Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Hayrat Yardım
Rahmi Sarıkurt
Köşe Yazarı
Rahmi Sarıkurt
 

Kediye Köpeğe Verdiğimiz Değeri Çocuklara Veriyor muyuz?

Son günlerde ülkemizde okullarda yaşanan saldırılar, hepimizi aynı sorunun etrafında düşünmeye mecbur bırakıyor: Çocuklarımızı neden kaybediyoruz? Okulların güvenliği elbette önemlidir. Kapıda güvenlik önlemleri alınabilir, kameralar artırılabilir, hatta teorik olarak her öğrencinin yanına bir polis görevlisi bile verilebilir. Ama asıl soru şu: Bir çocuğun elindeki öfkeyi, kalbindeki boşluğu ve zihnindeki karanlığı polis nasıl durduracak? Polis olay olduğunda müdahale eder. Öğretmen okulda yol gösterir. Devlet güvenliği sağlar. Ama çocuğun karakterini, vicdanını, merhametini ve sorumluluk duygusunu ilk olarak aile inşa eder. ÇOCUK SADECE DOYURULMAK İSTEMEZ Bugünün ailesinde büyük bir yorgunluk var. Anne çalışıyor, baba çalışıyor. Eve gelindiğinde herkes günün yükünü omuzlarında taşıyor. Sofra kuruluyor, telefonlar masaya geliyor, televizyon açılıyor. Aynı evin içinde birbirinden uzaklaşan insanlar ortaya çıkıyor. Çocuk odasında telefonuyla baş başa… Anne kendi yorgunluğuyla… Baba kendi telaşıyla… Ve bazen aynı evin içinde yaşayan insanlar, birbirlerinin yüzüne bakmadan bir günü daha tamamlıyor. Elbette çalışan anne de vardır, çalışan baba da. Hayat şartları ağırdır. Her aileyi aynı kefeye koymak haksızlık olur. Sorunlu aileler de vardır, büyük fedakârlıklarla çocuğuna sahip çıkan aileler de… Ancak bütün bunların arasında gözden kaçırmamamız gereken bir gerçek var: Çocuğun sadece karnını doyurmak yetmiyor. Çocuğun ruhunu da doyurmak gerekiyor. KEDİYE, KÖPEĞE GÖSTERDİĞİMİZ MERHAMETİ ÇOCUĞA GÖSTEREBİLİYOR MUYUZ? Bir sokak hayvanı yaralansa üzülüyoruz. Bir kedi aç kalsa mama bırakıyoruz. Bir köpek başını okşadığımızda içimiz yumuşuyor. Peki kendi çocuğumuzun gözlerinin içine ne kadar bakıyoruz? “Bugün nasılsın?” diye gerçekten soruyor muyuz? “Canını sıkan bir şey var mı?” diye dinliyor muyuz? “Seninle gurur duyuyorum.” diyebiliyor muyuz? Bazen çocukların yaptığı yanlışların arkasında yalnızca disiplin eksikliği değil, duyulma ve görülme ihtiyacı da olabilir. Çocuk ilgi ister. Sevgi ister. Onaylanmak ister. Dinlenmek ister. Ve en önemlisi, değerli olduğunu hissetmek ister. İSLAM'IN TERBİYE ANLAYIŞI İslam dini çocuğu yalnızca büyütmeyi değil, ahlakla yetiştirmeyi merkeze alır. Peygamber Efendimiz'in çocuklara yaklaşımında sevgi, merhamet ve anlayışın önemli bir yeri vardır. Çocukların küçümsenmediği, dinlendiği, sevildiği bir terbiye anlayışı vardır. Çünkü iman yalnızca sözle anlatılan bir kavram değildir. Ahlak davranışta görünür. Çocuğa “yalan söyleme” demek kadar, onun yanında dürüst olmak gerekir. “Kimseye zarar verme” demek kadar, merhameti yaşatmak gerekir. “Büyüklerine saygılı ol” demek kadar, çocuğa saygı göstermek gerekir. Çocuk çoğu zaman bizim söylediklerimizi değil, bizim yaşadıklarımızı öğrenir. POLİS SON DURAKTIR, AİLE İLK DURAK Bugün okulların güvenliğini konuşuyoruz. Konuşmalıyız. Ancak güvenlik kameralarını, polisleri, kapıları ve tedbirleri artırırken başka bir kapıyı da unutmamalıyız: Evimizin kapısını. Çünkü çocuk okula gelmeden önce evden çıkıyor. İlk kelimeyi öğretmenden önce anne-babasından duyuyor. İlk sevgiyi, ilk şefkati, ilk sınırı ve ilk ahlak anlayışını ailesinden öğreniyor. Bu nedenle mesele sadece “okulları nasıl daha güvenli hale getiririz?” sorusu değildir. Bir başka soruyu da sormamız gerekiyor: Evlerimizi çocuklarımız için ne kadar güvenli hale getirdik? ÇOCUKLARIMIZA SADECE TELEFON DEĞİL, VAKİT VERELİM Belki de bugün çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey pahalı telefonlar, daha büyük odalar veya daha fazla oyuncak değildir. Anne-babasının zamanı. Birlikte yenilen bir akşam yemeği… Telefonsuz yarım saat… Birlikte edilen bir dua… Birlikte okunan birkaç sayfa… Bir çocuğun başını okşayıp “Ben buradayım” diyebilmek… Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir. Ama bazen bir çocuğun hayatında en büyük izleri küçük görünen şeyler bırakır. Çocuğumuza ahlakı öğretmeden sadece güvenlik tedbirleriyle bütün sorunları çözebileceğimizi düşünüyorsak yanılıyoruz. Çünkü polis çocuğun kapısını koruyabilir; fakat çocuğun kalbine ancak ailesi ulaşabilir. Bugün belki de hepimizin kendi çocuğuna dönüp sorması gereken soru çok basit: “Ben seni gerçekten dinliyor muyum?” Çünkü bazı çocuklar yaramaz değildir… Bazıları sadece fark edilmek için bağırıyordur. Ve bazen bir çocuğu kurtarmanın ilk adımı, ona nasihat vermek değil; yanına oturup gerçekten dinlemektir.
Ekleme Tarihi: 07 Ekim 2026 -Çarşamba

