Sayın Cumhurbaşkanı Ak Parti'nin genişletilmiş il başkanları toplantısında, oldukça duygu yüklü ve bir o kadarda sitem dolu ifadelerin yer aldığı doyurucu bir konuşma yaptı. Bu konuşmasının satır aralarında “Bizi başkalarıyla karıştırmayın, Bizler seccadeleri gözyaşıyla ıslatanların partisiyiz” diyerek oldukça gerçekci ve iddialı bir cümle kullandı.
Sayın Cumhurbaşkanı kullandığı bu ifadeyle bir gerçeği ifade etmiş oldu. Fakat bir farkla, çünkü o seccadeleri gözyaşıyla ıslatan kadrolar; Türkiye'nin içinde bulunduğu acı tabloları yaşamış, sadece seccadeleri değil, gönül dünyalarını da ıslatan, göz pınarlarından samimi göz yaşlarının süzüldüğü ilk yılların kadrolarıydı.
Bugüne geldiğimizde, aradan neredeyse çeyrek asırlık bir zaman dilimi geçti. Bu süre Türkiye Siyaseti açısından, tek partili dönemlerden sonra bir siyasi parti açısından önemli bir zaman dilimi. Bir daha başka bir partiye de nasip olur mu? bilmem.. ama Sayın Cumhurbaşkanım size nasip oldu. Bugün Ak Partiyi iktidara taşıyanlar, ekibinize değil, etrafınızdaki insanlara değil, partinize değil, Recep Tayyip Erdoğan’a, yani size inanarak ve güvenerek oy veriyorlar.
Çünkü insanlar sizlerin samimiyetine inanıyorlar. Reis varsa sorun yok diyorlar. İçine düştüğümüz bu durumdan bizi AK kadrolar kurtarır düşüncesi hakimdi. Bunun için tam çeyrek asırdır size güvendiler ve sizi tek başına iktidar yaptılar. Vatandaş, tüm zorluklara rağmen size sahip çıktı.
Şimdi, siz kurduğunuz bu partiye sahip çıkmanız gerekiyor. Çünkü insanlar size ulaşamıyorlar. Etrafınız "çelik zırhlı" düşüncelerden oluşan insanlarla çevrilmiş. Âdeta fil dişi kulelere hapsetmişler sizi. Halkın gerçek gündeminden uzaklaştırmışlar. Ya da "Kolektif Körlük" içerisinde yaşıyorlar.
Sadece kendi suni gündemleriyle meşgul etmişler partiyi. Saf anadolu düşüncesine sahip insanlar size ulaşamıyorlar. Gerçek sorunların size ulaşmasını istemiyorlar.
İstemiyorlar çünkü;
Vatandaşın canı yanarken, bazıları gülüp oynamışlar sadece..
Vatandaş evine götürecek ekmeği düşünürken, fonlayarak soymuş birileri...
Vatandaşın en ufak para transferini araştırırken, büyük para transferlerine göz yumulmuş...
Ülkede çürümüşlük almış başını giderken, görmemişler sizin etrafınızı saran "çelik zırhlı" düşünceye sahip olanlar...
İşiniz zor biliyorum. İnsan kendi eliyle kurup büyüttüğü, evladı gibi gördüğü parti'nin içerisinden yanlış şeyler çıktığı zaman, bu durumu kabullenmesi zordur. Bir babanın nasıl evlatlarının yanlışlarını kabullenmesi zorsa, sizin içinde durum aynıdır. Ama önemli olan var olan yanlışları görüp, yanlışı yapanların ayıklanmasıdır. Sizde bu "ayıklamayı" yapacağınızı ifade ettiniz. Allah kolaylıklar versin sizlere...
Sayın Cumhurbaşkanım!
Sizin bahsettiğiniz seccade, aynı seccade olabilir. Fakat seccadede oturanlar aynı mı?
Aynı safta durduğunuz sağınızdaki ve solunuzdaki insanlar aynı mı?
Ya da samimâne seccadenin üzerinde oturanlar var mı?
Seccadeden kalkanların hepsi aynı duygularla mı kalkıyorlar?
Seccadenin yönü aynı kıbleye mi bakıyor?
Seccadede oturanların amacı ne?
Namaz kılmak mı?
Samimi bir gözyaşı dökmek mi?
Ya da dindarlık maskesi altına girerek, ülkeyi nasıl soyabileceğini düşünmek mi?
Vatandaşın dertlerine nasıl çare oluruzu düşünmek mi? Yoksa kendi ceplerini nasıl dolduracaklarını mı düşünüyorlar?
Veya da en önemlisi özellikle yönetici pozisyonunda olanlardan seccadede oturanlar var mı?
Elbette bunları ifade ederken bir genel suçlama mantığıyla söylemiyorum. Mutlaka ülkesini ve partisini düşünenler vardır. Fakat sayıları oldukça azdır diye düşünüyorum. Tüm bu soruların cevaplarını bir bir zaman gösteriyor. Özellikle son yıllarda, hemen hemen her kurumdan, her tarafımızdan kokuşmuşluk akıyor. Nereye baksak bataklık... nereye sırtımızı dayasak sallanıyor... kime güvensek sırtımızdan vuruyor...Her taraftan kokuşmuşluk ve çürümüşlük akarken; arınmanın zamanı geldi de geçiyor bile...
TRT 1 de yayınlanan bir Karadeniz dizisinde sık kullanılan replikte ifade edildiği gibi "Dalınızı kıranın, ağacını kökünden söküp atın." Atın ki, bir daha hiç kimse bin bir emekle kurup, büyüttüğünüz partinize zarar verecek söz ve eylemlere cesaret edemesinler. Çünkü gerçek dava adamlığı; İmkâna rağmen değişmemek, yıllar geçsede karşısına çıkan hiçbir ayrıcalığa tenezzül etmeden, eski hayat tarzını korumak ve davanın kişisel zenginleşmeye dönüşmesine izin vermemektir
Sayın Cumhurbaşkanım!
