Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

Okullar "Şiddetle" Anılmamalı!

Dünyada ABD'den alışkın olduğumuz okul saldırılarına, maalesef ülkemizde; Geçen yıl önce İstanbul Çekmeköy’deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 2 Mart 2026 tarihinde 17 yaşındaki bir öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetmesi ile başlayan okul ortamındaki şiddet olayları, ardından Şanlıurfa Siverek, daha sonrasında ise 15 Nisan 2026' da Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu öğrencilerinden 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırıda öğretmen Ayla Kara ve sekiz öğrencinin hayatını kaybetmesi ile zirveye çıkmıştı. Ayrıca saldırıyı gerçekleştiren ve aynı okulun öğrencisi olan çocuk saldırgan da hayatını kaybetmişti. Her yönüyle vahim olan bu olay; Türkiye'de gündemin birinci sırasına oturmuştu. Ve okullarda ki güvenlik problemleri tekrar tartışılmaya başlandı. İlgili ve yetkili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşların yetkilileri, okul güvenliği konusunda alınması gereken ve alınan tedbirleri, uzun uzun anlattılar. Bu konular günlerce yerel ve ulusal basının gündeminden düşmedi. Hatta televizyon kanallarında, suçlu ya da suçluların kimler olduğu, saldırıların asıl sebebinin ne olduğu günlerce konunun uzmanları tarafından tartışıldı. 2026-2027 Eğitim Öğretim Yılı'nın başlaması ile birlikte tüm gözler okullara ve okullarda ki güvenlik önlemlerine çevrilmiş, ve daha dün "okullarda alınabilecek güvenlik önlemleri" konusunda, İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi ve Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin "Okul Güvenliği Protokolüne" birlikte imza atmışlardı. Bugüne geldiğimizde, daha okulların açılmasının ikinci haftasında, 22 Eylül 2026 da Türkiye yine bir okul saldırısı ile güne uyandı. Manisa'nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 15 yaşındaki bir öğrencinin pompalı tüfekle ateş açması sonucunda 2'si ağır olmak üzere, 11 öğrencin yaralandığı haberleri ile, okullardaki güvenlik açığı var mı? Yok mu? konusu sıcaklığını korumakta. Yaşanan olayların ortak noktası saldırıyı gerçekleştirenlerin, dışarıdan değil içeriden olması, aynı okulun öğrencisi olması, daha çocuk yaşta olmaları, en acısı da kendi öğretmenlerini ve arkadaşlarını hedef alıyor olmalarıdır. Yani tehlikenin uzaktan değil, maalesef en yakından geliyor olmasıdır. Yaşanan olayların kontrol edilmesini zorlaştıran kısım da sanırım buradan kaynaklanmaktadır. Tehlikenin hiç beklenmedik bir yerden gelmiş olmasıdır.  Okullar hem öğrenciler, hem öğretmenler hem de veliler açısından; korkunun değil güvenin adresi olmalıdır. Ayrıca okullardan; silah sesleri değil, kalem ve silgi sesleri gelmelidir.  Bugün her zamankinden daha fazla; Hem öğrenciler hem de öğrenci velileri tarafından okulların güvenliği sorgulanmakta. Oysaki, okula giden bir öğrencinin aklında dersleri olmalı... Sınavlara hazırlık olmalı... Ayrıca okuyacağı kitaplar, arkadaşlarıyla yapacağı maçlar, teneffüste yapacakları bir kaç espri ve şakalar olmalı... Can güvenliği değil.  Aynı şekilde, velilerin aklında okula çocuğunu nasıl götüreceği, maddi ve manevi istek ve ihtiyaçlarına nasıl yetişeceği... LGS ve YKS'ye hazırlık aşamasında çocuklarına nasıl katkı sağlayacakları olmalı... Binbir emekle büyütüp, eğitim almaları için, okula gönderdikleri çocuklarının, acaba bugün bir şey olmadan eve gelebilecekler mi? Düşüncesi değil.  