Kediye Köpeğe Verdiğimiz Değeri Çocuklara Veriyor muyuz?

Son günlerde ülkemizde okullarda yaşanan saldırılar, hepimizi aynı sorunun etrafında düşünmeye mecbur bırakıyor:

Çocuklarımızı neden kaybediyoruz?

Okulların güvenliği elbette önemlidir. Kapıda güvenlik önlemleri alınabilir, kameralar artırılabilir, hatta teorik olarak her öğrencinin yanına bir polis görevlisi bile verilebilir.

Ama asıl soru şu:

Bir çocuğun elindeki öfkeyi, kalbindeki boşluğu ve zihnindeki karanlığı polis nasıl durduracak?

Polis olay olduğunda müdahale eder. Öğretmen okulda yol gösterir. Devlet güvenliği sağlar.
Ama çocuğun karakterini, vicdanını, merhametini ve sorumluluk duygusunu ilk olarak aile inşa eder.

ÇOCUK SADECE DOYURULMAK İSTEMEZ

Bugünün ailesinde büyük bir yorgunluk var.

Anne çalışıyor, baba çalışıyor. Eve gelindiğinde herkes günün yükünü omuzlarında taşıyor. Sofra kuruluyor, telefonlar masaya geliyor, televizyon açılıyor.

Aynı evin içinde birbirinden uzaklaşan insanlar ortaya çıkıyor.

Çocuk odasında telefonuyla baş başa…

Anne kendi yorgunluğuyla…

Baba kendi telaşıyla…

Ve bazen aynı evin içinde yaşayan insanlar, birbirlerinin yüzüne bakmadan bir günü daha tamamlıyor.

Elbette çalışan anne de vardır, çalışan baba da. Hayat şartları ağırdır. Her aileyi aynı kefeye koymak haksızlık olur. Sorunlu aileler de vardır, büyük fedakârlıklarla çocuğuna sahip çıkan aileler de…

Ancak bütün bunların arasında gözden kaçırmamamız gereken bir gerçek var:

Çocuğun sadece karnını doyurmak yetmiyor. Çocuğun ruhunu da doyurmak gerekiyor.