Aradan geçen zaman, İnsanı değiştirir...
Makamlar da değiştirir insanı...
Para, mal mülk değiştirir benim diyen insanı...
Çeyrek asırlık kazanılan güç değiştirir insanı...
Evet seccadeleri gözyaşıyla ıslatanların kurduğu ve desteklediği partiye, sonradan çok farklı insanlar girdi. Alnı secdeye değmemiş, kıblesi Kâbe olmamış, dini herhangi bir vecibesini yerine getirirken zorluklarla karşılaşmamış, halk tabiriyle "karnı tok, altı kuru, keyfi yerinde" insanlar tarafından doldurulmuş partinin içi. Parti büyüdükçe, ister istemez gözü yaşlılar tarafından kurulan parti'nin, ekseninde de kaymalar olmuş olabilir. Para ve makam hırsı; dindarlığa dönüşümün önünü açmış olabilir. Devleti yönetmeye talip olanlar, zenginliklerine zenginlik katmaya, paraya pula talip olmamalı. Kamu imkânlarını ganimet olarak değil, emanet olarak görmeliler. Eğer ahlâk, liyakat ve hukuk esas alınırsa emanet ehli çoğalır, ganimet ehli azalır.
Onun içindir ki, bazen sonradan gelenler, eskiden sağlam duranları da değiştirir. O yüzden mesele seccadeyi gözyaşıyla ıslatmak kadar, asıl mesele o seccadeden kalktıktan sonra ne yapıldığıdır.
Kul hakkına nasıl bakıldığıdır.
Devlet malına nasıl sahip çıkıldığıdır.
Tüyü bitmemiş yetimin hakkının nasıl korunduğudur.
Belki de bugün yeni neferler aramadan önce partinin etrafına bakmak gerekiyor.
Kim partiye saldıranlara karşı duruyor?
Kim partinin altına dinamit koyanlarla iş görüyor?
Kim partiyi koruyor?
Kim size şirin görünmek için ucuz kahramanlık peşinde?
Kim parti erim erim erirken sessiz kalıp susuyor?
Ve en önemlisi de; partiye yeni gelenler eskileri de bozmuş olabilir mi?
Sayın Cumhurbaşkanım!
Bir de “İçinizdeki çürükleri ayıklayın.” demek tek başına yetmez. Çünkü çürümüş bir düzen, yarın geleni de çürütebilir. En acı olanı ise, çürüyenler çok olunca ortada ayıklanacak birileri olmuyor. Ya da kimse "çürük" olduğunu kabullenmek istemiyor. Daha da önemlisi; ne olursa olsun yeterki bizim partiye gelsin diye, partinin kapılarını herkese açmamaktır. Aklanmak için partiye gelenleri de aklamamak gerekir.
O yüzden daha önce partiyle hesabı olmayan, makamdan, paradan, insandan, sizden korkan değil; Allah’tan ve kul hakkından korkan insanlar bulmalısınız. Şehirlerde Hz. Ömer'in adaletini ve hassasiyetini gösterecek insanlar bulmalısınız. Liyakati değilde, biat edenleri tercih ederseniz; bir gün ihanete uğrarsınız, hiç beklemediğiniz bir anda sırtınızdan vurulursunuz.
Varsayalım ki çevrenizdeki bazıları hak hukuk dinlemiyorlar…
Varsayalım kul hakkından, yetim hakkından çekinmiyorlar...
Sadece sizden korkmaları bir anlam ifade etmiyor. Zaten
Allah’ın hesabından korkmayanlar, sizin tepkinizden mi korkacaklar?
Yok eğer öyleyse, yani Allah'tan korkmayıp, sizden korkuyorlarsa; bundan daha büyük bir tehlike yoktur. Çünkü bir insanın dünyasında "lider korkusu", Allah korkusunun önüne geçmişse, bundan ne lidere hayır gelir ne de millete.
Size sadık olanı değil, beytülmal'a sadık olanı ve ona sahip çıkanı bulmalısınız.
Sizden korkanı değil, Allah’tan korkanı bulmalısınız. Siz olmasanızda, siz duymasanızda, siz görmesenizde; etrafınızdakiler Allah'tan korktukları için yanlış yapmamalı...
Çünkü makamlar geçer...İktidarların süresi biter...Makamlar biter, İnsanlar gider...Ama kul hakkı büyük "ah" alır...
Seccadeyi "gözyaşı" ıslatır; emaneti ise ancak "ahlak" korur. İçinde ahlaki değerlerin olmadığı bir gözyaşı; zamanla timsah gözyaşlarına dönüşebilir. Bunun için "önce ahlak ve maneviyat" diyebilecek, "önce kul hakkı" diyecek, "önce milletini" düşünecek "vefalı" insanlar bulmalısınız.
Çünkü;
Vefa kanayan yaralara merhem olmaktır.
Vefa vatandaşın derdini dinleyip, hemhal olmaktır.
Vefa sağa sola saldırıp, suçu başka yerde aramak değildir.
Vefa davaya sadakattir. Vefa her yerde dürüstlüktür.
Vefa hakkaniyeti yitirmemeyi göze almaktır.
Vefa kerameti süslü kelimelerde aramamaktır.
Vefa, vatandaşı sadece seçim zamanlarında hatırlamak değil, her daim hatırlandığını hissettirmektir.
Vefa fonlamak değil, seccadelerin üzerinde ağlamaktır.
Vefa gerektiğinde boynuna ilmeği, kendi elleriyle geçirmektir.
Rabbim vefalı dostlarınızdan ayırmasın... sayılarını artırsın.