Her saldırının ardından aynı açıklamaları, aynı kınamaları, aynı sözleri duymak artık tek başına yetmiyor. Çünkü çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin can güvenliği; yetkililer tarafından kurulan, hazır, basma kalıp, iyi niyet cümleleriyle değil, alınan somut ve etkili önlemlerle sağlanır. Bunun içindir ki; Bir sonraki saldırıyı, bir sonraki yaralı çocukların ya da hayatını kaybetmiş çocukların haberlerini duymadan, bir başka anne babanın göz yaşı döküp yıkılmasını beklemeden; öğrencilerin, öğretmenlerin ve okul çalışanlarının can güvenliğini sağlamak, okulları güvenli ortamlar hâline getirmek için gerekli tedbirler derhal, ivedilikle ve hiçbir suistimale açık kapı bırakmadan, titizlikle alınmalıdır. Okul ortamları, bir çocuğun kendini güvende hissetmesi gereken, öğretmenler için ise görevlerini rahat bir şekilde yapabilecekleri korunaklı işyerleri olmalıdır. Aksi halde; kapısında şiddetin, yolunda korkunun, içinde silahların olduğu bir yerde eğitimden önce güvenliği konuşmak zorunda kalırız. Bu nedenle her saldırının ardından, yapılan birbirine benzer açıklamalar değil, bir sonraki saldırıyı önleyecek tedbirlerin alınması ve uygulanması önemlidir. Yetkili makamlar, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin güvenliği için artık daha somut adımlar atmalıdırlar. Alınan önlemler, olayın sıcaklığı ile anlık uygulamalarla değil, kararlı bir şekilde hayata geçirilerek kalıcı hâle getirilmelidir.  Tehlikenin farkında mısınız bilmiyorum? ama yeni yetişen çocuklarda; hiçbir şekilde "korku" ve "çekinme" duygusu yok. Bırakın polisten, askerden çekinmeyi, çocuklar artık anne babalarından korkmayı çekinmiyorlar bile. Biz herhangi bir misafirlikte anne babamızın tek bakışıyla, bir kaşını kaldırmasıyla yerimize oturur, sesimizi çıkarmazdık. Bugün ise geldiğimiz hâle bakın... "Aman psikolojisi bozulmasın, aman üzülmesin." diyerek hiçbir sınır koyulmayan çocuk, en ufak bir uyarıda anne babasını KADES uygulaması üzerinden şikâyet edebiliyorlar. Anne babalara gelince; sevgili ebeveynler! Çocuklarınızla rollerinizi karıştırmayın. Siz çocuklarınızın arkadaşı değilsiniz. Siz onların annesi, babası yani atasısınız. Çocuklarınız sizden korkmasınlar ama saygı duyup değer versinler.  Yaşanan olaylara baktığımızda, saldırgan öğrenci evden okula kadar pompalı tüfekle nasıl geliyor? Asıl mesele bu. Bunun anası babası yok mu? Hiç kimse görmüyor mu? farketmiyor mu? Evden çıkarken hiç mi kontrol eden yok bu çocukları? Okulun önüne kadar gelebildiyse gerisi boş, okula özel kuvvet polisi de yerleştirseniz nafile, o çocuk oraya kadar elini kolunu sallayarak nasıl gelebilir? Sorgulanması gereken bu... Önlem okul önünden önce, ailesinde ve sosyal yaşam üzerine alınması gereken önlemlerden geçiyor. O çocuk okulun önüne kadar geldiyse; ne silahsız güvenlik görevlisi, ne öğretmen ne de okul idaresi durdurabilir.  Bugün eğer bir okulun kapısından içeriye, silah girdiyse hepimizin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. Çünkü çocuklara matematiği, fiziği, müziği öğrettik, Türkçeyi, hayat bilgisini öğrettik... Sınavları kazandırdık... Ama öfkesini yönetebilmeyi, sevgiyi, merhamet etmeyi, istediğinin ânında olamayacağını, "hayır" cevabıyla yaşamayı, bir canlıya bir insana kıymamayı öğretebildik mi? Çocuklarımızın güvenliği ve geleceği için, hiç vakit kaybetmeden evlerimizi yeniden eğitim yuvasına çevirmeliyiz. Bir öğrenci okuluna kadar silahla gelebiliyorsa; artık sadece "okul güvenliğini" değil, çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimizi konuşmalıyız. Çünkü okul girişlerine yerleştirilen turnikeler kapıyı korur, kameralar koridorları ve bahçeyi izler ama; çocukta olması gereken "vicdanı" aile inşa eder. Evet hepimiz yaşananlardan dolayı çok üzgünüz... Merhametli, sevgi ile dolu, şiddetten uzak, kısacası daha iyi, kalbi ve gönlü güzel, merhametli çocuklar yetiştirmek için neler yapabiliriz? Bunları düşünmek zorundayız...
Ekleme Tarihi: 22 Eylül 2026 -Salı

Okullar "Şiddetle" Anılmamalı!

