den geçirmeyecek bir iman bendi vardı. O iman, o göğüsleri öyle bir çelik mihver haline getirmişti ki, onu delip geçecek bir silah, onlarda bulunmuyordu. En kesif orduların dördü beşi yüklenmişti, fakat, Çanakkale’yi geçememişti. Var olan güçlü iman, onları geçirmemişti. Bunun içindir ki, Çanakkale, imkânın, iman karşısında mağlup olduğunun belgesidir. Şanlı ecdadımız, gazi oldular, şehit oldular fakat, Çanakkale’yi geçmelerine izin vermediler, onları ya boğazın derin sularına gömdüler, ya da geldikleri gibi geri gönderdiler, asla namuslarını çiğnetmediler.

Ama, muharebeden, o büyük cihaddan sonra, o şanlı ecdadın yaptıklarını boşa çıkarırcasına faaliyetlerle, milletin uğruna savaştığı dinine, dinî değerlerine taarruz başlamıştı. İçeriden ya da dışarıdan hainler, savaş meydanında yapamadıklarını, artık rahatça yapabilecekleri bir vaziyete kavuşmuşlardı. Geçilmez olan Çanakkale geçilmiş, İstanbul işgal edilmiş, hatta Anadolu’nun en ücra yerlerine kadar, saf anadolu insanı, düşmanların zehirli fikirleriyle zehirlenmişlerdi. Çanakkale geçilmedi ise, fikirlerini yaymak için saldıran, düşmanlar gökten mi indiler? 

Bu topraklar, sadece bir savaşın değil, bir milletin yeniden doğuşuna şahit oldu. Anafartalar’da, Conkbayırı’nda, Koca Seyit’in omuzlarında yükselen bir destandır Çanakkale.

Fikir ve düşünce açısından bakıldığında, Çanakkale savaşında, Türk milleti hariç, herkes kazandı. Çünkü, Çanakkale Savaşı, bize, bir imparatorluğun yok olmasına, yüzbinlerce gencimizin ve okumuş insanımızın kaybına mal olmuştur.

Çanakkale savaşından sonra bize öyle bir vatan kaldı ki;

Ayağı topal, gözü yaşlı, kalbi kırık...

1945’te Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan atom bombalarının verdiği ekonomik, toplumsal ve psikolojik etkilerini, Japon toplumu eğitim sisteminin içerisinde çocuklarına küçük yaşlardan itibaren çok iyi anlattılar ve adeta zihinlerine kazıdılar.
Peki biz Çanakkale Savaşının değerlerini çocuklarımıza gerçekten anlatıp, olması gereken şuuru ve bilinci verebildik mi?

Biz toplum olarak, milli ve manevi değerlerimize gerçekten sahip çıkabildik mi?

Yoksa o şanlı değerlerimizi sadece, günü geldiğinde bir slogan olarak mı anmaya çalışıyoruz?

O gün orada, Çanakkale'de Allah için toprağa düşenler, bu topraklarda ezan susmasın, nâmahreme eller uzanmasın, kadınlarımızın şerefi olan örtüsüne dil uzatılmasın, Kur’an sesleri kesilmesin, ezan dinmesin, bayrak indirilmesin diye can verdiler. Bugüne geldiğimizde, ne yazık ki "aman olmasın" diye uğruna can verdikleri her şey oldu.

Bugün hâlâ bu milletin mili ve manevi değerleriyle çatışma içerisinde olan, âdeta dini değerlere savaş açan bir sürü hainler yok mu?

Çanakkale'ye iki bacakla koşarak gidip, tek bacakla geri dönen onbeşli gazilerimiz, hayatlarında elektrikli araçları, takma protezleri olmadan ömürlerinin geride kalan yıllarını, tek ayakkabı, iki koltuk değnekleriyle yaşadılar.

Bugün, onların aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Kahraman ecdadımızın, Ruhları şad, mekanları cennet, makamları âli olsun inşaallah.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.