KEDİYE, KÖPEĞE GÖSTERDİĞİMİZ MERHAMETİ ÇOCUĞA GÖSTEREBİLİYOR MUYUZ?

Bir sokak hayvanı yaralansa üzülüyoruz.

Bir kedi aç kalsa mama bırakıyoruz.

Bir köpek başını okşadığımızda içimiz yumuşuyor.

Peki kendi çocuğumuzun gözlerinin içine ne kadar bakıyoruz?

“Bugün nasılsın?” diye gerçekten soruyor muyuz?

“Canını sıkan bir şey var mı?” diye dinliyor muyuz?

“Seninle gurur duyuyorum.” diyebiliyor muyuz?

Bazen çocukların yaptığı yanlışların arkasında yalnızca disiplin eksikliği değil, duyulma ve görülme ihtiyacı da olabilir.

Çocuk ilgi ister.

Sevgi ister.

Onaylanmak ister.

Dinlenmek ister.

Ve en önemlisi, değerli olduğunu hissetmek ister.

İSLAM'IN TERBİYE ANLAYIŞI

İslam dini çocuğu yalnızca büyütmeyi değil, ahlakla yetiştirmeyi merkeze alır.

Peygamber Efendimiz'in çocuklara yaklaşımında sevgi, merhamet ve anlayışın önemli bir yeri vardır. Çocukların küçümsenmediği, dinlendiği, sevildiği bir terbiye anlayışı vardır.

Çünkü iman yalnızca sözle anlatılan bir kavram değildir.

Ahlak davranışta görünür.

Çocuğa “yalan söyleme” demek kadar, onun yanında dürüst olmak gerekir.

“Kimseye zarar verme” demek kadar, merhameti yaşatmak gerekir.

“Büyüklerine saygılı ol” demek kadar, çocuğa saygı göstermek gerekir.

Çocuk çoğu zaman bizim söylediklerimizi değil, bizim yaşadıklarımızı öğrenir.

POLİS SON DURAKTIR, AİLE İLK DURAK

Bugün okulların güvenliğini konuşuyoruz.

Konuşmalıyız.

Ancak güvenlik kameralarını, polisleri, kapıları ve tedbirleri artırırken başka bir kapıyı da unutmamalıyız:

Evimizin kapısını.

Çünkü çocuk okula gelmeden önce evden çıkıyor.

İlk kelimeyi öğretmenden önce anne-babasından duyuyor.

İlk sevgiyi, ilk şefkati, ilk sınırı ve ilk ahlak anlayışını ailesinden öğreniyor.

Bu nedenle mesele sadece “okulları nasıl daha güvenli hale getiririz?” sorusu değildir.

Bir başka soruyu da sormamız gerekiyor:

Evlerimizi çocuklarımız için ne kadar güvenli hale getirdik?

ÇOCUKLARIMIZA SADECE TELEFON DEĞİL, VAKİT VERELİM

Belki de bugün çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey pahalı telefonlar, daha büyük odalar veya daha fazla oyuncak değildir.

Anne-babasının zamanı.

Birlikte yenilen bir akşam yemeği…

Telefonsuz yarım saat…

Birlikte edilen bir dua…

Birlikte okunan birkaç sayfa…

Bir çocuğun başını okşayıp “Ben buradayım” diyebilmek…

Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir.

Ama bazen bir çocuğun hayatında en büyük izleri küçük görünen şeyler bırakır.

Çocuğumuza ahlakı öğretmeden sadece güvenlik tedbirleriyle bütün sorunları çözebileceğimizi düşünüyorsak yanılıyoruz.

Çünkü polis çocuğun kapısını koruyabilir; fakat çocuğun kalbine ancak ailesi ulaşabilir.

Bugün belki de hepimizin kendi çocuğuna dönüp sorması gereken soru çok basit:

“Ben seni gerçekten dinliyor muyum?”

Çünkü bazı çocuklar yaramaz değildir…

Bazıları sadece fark edilmek için bağırıyordur.

Ve bazen bir çocuğu kurtarmanın ilk adımı, ona nasihat vermek değil;

yanına oturup gerçekten dinlemektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve davrazhaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.