Dünyada ABD'den alışkın olduğumuz okul saldırılarına, maalesef ülkemizde; Geçen yıl önce İstanbul Çekmeköy’deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 2 Mart 2026 tarihinde 17 yaşındaki bir öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetmesi ile başlayan okul ortamındaki şiddet olayları, ardından Şanlıurfa Siverek, daha sonrasında ise 15 Nisan 2026' da Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu öğrencilerinden 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırıda öğretmen Ayla Kara ve sekiz öğrencinin hayatını kaybetmesi ile zirveye çıkmıştı. Ayrıca saldırıyı gerçekleştiren ve aynı okulun öğrencisi olan çocuk saldırgan da hayatını kaybetmişti.

Her yönüyle vahim olan bu olay; Türkiye'de gündemin birinci sırasına oturmuştu. Ve okullarda ki güvenlik problemleri tekrar tartışılmaya başlandı. İlgili ve yetkili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşların yetkilileri, okul güvenliği konusunda alınması gereken ve alınan tedbirleri, uzun uzun anlattılar. Bu konular günlerce yerel ve ulusal basının gündeminden düşmedi. Hatta televizyon kanallarında, suçlu ya da suçluların kimler olduğu, saldırıların asıl sebebinin ne olduğu günlerce konunun uzmanları tarafından tartışıldı.

2026-2027 Eğitim Öğretim Yılı'nın başlaması ile birlikte tüm gözler okullara ve okullarda ki güvenlik önlemlerine çevrilmiş, ve daha dün "okullarda alınabilecek güvenlik önlemleri" konusunda, İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi ve Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin "Okul Güvenliği Protokolüne" birlikte imza atmışlardı.

Bugüne geldiğimizde, daha okulların açılmasının ikinci haftasında, 22 Eylül 2026 da Türkiye yine bir okul saldırısı ile güne uyandı. Manisa'nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 15 yaşındaki bir öğrencinin pompalı tüfekle ateş açması sonucunda 2'si ağır olmak üzere, 11 öğrencin yaralandığı haberleri ile, okullardaki güvenlik açığı var mı? Yok mu? konusu sıcaklığını korumakta.

Yaşanan olayların ortak noktası saldırıyı gerçekleştirenlerin, dışarıdan değil içeriden olması, aynı okulun öğrencisi olması, daha çocuk yaşta olmaları, en acısı da kendi öğretmenlerini ve arkadaşlarını hedef alıyor olmalarıdır. Yani tehlikenin uzaktan değil, maalesef en yakından geliyor olmasıdır. Yaşanan olayların kontrol edilmesini zorlaştıran kısım da sanırım buradan kaynaklanmaktadır. Tehlikenin hiç beklenmedik bir yerden gelmiş olmasıdır. 

Okullar hem öğrenciler, hem öğretmenler hem de veliler açısından; korkunun değil güvenin adresi olmalıdır. Ayrıca okullardan; silah sesleri değil, kalem ve silgi sesleri gelmelidir. 

Bugün her zamankinden daha fazla; Hem öğrenciler hem de öğrenci velileri tarafından okulların güvenliği sorgulanmakta. Oysaki, okula giden bir öğrencinin aklında dersleri olmalı... Sınavlara hazırlık olmalı... Ayrıca okuyacağı kitaplar, arkadaşlarıyla yapacağı maçlar, teneffüste yapacakları bir kaç espri ve şakalar olmalı... Can güvenliği değil. 

Aynı şekilde, velilerin aklında okula çocuğunu nasıl götüreceği, maddi ve manevi istek ve ihtiyaçlarına nasıl yetişeceği... LGS ve YKS'ye hazırlık aşamasında çocuklarına nasıl katkı sağlayacakları olmalı... Binbir emekle büyütüp, eğitim almaları için, okula gönderdikleri çocuklarının, acaba bugün bir şey olmadan eve gelebilecekler mi? Düşüncesi değil. 

Her saldırının ardından aynı açıklamaları, aynı kınamaları, aynı sözleri duymak artık tek başına yetmiyor. Çünkü çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin can güvenliği; yetkililer tarafından kurulan, hazır, basma kalıp, iyi niyet cümleleriyle değil, alınan somut ve etkili önlemlerle sağlanır.

Bunun içindir ki; Bir sonraki saldırıyı, bir sonraki yaralı çocukların ya da hayatını kaybetmiş çocukların haberlerini duymadan, bir başka anne babanın göz yaşı döküp yıkılmasını beklemeden; öğrencilerin, öğretmenlerin ve okul çalışanlarının can güvenliğini sağlamak, okulları güvenli ortamlar hâline getirmek için gerekli tedbirler derhal, ivedilikle ve hiçbir suistimale açık kapı bırakmadan, titizlikle alınmalıdır.

Okul ortamları, bir çocuğun kendini güvende hissetmesi gereken, öğretmenler için ise görevlerini rahat bir şekilde yapabilecekleri korunaklı işyerleri olmalıdır. Aksi halde; kapısında şiddetin, yolunda korkunun, içinde silahların olduğu bir yerde eğitimden önce güvenliği konuşmak zorunda kalırız.

Bu nedenle her saldırının ardından, yapılan birbirine benzer açıklamalar değil, bir sonraki saldırıyı önleyecek tedbirlerin alınması ve uygulanması önemlidir. Yetkili makamlar, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin güvenliği için artık daha somut adımlar atmalıdırlar. Alınan önlemler, olayın sıcaklığı ile anlık uygulamalarla değil, kararlı bir şekilde hayata geçirilerek kalıcı hâle getirilmelidir. 

Tehlikenin farkında mısınız bilmiyorum? ama yeni yetişen çocuklarda; hiçbir şekilde "korku" ve "çekinme" duygusu yok.
Bırakın polisten, askerden çekinmeyi, çocuklar artık anne babalarından korkmayı çekinmiyorlar bile.
Biz herhangi bir misafirlikte anne babamızın tek bakışıyla, bir kaşını kaldırmasıyla yerimize oturur, sesimizi çıkarmazdık.

Bugün ise geldiğimiz hâle bakın...
"Aman psikolojisi bozulmasın, aman üzülmesin." diyerek hiçbir sınır koyulmayan çocuk, en ufak bir uyarıda anne babasını KADES uygulaması üzerinden şikâyet edebiliyorlar.

Anne babalara gelince; sevgili ebeveynler! Çocuklarınızla rollerinizi karıştırmayın. Siz çocuklarınızın arkadaşı değilsiniz.
Siz onların annesi, babası yani atasısınız. Çocuklarınız sizden korkmasınlar ama saygı duyup değer versinler. 

Yaşanan olaylara baktığımızda, saldırgan öğrenci evden okula kadar pompalı tüfekle nasıl geliyor? Asıl mesele bu.
Bunun anası babası yok mu?
Hiç kimse görmüyor mu? farketmiyor mu?
Evden çıkarken hiç mi kontrol eden yok bu çocukları?
Okulun önüne kadar gelebildiyse gerisi boş, okula özel kuvvet polisi de yerleştirseniz nafile, o çocuk oraya kadar elini kolunu sallayarak nasıl gelebilir? Sorgulanması gereken bu...

Önlem okul önünden önce, ailesinde ve sosyal yaşam üzerine alınması gereken önlemlerden geçiyor.

O çocuk okulun önüne kadar geldiyse; ne silahsız güvenlik görevlisi, ne öğretmen ne de okul idaresi durdurabilir. 

Bugün eğer bir okulun kapısından içeriye, silah girdiyse hepimizin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. Çünkü çocuklara matematiği, fiziği, müziği öğrettik, Türkçeyi, hayat bilgisini öğrettik... Sınavları kazandırdık...

Ama öfkesini yönetebilmeyi, sevgiyi, merhamet etmeyi, istediğinin ânında olamayacağını, "hayır" cevabıyla yaşamayı, bir canlıya bir insana kıymamayı öğretebildik mi?

Çocuklarımızın güvenliği ve geleceği için, hiç vakit kaybetmeden evlerimizi yeniden eğitim yuvasına çevirmeliyiz.

Bir öğrenci okuluna kadar silahla gelebiliyorsa; artık sadece "okul güvenliğini" değil, çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimizi konuşmalıyız. Çünkü okul girişlerine yerleştirilen turnikeler kapıyı korur, kameralar koridorları ve bahçeyi izler ama; çocukta olması gereken "vicdanı" aile inşa eder.

Evet hepimiz yaşananlardan dolayı çok üzgünüz...

Merhametli, sevgi ile dolu, şiddetten uzak, kısacası daha iyi, kalbi ve gönlü güzel, merhametli çocuklar yetiştirmek için neler yapabiliriz? Bunları düşünmek zorundayız...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.